TEMERRÜT NE DEMEK?
Yani teknik anlamda iflas…
Yani, Türkiye’nin döviz yükümlülüklerini karşılayamama durumu.
Yani ödemeler dengesinde acze düşülmesi…
Kamu ve özel sektörün döviz yükümlülükleri içerisinde kısa vadeli, yani gelecek 1 yıl içinde ödenmesi gereken miktar 192 milyar dolar. Bu parayı bulabilmek için nasıl bir faiz yükünün altına gireceğiz belli değil.
Kısa adı CDS olan (Credit Default Swap) ülke iflas riski, 600 baz puanın üzerine çıkmış durumda.
Şimdi sıkı durun…
Bu CDS priminin 900 baz puan ve üzerini görmemiz durumda, ne kadar faiz verirsek verelim dış borç bulamama durumu ile karşılaşacağız.
Arjantin’in durumuna düşmek bu durumun adı.
Ekonomi gazetecilerinin 2000’li yılların başında sıklıkla attıkları başlıklar arasında “Türkiye Arjantin olur mu?” sorusu gelirdi.
250 MİLYAR DOLAR YAKILDI
Aradan 20 yıl geçtikten sonra kaç arpa boyu yol alındığını varın siz düşünün.
2018’den bugüne kadar dövizi düşük tutma histerisi yüzünden, beytülmal olan ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı bulunan Merkez Bankası dövizleri cayır cayır yakıldı.
Son beş senede bu şekilde ve kamu bankalarını kullanarak “arka kapı” yöntemi ile satılan döviz büyüklüğünün, en iyimser tahminle 250 milyar olduğu belirtiliyor uzmanlarca.
Ne uğruna yapıldı bunlar?
Faizi yükseltmemek ve düşük göstermek uğruna…
Ekonominin tüm dinamiklerini paralayan bu model, bankaları sopalayarak Mayıs ayında yapılan seçimlere kadar Dolar kurunu 20 TL seviyesinde tutmayı başardı.
Eski Ekonomi Bakanı Prof. Dr. Işın Çelebi’nin verdiği bilgiye göre, 2018 yılından bugüne bankacılık sektörünü ilgilendiren düzenleme sayısı 8 bini geçmiş durumda.
Adeta mevzuat delisi olan bankacılık sistemi, her sabah Resmi Gazete’de karşılaşacakları sürprizlerin ne olduğunu merak ediyor.
ŞİMŞEK’TEN TARİHİ İTİRAF
Döviz kurlarının geçen hafta yüzde 10 oranında değer kaybetmesi sonrasında yaşayacaklarımızı artık biliyoruz. İğneden ipliğe her ürüne ve mal grubuna zam gelecek, 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere asgari ücrete yeni bir zam yapılacak, ancak o zam da birkaç ay sonra önemsenmeyecek bir artış olarak görülecek.
Ve ekonomi yönetimi…
Acil olarak ve yüklü miktarda sıcak dövizin yurda girişini sağlayacak mekanizmaları devreye almak zorunda. Bunu nasıl yapacak, hangi sözleri vererek yapacak bilmiyoruz, göreceğiz.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atanan Mehmet Şimşek ve ekibinin bu konularda nasıl bir yol haritası izleyeceği, yapılacaklar listesini belirlerken Sayın Cumhurbaşkanını nasıl ikna edeceğini büyük merakla bekliyoruz.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın devir teslim töreninde “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönmesi dışında bir seçeneği kalmamıştır” cümlesini önündeki kağıttan okuyan, o konuşma için hazırlandığı belli olan Mehmet Şimşek, son beş yıllık politikanın irrasyonel, yani gerçekçi olmadığını itiraf ediyor.
Bir anlamıyla da “Ekonominin sorumlusu benim” diyen Sayın Cumhurbaşkanı’na, “Yaptıkların külliyen yanlış, şimdi o yanlışları düzeltme zamanı” diyor.
Pekâlâ bundan sonra ne olacak?
MEHMET ŞİMŞEK VİTRİN SÜSÜ MÜ?
On ay sonra yapılacak yerel seçimler için başlama vuruşunu 28 Mayıs seçimlerinden hemen sonra yapan Sayın Cumhurbaşkanı, geniş halk kitlelerinin canını acıtacak ekonomik önlemlerin uygulanmasına izin verecek mi?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan yerel seçimlere kadar vitrin süsü mi olacak?
Faizlerin artırılmasıyla dahi çözülemeyecek kadar kronikleşmiş sorunlar yumağı için gereken uyarıları yıllar önce yapan ve bir gece yarısı kapının önüne konan Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’a bir kuru özür dilenecek mi?
