İzmir’in kültür takviminin yaprakları bu sayfada: Kİ Takvim

Gazeteci Utkucan Akkaş’ın yönettiği “Kİ Takvim” adlı sosyal medya hesabı İzmir’de kültür-sanat hayatını çok yönlü paylaşımlarla takip ediyor ve İzmir’e duyuruyor

Abone Ol

Utkucan Akkaş’ı Ege Telgraf sayfalarından tanıyoruz. Haberleriyle kentte gündem yaratmış isimlerden biri. Ancak, hiçbir zaman sanat alanından kopmadı. Şimdilerde Şehir Tiyatroları basın biriminde görevli. Diğer yandan kısa sürede ciddi bir takipçi sayısına ulaşan Kİ (Kültür İzmir) Takvim hesabını da yönetiyor. Utkucan Akkaş ile İzmir’in sanat hayatını, yaptığı çalışmaları konuştuk. Sözü Akkaş’a bırakıyoruz.

-Sevgili Utkucan, bir süredir “Kİ Takvim” adlı sosyal medya hesabından sanata dair paylaşımlar ve duyurular yapıyorsun. Bize bu hesabın adının hikayesiyle birlikte oluşum sürecini anlatır mısın?

Uzun yıllardır İzmir’de, kültür sanat alanında üreten ya da sanatı takip eden insanlar için kapsayıcı bir platformun eksikliğini hissediyoruz. Özellikle son yıllarda, çeşitli sebeplerle az sayıdaki nitelikli yayın da ya sektörden çekildi ya da işlevselliğini yitirecek kadar küçülmek zorunda kaldı. 2022'den bu yana İzmir Şehir Tiyatroları'nda basın yayın halkla ilişkiler uzmanı olarak çalışıyorum. Tiyatronun yaptığı çalışmaları sanatseverlere duyurmak istediğimizde, kentte bu anlamda ciddi bir platform eksikliği olduğunu daha net gördüm. Yolculuğuna iyi niyetle başlayan kimi sayfa ve platformlar varlığını sürdüremedi. “Etkinlik” sayfası adı altında faaliyet gösteren kimileri ise zamanla daha çok mekân tanıtımlarına ya da kent dışından prodüksiyon şirketleri aracılığıyla çalışan sanatçıların reklamlarına yöneldi. Bu da anlaşılır elbette; basit gibi görünse de ciddi mesai isteyen bir işten söz ediyoruz. Ekonomik bir sürdürülebilirlik olmadan bunca mesai isteyen bir işin ayakta kalması, ya da amatör bir ruhla bile sürdürülmesi pek mümkün değil. En azından zaman maliyetinin karşılanması gerekiyor. Bir süre giriştiğim bu arayışın ardından ‘Madem bağımsız sanatçılara ses, sanatseverlere de yol gösterici nitelikte olabilecek bir platform yok, iletişim de benim profesyonel alanım o halde bir alan ben yaratabilir miyim?’ düşüncesiyle 7 ay önce kolları sıvadım. Her türlü olumsuzluğa rağmen inatla üretimini İzmir'de sürdüren sanat ve kültür insanlarına, çalışmalarını duyurabilecekleri ücretsiz bir alan yaratmaya çalışıyorum… Bunu yaparken de tatlı anekdotlar ve içeriklerle de insanların kültür ve sanata olan ilgisini genel anlamda artırmaya çalışıyorum.

İsim hikayesi de bu süreçte gelişti aslında. ‘Öyle bir sayfa yaratalım ki İzmirli bağımsız sanatçıların çalışmaları için ücretsiz olsun, öyle bir sayfa kuralım ki sanatseverlere doğru bir yönlendirme yapabilelim’ diye düşünürken adı da böyle gelişti ve Kİ Takvim oldu. 'Öyle bir takvim Kİ, kulisi olmayandan yana...’ Açılımı da en azından bizim için; ‘Kültür İzmir’. Henüz çok yeni, bebek adımlarıyla ben ve çevremdeki birkaç arkadaşımın çok değerli destekleriyle ilerlemeyi sürdürüyoruz. Elbette bizim de belli bir yerden sonra sponsorlara, reklam verenlere ihtiyacımız olacak. İzmirli sanatçıların işlerine ücretsiz kalmaya devam etmek şartıyla bunlara açacağız sayfayı. Böyle bir kaynak bulduğumuzda ve zaman olarak da yetişebileceğime emin olduğumda bir web sitesi de açmayı planlıyoruz.

