Kadın mücadele belleğine genç bakış: Adana’nın Kadın Hafızası belgeseli

Genç gazeteci İnci Gedikoğlu’nun yönettiği “Adana’nın Kadın Hafızası: Türk Kadınlar Birliği Anlatıyor” belgeseli asırlık bir mücadele birikimine ve bir hafıza mekanına ışık tutuyor

Abone Ol

Altın Koza Film Festivali’inde gösterimi yapılan “Adana’nın Kadın Hafızası: Türk Kadınlar Birliği Anlatıyor” belgeseli Adanalı izleyici tarafından alkışlandı. Belgeselin yönetmeni gazeteci İnci Gedikoğlu ile belgeselin yapım sürecini ekip çalışmasını ve elbette ki Adana’da kadın mücadelesinin izlerini konuştuk. Türk Kadınlar Birliği’nin bir dernekten öte bir olguyu ifade ettiğini kaydeden Gedikoğlu, “Türk Kadınlar Birliği, Türkiye’de kadınların kamusal alanda var olma mücadelesinin en önemli temsilcilerinden biri diyebilirim. Cumhuriyet’le birlikte kadınların toplumsal yaşamdaki rollerini yeniden tanımlayan bir kuşağın birliğini yansıtıyor. Bu nedenle sadece bir dernek değil, aynı zamanda bir hafıza mekânı” dedi. Sözü İnci Gedikoğlu’na bırakıyoruz.

– Sevgili İnci, belgeselini Altın Koza Film Festivali'nde izledik. Öncelikle böyle bir festivale konuk olmak senin için ne ifade ediyordu ve Adana izleyicisi belgesel için ne söyledi?

Altın Koza benim için sadece bir film festivali değil, doğup büyüdüğüm şehrin belleğini temsil eden bir alan. Adana’da kadınların tarihini, yine Adanalı bir izleyiciyle buluşturmak çok özel bir deneyimdi. Seyirciden gelen “biz bunu hiç duymamıştık” tepkisi, belgeselin neden çekildiğini bana bir kez daha hatırlattı. Çünkü bu film, aslında unutulmaya yüz tutmuş bir kadın tarihinin izini sürüyor.

– Türk Kadınlar Birliği Adana Şubesi yüz yılı geride bırakmış bir dernek. Öncelikle burada nasıl bir arşiv ve tarama yaptınız? Seçicilik neye göre yapıldı?

Oldukça kapsamlı bir arşiv çalışması yürüttüm. Eski gazete kupürlerinden dernek tutanaklarına, kişisel fotoğraflardan sözlü tarih görüşmelerine kadar çok farklı kaynaklara başvurdum. Seçiciliğin temel kriteri ise kadının toplumsal yaşam içindeki varlığını görünür kılabilen belgelerdi. Tarihsel verilerin yanında, o dönemin kadınlarının sesini duyurabilecek kişisel tanıklıklara da yer verdim.

DERNEKTEN DAHA FAZLASI

– Seni feminist alan çalışmalarından tanıyorum. Bu anlamda Türk Kadınlar Birliği Türkiye'nin kadın mücadelesi açısından ne ifade ediyor?

Türk Kadınlar Birliği, Türkiye’de kadınların kamusal alanda var olma mücadelesinin en önemli temsilcilerinden biri diyebilirim. Cumhuriyet’le birlikte kadınların toplumsal yaşamdaki rollerini yeniden tanımlayan bir kuşağın birliğini yansıtıyor. Bu nedenle sadece bir dernek değil, aynı zamanda bir hafıza mekânı. Kadınların hak talebinin sürekliliğini görmek açısından çok güçlü bir örnek.

– Beş kadınla konuşmuşsunuz. Kapsamı dar tuttuğunuzu düşünüyorum. Bunun özel bir nedeni var mı?

Evet, bilinçli bir tercihti. Konuştuğum kadınların her biri derneğe farklı dönemlerde başkanlık yapmış veya önemli projelerde yer almış kişiler. Bu sayede yüz yıllık bir hikâyeyi beş farklı kişiden, beş farklı bakış açısından aktarabildim. Sayıyı sınırlamak, derinliği artırmak anlamına geldi. Her birinin deneyimi aslında bir dönemin tanıklığı niteliğinde.