Askıda kalan bu soru çengelleri yanıtlamadan ve çok köklü ve can acıtıcı bir reform programı uygulanmadan, bu tünelden çıkışı yok Türkiye’nin.
Herkesin hesabını buna göre yapması gerekiyor.
++++++++++++++
TÜRKİYE, SU KITLIĞINA ADIM ADIM İLERLİYOR
Çok kurak geçen kış aylarının ardından, Haziran ayı ile birlikte yaşadığımız aşırı yağmurlar bizleri aldatmasın.
İklim değişikliğininn etkisi ile bir ayda yağması gereken yağmurun birkaç saatte yağmasının hiçbirimize yararı yok. Tarım alanlarına verdiği zarar ise çok fazla.
Mesleğimizin yüza akı mensuplarından, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım bu konuda çok önemli uyarılarda bulunuyor.
Türkiye’nin “su stresi çeken ülkeler” liginden, “su kıtlığı çeken ülkeler” ligine yaklaştığına dikkat çeken Ali Ekber ağabeyin verdiği bilgiler, hepimizi düşündürmesi gereken cinsten.
TARIMDA SU TÜKETİMİ YÜZDE 77
Bakın ne diyor Ali Ekber Yıldırım:
“Türkiye su zengini değil, suyu zenginmiş gibi kullanıyor. Türkiye, su stresi yaşıyor. Önlem alınmazsa yakın gelecekte su kıtlığı yaşayabilir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye’de toplam yıllık su akış miktarı 185 milyar metreküp. Yıllık tüketilebilecek yerüstü su potansiyeli 94 milyar metreküp. Yeraltı su potansiyeli ise 18 milyar metreküp olmak üzere, toplamda 112 milyar metreküp su olduğu tahmin ediliyor.
Türkiye, toplam su potansiyelinin 57 milyar metreküpünü kullanıyor. Bu suyun yüzde 77’sini oluşturan 44 milyar metreküpü tarımda sulama suyu olarak kullanılıyor. Diğer yüzde 23’lük bölümü oluşturan 13 milyar metreküp su ise içme-kullanma ve sanayi suyu olarak değerlendiriliyor. Gelişmiş ülkelerde içme ve kullanım suyunda kayıp oranı yüzde 8 ile yüzde 24 arasında değişirken, Türkiye’de bu oran 2022’de yüzde 33,5 oldu. Hedef 2033’te yüzde 25’e ve 2040’ta yüzde 10’a düşürmek. Tarımda su kayıp oranı çok daha yüksek. 2022 verileri ile tarımda kullanılan suyun yüzde 50’si kaybediliyor. Bu konuda da hedef 2030’da su randımanını yüzde 60’a çıkarmak. Yani kayıp oranını yüzde 40’a düşürmek. 2050’de tarımsal sulamada randımanı yüzde 65’e, 2070’te yüzde 70’e ve 2100’de yüzde 75’e ulaştırılması hedefleniyor. Tarımsal sulamada en önemli sorun vahşi (salma) sulamanın çok yaygın olması. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de tarımsal sulamanın yüzde 68’i salma sulama dediğimiz vahşi sulama ile yapılıyor. Sadece yüzde 32’si basınçlı sulama sistemleri ile yapılıyor. Daha da önemlisi milyarlarca lira ödenerek barajlar yapılıyor. Barajlardan tarlalara açık sistemlerle su taşındığı için suyun önemli bölümü buharlaşma ve sızıntılarla kayboluyor. Kapalı sistemle suyu taşıma oranı yüzde 28 civarında. Barajlardan, göletlerden suyun yüzde 72’si açık kanallarla tarlaya götürülüyor. Özetle, su konusu önümüzdeki günlerde daha çok gündeme gelecektir. Barajlarda su seviyesi çok düşük olduğu için 2021’de olduğu gibi 2023’te de Aydın ve Denizli Valiliği Büyük Menderes havzasında su kısıtlamasına gitti. Çiftçiye üretim sezonunda sadece iki kez su verilebileceğini duyurdu. Suyun verimli kullanılması ve destek verilirken basınçlı sulama sisteminin teşvik edilmesi çok önemli.”
Bu uyarılar, tüm meslek yaşamını Türk tarımının sorunlarına ve kendi kendisine yeter ülke olmamıza vakfetmiş bir gazeteciden geliyor.
Konutlarda su tasarrufu elbette çok önemli.