SANAT ALANINDA SÜREKLİLİK

Sen halihazırda İzmir Şehir Tiyatroları’ndan basın birimindesin. Aktif muhabirliğinde de her fırsatta sanat alanında işler yapıyordun. Kİ Takvim’in bu gayretinin devamı olduğunu söylememe itirazın olur mu?

Elbette olmaz. Bilakis, dediğiniz gibi bununla oldukça bağlantılı. Gazetecilik mesleğine, fakültenin henüz ilk yıllarında sizin yanınızda başladım. Bu bir gösterge sanırım... :). İlk imzalı haberim 2013 yılında, o dönem İzmir’de önemli bir kültür faaliyeti olan 'Basmane Günleri' ile ilgiliydi. Keşke bugün de devam ediyor olsa… Mesleğin yine başlarında, İzmir'in en uzun soluklu kent kültür dergisi İzmir Life’ta çalışma; burada sanat, edebiyat, kültür haberleri ve röportajları üretme fırsatı buldum. Şehir Tiyatroları da kendi alanında ciddi bir üretim alanı elbette. Tüm bu geçen zamanda da kurumsal iletişim ve yeni medya alanlarında da kendimi geliştirmek için çalışmalarım oldu ve hala devam ediyor. Sanırım bu bilinçle yetişmiş bir marangoz olsaydım kentteki özel tiyatrolara maliyetine dekor yapar, elektrikçi olsaydım müzisyenlere ışık tasarlamaya çalışırdım... Gazeteci kökenli bir iletişimci olarak kente ve kentliye naçizane sunabileceğim katkı da bu alanda olabiliyor elbette.

İzmir’de Şehir Tiyatroları’nın kurulmasından bu yana, umarım iltimas geçmiyorumdur, tiyatroya dair çok daha fazla konuşulduğunu görüyorum. Kİ Takvim’in de tiyatroya ayrı bir önem vermesi şaşırtıcı değil elbette. ŞT’nin varlığı ile basınımızın ve senin gibi arkadaşların çabasının sonuç alıcılığı konusunda ne dersin?

İzmir Şehir Tiyatroları’nda çalışıyor olmanın farkındalık yarattığı bir gerçek. Ancak etik olarak da realite olarak da Kİ Takvim buradaki işimden oldukça bağımsız işliyor. Bunu öncelikle söylemek isterim. Ancak elbette yerleşik bir şehir tiyatrosunun varlığı, bir kentte entelektüel bir tartışma, üretim ve tüketim alanının yaratılmasına büyük katkı sunar şüphesiz. Bu tür kurumların varlığı sadece basın mensupları için değil kentteki herkes için bir nefes, düşünme ve yeni bir tüketme alanı yaratıyor. Basın açısından ‘yeni bir alan yarattı mı ya da alan arayanlara bir fırsat sundu mu?’ sorusunun cevabı çok katmanlı elbette. ‘İzmir’de nicel ve nitel olarak yeterli tiyatro eleştirmeni ya da kültür sanat muhabiri var mı? Varsa hangi şartlar altında, hangi platformlarda çalışıyor? Çalışamıyorsa bunun kentteki basının ahvali ile kurumların ticari yapısından bağımsız düşünülmesi mümkün mü? Gazeteciler bu kadar geçim derdindeyken bir de kültür sanata bütçe ve vakit ayırmaları ne kadar mümkün? Veya çalıştıkları kurumlar bu alanlara gerekli değeri veriyor mu?’ gibi birçok soru sormak gerekiyor. Hepsi ayrı bir tartışma konusu…

Ancak şunu söylemek isterim, İzmir Şehir Tiyatroları da bünyesinde sadece oyuncular değil çok değerli dramaturglar, oyun yazarları, tasarım sanatçıları, fotoğraf sanatçıları ve teknik emekçiler barındırıyor. Geçmişten günümüze herkesin işine yarayacak bir bilgi birikimi oluşturuyor. Fiziksel bir arşiv de elbette. Kurumun ileriki yıllarda kentin her alanıyla daha bütünleşik, daha girift bir hale geleceğinden, İzmir’de üreten diğer kültür insanları ve gazetecilerle daha da fazla buluşacağından ve çalışmaları ile daha güçlü bir entelektüel çevre yaratmaya destek olacağından şüphem yok. En azından bunu umut ediyorum…

SOSYAL MEDYAYI DEĞERLENDİRME

Yeni dönem gazetecilikte tartışılan bir alan olarak sosyal medya hesaplarının kullanımı ve etkisi tartışılıyor. Sen gazetecilerin bu alanı değerlendirme gayretini nasıl buluyorsun? Önümüze çıkan örnekler sana neler söylüyor?

