Kahve diye içtik, meğer şifa içiyormuşuz!

Abone Ol

Eskiden büyükler boşuna mı demiş: “Doğada her derdin bir otu var.” İşte o otlardan biri de adı biraz sert, kendisi mütevazı hindiba. Çevrene sor, çoğu “O da ne?” der. Ama eskilere sorarsan bilirler… Kimi kökünü kurutup kahve diye içmiş, kimi yaprağını salataya katmış, kimi de “Bir kaşık al, içini rahatlatır” diye çocuklara içirmiş. Şimdi biz ne yapıyoruz? En pahalı detoks kürlerinin peşinde koşuyoruz. Oysa hindiba köşede sessiz sessiz bekliyor. Hindiba ne yapar dersen… Öyle mucize vaat etmez, lafını bilerek konuşur. Karaciğeri yormaz, bağırsakları tembelleştirmez, “Yavaş yavaş toparlan” der vücuda. Kabızlık mı var? “Hallederiz.” Şişkinlik mi? “Bir çayını iç de konuşalım.” Şeker mi yükseliyor? “Ben buradayım ama abartma.” En güzel tarafı ne biliyor musun? Alışkanlık yapmaz. Hani bazı şeyler var ya, bir içtin mi bırakamazsın… Hindiba öyle değil. Gelir, işini yapar, sessizce kenara çekilir. Tabii her şeyde olduğu gibi bunda da ölçü önemli. Sonuç mu? Hindiba modern hayatın ortasında kalmış eski bir dost gibi. Çok bağırmaz, reklam yapmaz ama ihtiyacın olduğunda elinden tutar. Bazen şifa, aktarda değil… Biraz akılda, biraz ölçüde.!