Özden Aşar Coşar, İznik'in izini masallarla sürüyor. Binlerce yıllık tarihi masalla anlatırken kentin imzası çini sanatını öne çıkaran yazar, kitabın sonuna eklediği alıştırmalarla çocukların öğrenme sürecine katkı sunuyor. İznik'e dair görüşlerini de paylaşan Coşar, "İznik öyle bir şehir ki; başkentlik yapmış, nice medeniyet görmüş, sonra da sessizce 'Ben hâlâ buradayım' demiş. Yani İznik biraz bilge bir ihtiyar gibi: çok şey yaşamış ama hâlâ genç kalmayı başarmış" diyor. Sözü Coşar'a bırakıyoruz.
Sayın Coşar, İznik Masalı kitabınızda çocukların dünyasına hitap ediyorsunuz. Bu kitabın oluşum sürecinin ipuçlarını kitapta kısmen görüyoruz. Yine de bize anlatmak istediğiniz bir şeyler vardır sanırım…
Aslında kitabın çıkış noktası çok basit: İznik’e her gidişimde taşların bana bir şeyler fısıldadığını hissettim. Bu şehri çocukların gözünden anlatmak istedim çünkü çocuklar büyüklere göre daha iyi “dinleyici”. Yetişkinler hemen sorar: “Kaynak neydi, belge nerede?” Çocuksa sorar: “Peki sonra ne oldu?” İşte o sorunun peşinden gidince masal kendiliğinden doğdu.
Tarihçiler, iktisatçılar, sosyologlar tarihte bir defa başkentlik yapan bir yerin her zaman bir yönüyle ayakta kalacağını söyler. Bu anlamda siz İznik’i nasıl değerlendiriyorsunuz?
İznik öyle bir şehir ki; başkentlik yapmış, nice medeniyet görmüş, sonra da sessizce “Ben hâlâ buradayım” demiş. Yani İznik biraz bilge bir ihtiyar gibi: çok şey yaşamış ama hâlâ genç kalmayı başarmış. Ben de ona “Tarihin Instagram fenomeni” diyorum; herkes bir şekilde önünden geçiyor, fotoğrafını çekiyor ama esas hikâyeyi bilen az.
İznik Masalı’ndaki Elif Osmanlı zamanına geçtiğinde, “Sokaklar taş döşeli, atölyelerde insanlar çini boyuyor, çocuklar sek sek oynuyordu” diyorsunuz. Çini sanatı hâlâ kentin kimliği. Peki sizce İznik’te bu tarihî ve kültürel kimlik ne derece kavranmış durumda?
Çini İznik’in imzası. Bir şehir imza atıyorsa, onun silinmemesi lazım. Atölyelerde hâlâ çini boyandığını görmek beni çok mutlu ediyor. Ama bu sadece sanatçılara bırakılacak bir şey değil; çocuklar da boya kalemleriyle kendi “minik çinilerini” yapabilmeli. Çünkü kültür, sadece müzede saklanan değil, hayatın içine karışan şeydir.
Röportaj öncesi sohbetimizde kitabın çocukların kent ve tarih bilinci açısından kıymetini konuşmuştuk. Acaba ülkemizin zenginliğini yetişkin bireylerimize anlatmak için ne yapılabilir?
Yetişkinler aslında çocuklardan daha zor ikna oluyor. Çocuğa “Burası bir zamanlar başkentti” dersen gözleri açılır. Yetişkine söylersen hemen hesap yapar: “Kaç yıl başkent kaldı, nüfus neydi?” O yüzden yetişkinlere de biraz masal lazım. Hikâyeleri insanlara, tarihin “matematik ödevi” gibi değil, “komşu sohbeti” gibi anlatabilirsek, emin olun herkes keyifle dinler.
“İznik bir şehir değil, yaşayan bir masaldır” sözünün altını çizdim. Herhalde yaşayan bir şehirden daha fazlasıdır diyorsunuz. Bize bu sözü çocuklar için biraz daha açar mısınız?
– Masal genelde uyumadan önce anlatılır. İznik’te ise uyanıkken yaşıyorsunuz. Bir çini atölyesine giriyorsunuz; hop, desenler size konuşmaya başlıyor. Göl kenarında gün batımına bakıyorsunuz; “Ben de buradayım” diyen bir masal kahramanı gibi hissediyorsunuz. İznik’te yürürken aslında bir hikâyenin satırlarında dolaşıyorsunuz.