Adına hala yeni medya diyoruz ama neredeyse 10 yıldır profesyonel anlamda hayatımızda sosyal medya platformları… Benden önce de çok değerli çalışmalar yapan arkadaşlarımız oldu, hatta mesleğin tüm alanlarından çıkıp sadece sosyal medya uzmanlığı yapanlar ve hatta influencer olanlar da var… Başarıyla ilerliyorlar… Ancak kurumların çatısı altında çalışmalarını sürdüren arkadaşlarımızın birçoğu hala bu alanla ilgili yeterli ilgiye ya da en azından bilgiye sahip değil ne yazık ki. Bunu da anlamak lazım elbette… Nitelikli bir haber üretmekle emek maliyeti olarak benzer bir uğraş sosyal medya uzmanlığı ve belki daha da fazla zaman istiyor. Ki gazetelerimizde artık telefonla alınan birkaç demeç dışında özel haber bile çok az sayıda görebiliyoruz. Gazetelerin sosyal medya sayfalarında kurumların servis ettiği benzer içeriklerin farklı bannerlarla servis edildiğini görüyoruz… Bu yoğunluğun içinde bir gazetecinin sosyal medya uzmanlığı öğrenmeye, öğrense dahi özgün içerikler üreterek bilgisini uygulamaya ne kadar vakti kalıyordur tahmin edersiniz. Ancak kişisel merakla ya da belki de kariyerin biraz değişimiyle mümkün olabiliyor. Hepimiz savruluyoruz aslında kentin, memleketin gündemi ve geçim derdinin içinde…

İNSANLAR NEDEN İZMİR’DE KALSIN

Ben internetin pek az etkili olduğu dönemde mesleğe başladım. Sen ara kuşak sayılırsın. Basılı gazetelerin çok geri planda kaldığı bir dönemdeyiz. Sanırım ikimiz de en çok kültür sanat sayfası takip ederek gazete okuduk. Şimdiki ortamda basılı gazetelerin sanat adına yaptığı işi internet mecraları ve sosyal medya alanları ne kadar doldurabiliyor?

İzmir’in bu anlamda sizin de bildiğiniz gibi kendi dinamikleri var. Az önce de naçizane bahsettiğim gibi bir şeylere bakış açısı değişti; bu anlamda habere ya da dijital medya için içeriğe bakış açısı da öyle… Söylemesi biraz sert gelecek belki ve benim haddim olmayacak ancak İzmir’de basının, burjuvazinin ve hatta halkın büyük kısmının kültür - sanata yeterince önem vermediğini görüyoruz. Yani düşünsenize, bir İzmirli sanatçı ya da kültür insanı olarak kente değer katacak bir iş yapmak istediğinizde, söz gelimi bir oyun sahneye koymak, kültür günleri düzenlemek, bir panel vermek gibi; ne yapmak isterseniz isteyin sponsoru ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da ilçe belediyeler oluyor. Büyük markaların, koca koca fabrikaların ve hatta odaların bile bu anlamda bir desteğini göremiyorsunuz… TÜİK verilerine göre, İzmir’de 2022-2023 sezonunda 458 binden fazla kişi tiyatroya gitmiş. Özel tiyatroların gösterimlerinde çoğu zaman yarı kapasite bile dolamıyor. Kamu tiyatrolarının koltuk ve gösterim sayıları belli. Nerede bu seyirci? Kentlimizturne tiyatrolarına rağbet gösteriyor. Yani ünlü biri gelsin de görelim, birkaç story de çekip paylaşabilirsek ne güzel… Bu kötü bir şey demiyorum elbette ancak burada yaptığınız işe teveccüh gösterilmiyorsa insanlar neden İzmir’de kalsın. Diğer büyük kentlerde böyle değil... Küçük büyük her tiyatronun bir çekirdek izleyicisi mevcut. Basının da durumu benzer, yani kurumlar da kentteki kültür insanlarıyla, sanatçılarla bağını koparmışa benziyor. Kültür-sanat muhabiri kalmadı gibi bir şey… Böyle bir ortamda sosyal medya mecraları, amatör dahi olsa bu alana meraklı kişilere bir üretim alanı sunuyor. Niteliği elbette tartışılır… Ancak her ne kadar iletişimin tüm alanlarının profesyonellerce gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünsem de bu anlamda bizler yeterli çalışma yapılmıyorsak, bir amatörün çektiği kısa bir vlog dahi sanatçılara oldukça büyük katkı sağlayabiliyor.

