Nihat AK/EGE TELGRAF- Kuzeyde Rusya-Ukrayna Savaşı sürerken, güneydoğuda Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile İran arasındaki gerilim hattı giderek genişliyor. Savaşların perde arkasında ekonomiler rekor kırıyor, piyasalar yükseliyor, kazananlar hiç değişmiyor. Ege Telgraf’a süreci değerlendiren uzmanlar görünenin ötesini aktardı.
Belki de mesele savaş değil… Savaşın hiç bitmemesi.
MESELE İRAN DEĞİL!
Bir bölgenin ABD desteğinde İsrail tarafından dizayn edilmeye çalışıldığını vurgu yapan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, “Türkiye’yi, Hazar’ın güneyini, İran’ı, Orta Asya’nın bir bölümünü, Pakistan’ı ve Körfez’den Levant’a uzanan hatta Akdeniz’in bir bölümünü de kapsayan bölge, İsrail’in hegemonyası altında, ABD’nin desteğiyle şekillendirilmek isteniyor. Yaşananlar, İran merkezli bir gelişme değil. Bu plan doğrultusunda coğrafya; etnik, dinsel ve mezhepsel temelde daha küçük parçalara ayrılmaya çalışılıyor. Bu yaklaşımın çerçevesi, Benjamin Netanyahu tarafından 1995’te ortaya kondu. “5 yılda 7 savaş” planının büyük bölümü tamamlamandı, şimdi sırada İran var” dedi.
İSRAİL TÜRKİYE’YE MÜTEŞEKKİR
İran’ın direncin arkasında Rusya ve Çin’in desteği bulunurken İsrail’in Türkiye’ye müteşekkir olduğunu savunan Ertürk, “Irak, Suriye ve Libya adım adım yeniden şekillendirildi. Türkiye’nin farklı aşamalarda destek verdiği bölgenin geldiği nokta, doğrudan ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor. Bu nedenle İsrail’in Türkiye’yi hedef aldığı söylemi gerçeği yansıtmıyor. Aksine İsrail, Türkiye’ye müteşekkir. Gazze’deki süreç devam ederken ticaretin sürmesi ve Azerbaycan üzerinden petrol akışının kesilmemesi bu memnuniyetin temel nedenleri arasında yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkelere doğrudan askeri müdahale uygulanırken, bazılarına daha dolaylı araçlarla yön veriliyor. Türkiye bu süreçlere uyumlu hareket ediyor” ifadelerini kullandı.
ÇOK KUTUPLULUĞA GİDİŞ
Bu günü on yıl önceden görerek Çin’in ciddi bir hazırlık yaptığını belirten Ertürk, “İran’ın petrol satışları dolardan çıkarılıp yuan üzerinden yapılmaya başlandı; böylece ABD denetimi büyük ölçüde aşıldı. “Hayalet tankerler” ve AIS kapatma yöntemleriyle sevkiyatlar gizlendi, stratejik enerji stokları oluşturuldu. Çin, olası bir kriz durumunda 60–90 gün dayanabilecek rezerv kapasitesine ulaştı. Çin askeri ve istihbari destekle İran’ın sahadaki kapasitesi güçlendirdi. Bu durum, ABD’nin kısa sürede sonuç alma beklentisini boşa çıkardı ve sürecin uzamasına neden oldu. Gelinen noktada, bu gelişmeler yalnızca askeri değil ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Petro-dolar sistemi aşınırken, Körfez ülkeleri ABD’nin güvenlik garantilerini sorgulamaya başlıyor. Bu da dünyayı hızla çok kutuplu bir yapıya doğru itiyor. Çok kutuplu bir düzen, güç dengesini artırır. Bu çerçevede Türkiye’nin kendi güvenliği ve stratejik konumu açısından bu dengeyi gözeten adımlar atması kritik önem taşıyor” şeklinde konuştu.