– Ekipte yer alan arkadaşlarını Adana'nın festival ortamından tanıyorum. Nasıl bir çalışma süreciniz oldu, anlatır mısın?

Evet, daha öncede Altın Koza’da yer alan arkadaşlar, ben de öyle. Ama bu sefer farklı bir şekilde yer aldık. Hepimiz için güzel bir deneyimdi. Ekipte ben hariç herkes erkekti. Bu konuda bazen yer yer yorumlar aldık. Kadın çalışmasın da herkes kadın olsa gibi. Ama bu durum açıkçası benim de ekip arkadaşlarımın da çok normal karşıladığı bir durumdu. Çünkü ben de onlarda cinsiyetsiz bakış açısıyla çalışan insanlarız. O erkek bu kadın diye bir ayrım yapmadık, yapmayız da. Bu arada hepsi bu projede gönüllü çalıştı. Herkes elindeki ekipmanı getirdi, olmayan şeyleri hep birlikte tamamladık. O yüzden buradan yardımcı yönetmenim Cihan Akkoç’a, görüntü yönetmenlerim Ferhat Tenşık ve Oktay Kaya’ya, seslendirmeyi yapan Onur Çelik’e ve hem kurguda hem de ekipmanlarda desteğini esirgemeyen Umutcan Küçükuncular’a çok teşekkür ederim.

YENİ ÇALIŞMALAR İÇİN FİKİR

– Adana'da kadın dernekleri veya genel olarak kadın hareketi çalışmanız hakkında bir dönüş yaptı mı? Benzer çalışma başka dernekler için yapılabilir mi?

Evet, oldukça güçlü geri dönüşler aldık. Adana’daki birçok kadın ve kadın toplulukları filmi izledikten sonra hem kendi tarihlerini belgelemek hem de dayanışma içinde görünür olmak istediklerini dile getirdi. Bu anlamda “Adana’nın Kadın Hafızası” bence sadece bir belgesel değil, yeni çalışmaların önünü açan bir başlangıç oldu. Her şehirde benzer bir bellek çalışması yapılabilir, yapılmalı da. Burada da bu belgeselin yapımında emeği geçen Sevgili Hocam Prof. Dr. Nüket Elpeze Ergeç’e ve Türk Kadınlar Birliği Adana Şubesi’nin her bir üyesine çok teşekkür ederim. Ama özellikle belgeselde yer alan Sevgili Ayşe Birgölge, Ayşe Birol, Dudu Nermin, Gülay Ergin ve TKB Adana Şube Başkanı Sevgi Bozkır’a özellikle teşekkür ederim.

TARİHTE KADINLAR DA VAR

– Belgeselinin temelinde “tarihte kadınların da olması” fikri var. Bunu biraz açar mısın?

Tarihi hep erkekler üzerinden dinledik; anlatılar, kahramanlık hikâyeleri, hatta fotoğraflar bile genellikle erkeklere aitti. Ben bunu değiştirmek istedim. Kadınların da o tarihin bir parçası olduğunu göstermek, aslında tarihin eksik bir parçasını yerine koymak gibi. Kadınların görünmezliğini kırmak, belleği tamamlamak istedim. Bunu yapan çok kişi tabi ki de var. Ben de bunu belgesel üzerinden yapmayı tercih ettim.

– Genç bir sinemacı ve gazeteci olarak gelecekte ne yapmak istiyorsun?

Belgesel üretmeye devam etmek istiyorum ama ilerleyen dönemde bir kısa film ve yine bir belgesel çalışması var. Gerekli hazırlıklara ben ve ekibim yine başladık. Ayrıca gerçek hikâyelerle kurmaca anlatıyı birleştiren, yine toplumsal hafıza temelli işler üretmek istiyorum. Benim için sinema, yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir hatırlatma biçimi. Unutulanları yeniden hatırlatmak için kamerayı elimde tutmaya devam edeceğim.