Senin bazı paylaşımlarını kısa çaplı belgesel ya da görsel makale olarak görüyorum. Kaynak kullanımını başarılı buluyorum. Biraz çalışma yönteminden söz eder misin?

Öncelikle bunu bir iltifat olarak kabul etmek isterim… Bu aşamada yaptığım şeylerin bu şekilde adlandırılması benim için çok iddialı olur. Ancak bir iz bırakmaya çalışıyorum elbette. İzlemeye çalıştığım yöntemin hepimizin bildiği gazetecilik yapma pratiklerinden çok farkı yok aslında… Nasıl ki sokakta muhabirken gözümüz sürekli haber arıyordu, bugün de hemen her alanda içerik olabilecek şeyleri arıyor. Bu anlamda Kİ Takvim’de yaratmaya çalıştığımız içerik planı bizi şekillendiriyor. Sanatçıların kendi çalışmalarının duyurmanın yanı sıra; dijital medyada sık gördüğümüz fastthink içeriklerden ziyade, daha yarına kalabilecek, meraklısının bir şeyler öğrenebileceği içerikler sunmaya çalışıyoruz. Tabii bunu dijital medya platformlarınınbeklentileri gereği çok da uzatmadan, hızlıca yapmanız ve yazı içeriği dışında görsel bir tasarım sürecine de girmeniz gerekiyor. Artık okuduğum kitapları, gördüğüm belgeleri, efemeraları, fotoğrafları ve videoları; kısacası öğrendiğim bilgileri bunu nasıl takipçi kitlesine ulaştırabilirim diye düşünerek takip ediyorum. Bir Orhan Kemal fotoğrafını ben ilk kez görüp mutlu olduysam, ya da Fikre Mualla’ya dair bir anıyı herkes bilse bile ben ilk defa duyup öğrendiysem; benim gibi binlerce insan olduğu düşüncesini hatırlıyor içerik haline getirmeye çalışıyorum. Umarım başarılı da oluyorumdur…

ARŞİV VE KİTAPLIK OLUŞTURMA

Bize bu çalışmaların için arşiv ve kitaplık oluşturmanın gerekliliği ve yönteminden söz eder misin?

Elbette, olmazsa olmaz gereklilikler… Bir heyecanla çıktığınız yolda, aslında birikimlerinizi dökerek ilerliyorsunuz. Çevrenizde olan bitenle ilgili en azından bir kulak dolgunluğu, bir göz aşinalığı yolunuzu çizmenizi sağlıyor. Bunların bitmemesi, yani üretmeyi sürdürmeniz için dolmanız, dolayısıyla okumanız, izlemeniz, seyretmeniz gerekiyor. Bu anlamda kendi birikimim kadar çevremdeki insanların biriktirdiklerinden de faydalanıyorum. Misafirliğe gittiğim yerlerdeki basılı yayınlar, geçmiş çalışmalar, kitaplar her zaman radarımda. Ufak bir izinle hızlıca göz atıyor, ilgi çekici bir materyale ulaşınca ödünç alıyorum. Yine kentteki üreticilerin de birikimlerinden faydalanıyoruz. Yani merkezinde benim olduğum kısıtlı bir kadromuz var. Her yere yetişmemiz, her şeyi izlememiz, okumamız mümkün değil. Bu kez insanların ürettikleri çalışmalar, örneğin oyun veya sergi görselleri, broşürleri, kitapçıkları; konser duyuruları, yeni kitap çalışmaları bizi besliyor. Sayfamızın odağı bu kent. Ne iş yaparsak yapalım; birilerinin denediği ve bizim yeniden ürettiğimiz içeriklerde bile yerelleşme, İzmir’e dair bir tını gerekiyor. Bunu bir bilgiye dayanarak yapmak zorundasınız, dolayısıyla elinizin altında daima kitaplar, belgeler ve hatta çevrenizde kitap gibi insanlar olmak zorunda… Ben bu konuda şanslıyım, beni iyi materyallere, oyunlara ve çalışmalara yönlendiren dostlarım var. Bu vesileyle bana bu anlamda yardımcı olan iki kişinin adını anmak isterim, arşiv konusunda Suphi Öztaş, oyunlar konusunda da sanatçı arkadaşım Işıl Keskin. Suphi Öztaş’ın ne zaman elindeki eserlere dalsam, mutlaka iyi bir içerikle çıkabiliyorum… Işık Keskin ise her zaman tiyatro oyunları konusunda destek veriyor. Kendilerine teşekkür ederim. Yakında sizin arşivinizi ve kitaplığınızı da ziyaret edeceğimin haberini de buradan vermek isterim Mazlum Bey.