Kitapta etkinlik ve deney zamanı başlıklı bir bölüm de yer alıyor? Bu bölümün olumlu etkileri hakkında neler söylemek istersiniz? Yoksa erken bir soru mu?
Tam zamanı! Çocuk sadece masalı dinlemek istemiyor, “Ben de oynayayım, ben de yapayım” diyor. Etkinlik ve deney kısmı işte o yüzden var. Çocuk birden bire tarih okuyan değil, tarihle oynayan oluyor. Ve kabul edelim, çocuk mutlu olunca ebeveynler de sessizce “Oh, iyi ki aldık bu kitabı” diyor.
Bir eğitimci ve gezgin olarak bundan sonra masanızda hangi masallar ve geziler var, anlatır mısınız?
Gezgin Kız’ın valizi hiç boş kalmıyor. Kapadokya ve Mardin masalları sırada. Çocuklar için hem kültürel bir yolculuk hem de minik bilimsel deneyler olacak. Kısacası masal anlatıcılığına devam, ama yanında biraz da bilim ve bolca valiz taşıma derdi…
Edebiyatımızda İznik adına yazılanlar konusunda çok bilgi sahibi değilim. Bu konuda araştırmalarınız varsa bizi bilgilendirir misiniz?
Evet, İznik üzerine çok tarih kitabı yazıldı, ama iş edebiyata gelince ortalık biraz sessiz. Yani tarihçiler konuşmuş ama masalcılar susmuş. Benim kitabım o sessizliği biraz kırmak için çıktı diyebilirim. İznik’in daha çok masala, hikâyeye ihtiyacı var.
Kitaptaki görselleri sizin çizdiğinizi künyeden okuduk. Anlatı ve resim arasındaki bağı nasıl kurdunuz ve seçiciliğinizi anlatır mısınız?
Çocuk kitabı deyince resim olmazsa olmaz. Çocuk bazen önce resme bakar, sonra yazıyı merak eder. Ben de anlatırken zaten zihnimde sahneler canlanıyordu. Elif’in İznik sokaklarında sek sek oynamasını anlatırken kafamda minik taşlarla çizilmiş kareler vardı, Ayasofya’yı yazarken kubbesi gözümün önüne geliyordu. Aslında ben sadece elimdeki kalemi kâğıda dokundurdum; resimler zaten masalın içinde vardı.
Seçiciliğe gelince… Çocukları sıkmayacak, merak uyandıracak, ama aynı zamanda İznik’in ruhunu yansıtacak çizimler olsun istedim. Bir taş duvar bile çocuğa sıkıcı gelebilir; ama içine bir kuş kondurursanız, o taş hemen hikâye anlatmaya başlar. Biraz da böyle düşündüm. Yani hem gerçekçi, hem de çocuk gözüyle renkli olmasına dikkat ettim.
Mizahi kısmı da var tabii: Çizer olarak kendimle en çok tartıştığım nokta şuydu; “Elif’in saçları böyle mi olsun, yoksa daha çok rüzgârda uçuşsun mu?” Bazen yazara, bazen de çizerime kızdım ama ikisi de bendim.
Eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Ben şunu söylemek isterim: İznik’i gezen bir çocuk ya da yetişkin bu kitabı eline aldığında “Ben de bu masalın kahramanıyım” diyebilsin. Çünkü şehirler sadece taşlarla değil, onları hisseden insanlarla yaşar. Masal da biraz bunun için var.
Kendi kaleminden Özden Coşar?
“1984 Tokat doğumluyum. Cumhuriyet Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği mezunuyum. Uzman öğretmenim ve şu anda bir okulda müdür yardımcısı olarak görev yapıyorum. Ama hayatım sadece derslerle sınırlı değil; yazmak, gezmek ve masal anlatmak da benim dünyamın önemli parçaları.
Yıllardır çocukların dünyasına dokunmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki bir çocuğun hayal gücü bazen bir şehri, bazen de koca bir tarihi aydınlatabiliyor. ‘Gezgin Kız’ aslında hem benim yolculuğumun adı hem de çocukların gözünden yeniden gördüğüm şehirlerin masalı.
Sivil toplumda da aktifim; İznik Kültürel Tanıtım Eğitim ve Yardımlaşma Derneği’nin başkanlığını yapıyorum. Bu da bana farklı insanlarla, kültürlerle buluşma fırsatı veriyor.
Peon Yayınları’ndan çıkan Gezgin Kız – İznik Masalı benim için sadece bir kitap değil, çocuklarla beraber çıktığım bir yolculuk. Sonrası mı? Daha çok şehir, daha çok masal, daha çok çocuk kahkahası…”