SPEKÜLATİF SERMAYE
ABD ile İsrail’in İran’la yürüttüğü jeopolitik gerilimin bir yandan büyük bir insani dram yarattığını, diğer yandan ise bazı kesimlerin bu savaş ortamını fırsata çevirerek servetlerini artırdığına dikkati çeken Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, ”Son dönemde küresel ölçekte yapılan açıklamalar, ciddi soru işaretleri doğuruyor. Birbiriyle tutarsız, spekülasyon düzeyinde söylemler dolaşıma sokulurken; bu süreçlerin, açıklamayı yapanlar dâhil bazı kesimlere ciddi kazanç sağladığı görülüyor. ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimden ateşkese uzanan süreçte, Amerikan bankalarının yaklaşık 50 milyar dolar kâr elde ettiği ifade ediliyor. Aynı dönemde Amerikan borsalarında da dikkat çekici bir tablo var. NASDAQ Composite ve Dow Jones Industrial Average başta olmak üzere piyasalar tarihi zirvelerini gördü. Sadece 45 gün içinde borsalarda yaklaşık 550 milyar dolarlık bir değer artışı yaşandı. Bu gelişmeler, klasik iktisat anlayışını tersine çeviriyor. Eskiden yatırımcıların istikrarlı ve demokratik ülkelere yöneldiği kabul edilirdi. Ancak bugün, yüksek risk ortamının yatırımcı iştahını artırdığı görülüyor. Hatta bazı yorumlara göre, piyasalarda artık yüksek riskten beslenen spekülatif sermaye daha belirleyici hâle gelmiş durumda. Üstelik bu durum yalnızca ABD ile sınırlı değil. Borsa İstanbul, Hindistan ve Londra piyasalarında da benzer şekilde kazançların arttığı gözlemleniyor. İnsanlar canından oluyor, İran ve Lübnan’ın altyapısı vuruluyor buna karşın savaşı yaşam kaynağına dönüştüren yeni tarzdaki emperyal kapital savaştan besleniyor, riski seviyor ve bu risklerle beraber sermayesine sermaye katıyor” diye konuştu.
SÖYLEM-EYLEM
Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik bir çözüm umudundan çok, mücadelenin farklı araçlarla sürdüğüne dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Güler Kalay, “Sergei Lavrov’un açıklamaları, Rusya’nın diplomasiyi bir barış yolu olarak değil, askerî baskıyı destekleyen stratejik bir araç olarak gördüğünü ortaya koydu. Buna karşılık Volodimir Zelenski yönetimi, diplomasiyi uluslararası meşruiyet üretme ve “barışa hazır taraf” imajını güçlendirme aracı olarak kullandı.
Sahadaki gelişmeler ise bu söylemlerle çelişiyor. Savaş artık toprak kazanımından çok, karşı tarafın enerji altyapısını, üretim kapasitesini ve lojistik hatlarını hedef alan bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumda. Aynı zamanda İran-İsrail/ABD gerilimi, ABD’nin dikkatini bölerek ve enerji fiyatlarını yükselterek Rusya’ya kısa vadede avantaj sağlıyor. Buna karşılık Ukrayna, Rusya’nın savaş finansmanını zayıflatmaya yönelik doğrudan ekonomik ve stratejik hedeflere yöneliyor” dedi.
ÇOK KATMANLI STRATEJİ
Meselenin Türkiye açısından sadece arabuluculuk olmadığını belirten Kaya, “Karadeniz güvenliği, enerji arzı ve bölgesel istikrar doğrudan Türkiye’nin ulusal güvenliğini etkiliyor. Bu nedenle Ankara’nın rolü, sadece diplomatik kolaylaştırıcılık değil; aynı zamanda bölgesel düzen kurucu bir aktör olmaktır.
Türkiye, çok katmanlı bir strateji izlemelidir: Karadeniz’de güvenlik mimarisini güçlendirmek, enerji arz güvenliğini çeşitlendirmek ve çatışmanın bölgeye yayılmasını önleyecek dengeli bir dış politika yürütmek. Aynı zamanda çok kutuplu sisteme geçiş sürecinde, tek bir güce bağımlı olmayan, dengeleyici ve esnek bir pozisyon alarak kendi stratejik alanını genişletmelidir” ifadelerini kullandı.