Ancak ülkemizin su kaynaklarında asıl kayıp tarımda yaşanıyor. Kişisel tüketimin üç katından fazla su tüketen tarım sektöründe sağlanacak her birim tasarruf, su kıtlığı yaşayan bir ülke olmamıza engel olacak.
++++++++++++++
GENÇLERİMİZİN YÜZDE 63’Ü BAŞKA ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYOR
Almanya’nın en ciddi düşünce kuruluşlarından Konrad-Adenauer-Stiftung Derneği, 16 ilden 18-25 yaş aralığındaki 2 bin 140 gençle görüşerek yaptığı ‘Türkiye Gençlik Araştırması’nın sonuçlarını geçen hafta yayınladı.
Aslına bakarsanız ekonomide yaşanan çalkalanma nedeniyle basında hemen hiç yer almayan bu araştırmanın sonuçları, o ekonomik dalgalanmaların birer toplumsal sonucu olarak karşımızda duruyor.
18-25 yaş arasındaki gençlerle yapılan araştırmanın katılımcıları, Türkiye’nin toplumsal yapısı ile bire bir eşleşen bir profile sahip.
YAŞAM KOŞULLARI BELİRLEYİCİ
Yüzde 27,4’ü iş sahibi, yüzde 58,4’ü işçi olan katılımcılar arasında, çalışmayanların yüzde 88,5’i öğrenci; çalışanların yüzde 13,5’i devlet memuru, yüzde 12,1’i ise avukat, doktor gibi nitelikli meslek mensuplarından oluşuyor.
Araştırmaya katılanların sadece yüzde 17,3’ü Türkiye’de yaşamaktan mutlu olduğunu belirtiyor. Orta derecede mutlu olanların oranı yüzde 52,5 olurken, yüzde 30,1’i ise kendini “mutsuz” olarak tanımlıyor.
Gençlerin yüzde 63’ü, imkan olsa başka ülkede yaşamak istiyor.
İlk sırada tercih edilen ülke Almanya, ikinci sırada ise ABD geliyor.
Ülkeler grubunda ise Avrupa, İskandinav ülkeleri ile Kanada ilk üç sırada yer alıyor.
Bir başka ülkede yaşama isteğinin en önemli nedeni (yüzde 47,8), yaşam koşullarını yükseltme isteği olurken, ikinci önemli neden (yüzde 20,7) o ülkelerde daha çok özgürlük olduğu düşüncesi...
Gençlerin Türkiye’deki ekonomik duruma ilişkin görüşleriyse son derece karamsar.
“Türkiye ekonomik olarak az gelişmiş-gelişmekte olan bir ülkedir” diyenlerin oranı yüzde 73 olurken, “Türkiye’nin şu anki ekonomi politikaları başarısızdır” diyenlerin oranı yüzde 80,6 seviyesinde.
Katılımcıların yüzde 86,2’si “Türkiye’deki ekonomik durum kötüdür” derken, “Türkiye’deki gelir dağılım eşit değildir ve dengesizdir diyenlerin oranı yüzde 88,7” seviyesine yükseliyor.
Katılımcıların yüzde 66,9’u hükümetin özelleştirme politikalarını doğru bulmadığı belirtilirken, yüzde 86,3’ü göçmen politikalarını doğru bulmuyor.
LİYAKAT ELEŞTİRİSİ
Öne çıkan diğer tercihler ise şöyle sıralanıyor:
Hükümetin yabancılara emlak, gayrimenkul satışını doğru bulmuyorum, yüzde 81,1.
Türkiye’nin bugünkü yönetiminden memnun değilim, Türkiye çok kötü yönetiliyor, yüzde 69,6.
Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyorum ama geleceğinden umutluyum, yüzde 39,4. Türkiye’nin geleceğini çok iyi görmüyorum geleceğinden umutsuzum, yüzde 27,2.
Türkiye’de sorunlar yaşanmaktadır, yüzde 98,4. En çok yaşanan sorunlar sırasıyla, mevcut ekonomik koşullar, hukuk ve adalet, işsizlik, adam kayırma-yolsuzluk ve rüşvet.
Devlette işe alımlarda ehliyet ve liyakate uygun davranılmadığını düşünüyorum, yüzde 71,3.
Gençler, gündemi takip etmektedir, yüzde 85,5.
++++++++++++++
HAFTANIN SÖZÜ
“Ekonomide krizlerin gerçekleşmesi beklediğimizden daha uzun sürer ancak düşündüğümüzden daha hızlı gerçekleşir.”
Rudiger Dornbusch