Kadınlar annelik rolünü bırakıyor

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde izlediğim kısa bir röportaj, günümüz ilişkilerine dair uzun uzun düşünmeme neden oldu.

Sunucu konuğa soruyor:

“Hayatınızda birinin olmasını ister miydiniz?”

Konuk hiç tereddüt etmeden cevap veriyor:

“Vallahi isterdim.”

Ardından anlatmaya başlıyor:

“Birlikte mehtabı seyretmek, dans etmek, sohbet etmek…”

Yani yakınlığın, paylaşmanın, sevmenin ve sevilmenin güzelliklerinden söz ediyor.

Sonra sunucu ikinci soruyu soruyor:

“Peki eve yerleşmek istese kabul eder misiniz?”

Cevap net:

“Hayır. Asla.”

İlk duyulduğunda bu cevap bazı insanlara sert gelebilir. Hatta kimi kişiler bunu ilişki karşıtlığı olarak yorumlayabilir. Oysa biraz yakından baktığımızda, burada reddedilen şeyin ilişki değil, ilişkinin içinde üstlenilen görünmez yükler olduğunu görüyoruz. Son yıllarda özellikle kadınların dile getirdiği ortak bir deneyim var. Birçok kadın artık bir partnerle hayatını paylaşmak istiyor ancak bir yetişkinin bakımını üstlenmek istemiyor. Çünkü bakım emeği yalnızca yemek yapmak ya da evi toplamak değildir. Bakım emeği bazen sürekli hatırlatan kişi olmaktır. Randevuları takip eden kişi olmaktır. Aile ilişkilerini yöneten kişi olmaktır. Evde eksilenleri fark eden kişi olmaktır. İlişkinin duygusal yükünü taşıyan kişi olmaktır. Sorun çıktığında çözüm üreten, konuşmayı başlatan, barıştıran, düzenleyen taraf olmaktır. Kısacası bakım emeği, çoğu zaman görünmeyen ama insanı en çok yoran emektir. Geçmiş kuşaklarda bu yük büyük ölçüde kadınların omuzlarına bırakıldı. Kadınlardan yalnızca eş olmaları değil, aynı zamanda düzen kurmaları, duygusal destek sağlamaları, aileyi ayakta tutmaları ve herkesin ihtiyaçlarını gözetmeleri beklendi.

Bu nedenle bugün birçok kadın şu cümleyi kuruyor:

“Seni sevebilirim ama hayatını yönetmek istemiyorum.”

Bu cümle bazılarının düşündüğü gibi sevgisizlikten kaynaklanmıyor. Tam tersine, ilişkinin daha eşit, daha sağlıklı ve daha yetişkin bir zeminde kurulma arzusundan doğuyor. Çünkü romantik ilişkilerde partnerlik ile ebeveynlik arasında önemli bir fark vardır. Partnerlik; iki yetişkinin yan yana durabilmesidir. Ebeveynlik ise birinin diğerini sürekli toparlaması, yönlendirmesi ve taşımasıdır. Sorun tam da burada başlıyor. Birçok ilişkide kadınlar zamanla kendilerini eş rolünden çok anne rolünde bulabiliyor. Sürekli hatırlatan, düzenleyen, sorumluluk alan ve ilişkiyi ayakta tutmaya çalışan taraf haline geliyorlar. Bu durum zamanla sevgiyi değilse bile isteği ve enerjiyi azaltıyor. Çünkü insanlar sevdikleri kişilerin yanında dinlenmek isterler; sürekli onların yükünü taşımak zorunda kalmak istemezler. Elbette sağlıklı bir ilişki, hiçbir yükün paylaşılmadığı bir ilişki değildir. Hayatın içinde hastalık vardır, zorluk vardır, kayıplar vardır, güçsüz düştüğümüz dönemler vardır. Sevgi zaten biraz da birbirimize omuz verebilmektir. Ancak omuz vermek ile sırtlanmak arasında büyük bir fark vardır. İlişkiler tek kişinin taşıdığı bir sorumluluğa dönüştüğünde, sevgi zamanla yorgunluğa dönüşebilir. Belki de bugün yaşadığımız dönüşümün özü tam olarak budur. Kadınlar artık ilişkiyi reddetmiyor. Yakınlığı reddetmiyor. Aşkı reddetmiyor. Birlikte yaşamayı da reddetmiyor. Reddettikleri şey, ilişki adı altında kendilerine yüklenen görünmez bakım sorumlulukları. Bu yüzden günümüz ilişkilerine dair sormamız gereken asıl soru şu olabilir: Birbirimizi sevebilir miyiz, birbirimizin ebeveyni olmadan? İki yetişkin olarak yan yana durabilir miyiz? İlişkilerimizi bakım verme zorunluluğundan değil, karşılıklı sorumluluk ve eşitlikten besleyebilir miyiz? Belki de geleceğin en sağlıklı ilişkileri, tam da bu sorulara verilen cevapların üzerine kurulacak.