in ,

İzolasyonda panik atak riski de arttı

Dünyanın savaştığı salgının yayılmasını engellemenin tek yolu evde kalmak. Uzmanlar, evde geçirilen sürenin panik atak riskini de artırdığını söylüyor

izolasyonda-panik-atak-riski-de-artti

Uzmanlar, evde kalınan süre de panik atak krizlerinin önüne geçebilmek için öncelikle rutinlerin bozulmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Ayrıca alışkanlıkların devamlılığının önemli olduğunu ve psikolojik olarak huzurlu hissettiren aktiviteler de bulunulması gerektiğini de ekleyen uzmanlar izolasyon süresince normal seyre en yakın aktivitelerin gerçekleştirilmesini tavsiye ediyor. Kısa sürede kaygı, korku ve endişe hissetme hali olarak tanımlanan panik atağın kısır bir döngü olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Zümrüt Çetin, “Son dönem çok fazla duyuyorum, sayıda büyük bir artış var. Bu atak, aklımı kaybediyorum kaygısı yaratır. Biz bu duygu altında hastaneye koşarız, yardım isteriz. Sakinleşiriz sonra ve tekrar geri gelir. Tekrar hastanelere gideriz ama her defasında bizi sende hiç bir şey yok deyip yollarlar. Anlayamadığımız bir döngüde kendimizi buluveririz” diyerek atak krizlerinin sürekli bir hastalığın işareti olduğunu vurguladı.

‘ÖLECEĞİM DERİZ’

Yaşanan panik atak krizinin hastalarda oluşturduğu tepkileri ve hastalığın dinamiklerini açıklayan Çetin, “Genelde kalp krizi geçiyorum tepkisini alırız. Kolum uyuştu neyse gidip çay içeyim kimse diyemez, aklımızdan bu düşünce geçince hastaneye koşarız ya da başka çözüm yolları üretmeye çalışırız. Ölümden korkuyoruz. Aslında ölümden korkmamızın işlevsel bir yanı var. Hasta hemen hastaneye gider bir süre gözetim altında tutulur ve eve yollanır. Kendinizi güvende hissetmek için tekrar gitmeyi tercih edersiniz. Bu süreç bu şekilde ilerler. Boğuluyorum, öleceğim gibi düşünceler aklımıza gelir. Vücut duyumlarımız olur. Yakından bakarsak eğer, baş dönmesi, nefes kesilmesi, kalpte hissedilen bir ağrı ve acı hissedilir. Uyuşma ve karıncalanmalar duyumsanır” dedi.

‘RUTİNLERİ BOZMAYIN’

İzolasyon sürecinde tetiklenen ataklara dair konuşan Çetin, “Evde daha iyi hissedebilmek için rutinlere devam etmeli. Alışkanlıklar bizlerin kendini huzurlu hissetmesini sağlayan şeyler. En büyük hata her şeyden el etek çekip uyku saatimizi artırmak. Bizlerin psikolojisini çok etkiler ve mutsuz hissederiz. Uyku düzenim bozuldu, gece gündüz karıştı cümlelerini çok duyuyorum. Özellikle gece uykusu bizler için çok önemli. Oyun oynamak hepimize çok iyi gelebilir, aile bireyleri arasında oyuna bol bol vakit ayrılmalı. Birde sürekli olarak gündemi konuşuyoruz, eskiden ne konuşuyorsak bunu eklememiz gerek. Bu şekilde sürekli olumsuzluklardan bahsedemeyiz. Bu kısır döngüye girmemeyi öneriyorum en azından evde kalınan süreçte” diyerek tavsiyelerde bulundu.

‘EŞLİKÇİ BULUNDURMAYIN’

Yaşanan krizin nedenlerinin bilinmesinin tedavide en etkili faktörlerden biri olduğunun altını çizen Çetin, “’Peki bunu neden yaşıyorum?’ sorusunu soruyoruz ve beynimiz cevap veriyor. Tüm bunları yaşadığına göre kalp krizi ya da felç geçiriyorsun, hemen koş yardım iste, hemen atlatmalısın diyor. Kaygıya kapılıyoruz. Köpek fobisi olan biri gibi kalp atışımız hızlanıyor. Nefes alışverişimiz artıyor. Kişi ‘kalbim hızlanıyor, iyice uyuştum ve aklıma gelen başıma geldi’ diyor ve o fikre daha çok inanıyor. Panik atağın böyle bir kısır döngüsü var. Neler yaparsan kurtulabilirsin? O anda kalp krizi geçiyorum fikrine yüzde kaç inanıyorsun? Birde normal zamanda yüzde kaç kalp krizi geçirdiğine inanıyorsun? Bu iki soruyu kendimize sormak çok ama çok önemli. Diğer yandan atak geldiğinde kimi su içer, kimi yürüyorsa hemen oturur, bazılarımız hemen yakınlarını arar… Böyle yöntemlerle rahatlamaya çalışılır. Aslında rahatlamak için yaptığımız ne varsa aslında panik atağımızı devam ettiriyor. Bu çok yaygın bir hastalık, ölme korkusu yaşanıyor. Bu saydıklarımız gibi kaçınma davranışlarını bırakırsak ve onlara veda edersek ancak iyileşebiliriz. Hastaneye gitmek, hep birini yani yardım etsin kaygısıyla bir eşlikçi bulundurmak veya hemen su içmek tedavimizi erteler. Çünkü beyin kendine ‘Sen su içtin o yüzden ölmedin’ diyor” açıklamalarında bulundu.

‘SADECE TERAPİ’

Tedavi yöntemleri arasında bilişsel davranışçı terapinin en uygun tedavi yöntemi olduğunu belirten Klinik Psikolog Zümrüt Çetin, “Bu terapi yöntemiyle kişinin otomatik düşünceleri keşfediliyor ve o düşünceler ile ilgili çalışılıyor. Bu sayede önce kaygı ve korku azalıyor. Azalınca panik atak krizini daha kolay yönetmeye başlıyor. Yönettiğini görünce artık hiç gelmemeye başlıyor. Kişinin zihnindeki düşünceleri seansta çalışınca o korku ve kaygıyı hissetmemeye başlıyor. Atağı neden yaşadığını keşfediyor ve sorun ortadan kalkmış oluyor” ifadelerini kullandı. Evcil hayvan bakmanın panik atak hastalarına iyi geldiğine dair söylentilerin dinlenmemesi gerektiğini belirten Çetin, “Yaygın bir yanlış bilgi ne yazık ki. Genel olarak kendini daha huzurlu hissetmek bakımından evcil hayvan beslemek faydalı elbette fakat panik atak kişinin tamamen kendi psikolojisiyle alakalı” diye konuştu.

Rana Beyza Öztürk / Özel Haber

maske-pesinde-yorulmayalim

Maske peşinde yorulmayalım!’

diyanet-camide-cemaatle-namaza-ara-verilecek

Diyanet’ten ‘teravih namazı’ açıklaması