Seyahat

Kavurucu yaz sıcağında serin bir rüya: Batı Karadeniz

Yedigölleri, Abantı, Cam Teraslı Tokatlı Kanyonu, Safranbolu’su, Amasra’sı, Hobbit Evleri’ni barındıran Ormanyası, Sapanca, Gölcük ve Uluabat gölleri, Maşukiye ve Gölyazısı ile yeşil ve mavinin bin bir tonunu gözler önüne seren tabiat harikası coğrafyada seyahat edip bu güzelliklere şahit olmak insana adeta huzur veriyor.

Abone Ol

İsmail Kazım ERKMEN- EGETELGRAF/ Yaz sıcakları geldi çattı, güzel İzmir 35’in üzerinde bir derece sıcaklıklarda kavrulurken, biz de hem bir yılın yorgunluğunu atmak hem de biraz olsa da serinlemek için Batı Karadeniz’in yolunu tuttuk. İzmir’den hareket ederken gerçekten, önceki senelerde gerçekleştirdiğimiz Orta ve Doğu Karadeniz gezimize benzer güzellikleri yaşayacağımızdan emindik ki öyle oldu.

Academic Tur’un konforlu otobüsü ve tatlı ve şirin rehberimiz Derya Karadağ’ın nezaretinde eşim Ayten Erkmen ile birlikte diğer misafirlerle birlikte yola çıkarken takdir edersiniz ki çok heyecanlıydık. Akşam saatlerinde başladığımız yolculuk İzmir-İstanbul Otoyolu’nda kimi zaman fonda çalan müzik zaman zaman da insanı uykuya davet eden sessizlikle, yaklaşık 4 saat süren yolculukla Yedigöller’e kadar sürdü.

BİRBİRİNDEN EGZOTİK 7 GÖL

İzmir’in sıcağını geride bırakarak yola koyulduğumuz Batı Karadeniz’de ilk durağımız Karabük üzerinden Bolu oluyor. Burada bizi bekleyen minibüslerle, yemyeşil bir doğa içinden güzel manzaralar eşliğinde Yedigöller Milli Parkı’na ulaşıyoruz. Yedigöller’de, bizleri Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl ve Seringöl olmak üzere 7 birbirinden egzotik göl bizleri adeta büyülüyor. Yeşilin bin bir tonuna bürünerek sunduğu muhteşem manzarasında doğa ile baş başa gölleri tek tek geziyor ve hayran kalıyoruz. Birinden diğerine geçilen göllerden aşağı inerken şelale eşliğinde merdivenler yaş almışları biraz zorlasa da eşsiz bir zevk veriyor. Bir sonraki gezi noktası ise cennet misali doğa harikası Gölcük Gölü oluyor. Gölün karşısında Orman Genel Müdürlüğü’ne ait ve özel misafirlerin ağırlandığı ahşap göl evi gözümüze takılıyor. İnsanın içinden “Şimdi orada olmak vardı” düşüncesi geçiyor. Yemyeşil ağaçlar ve ağaçların göle verdiği renk ile seyre doyum olmayan güzellikler içerisinde geçirdiğimiz keyifli zaman sonrasında, Abant Gölü’ne gitmek üzere tekrar otobüsümüzde yerlerimizi alıyoruz. Abant Gölü’ne ulaştığımızda, meşe, köknar, dişbudak, çam, kavak, kayın ve gürgen ağaçlarının, dağ çiçeklerinin, meyveli bitkilerin arasında huzur bulacağınız ve bol bol oksijen soluyarak yürüyüşlerimizi gerçekleştiriyoruz. Her mevsimde ayrı güzelliğe sahip olan Abant Gölü’nde, muhteşem doğa manzaralarını fotoğraflıyoruz.

DÜNYANIN GÖZBEBEĞİ AMASRA

Bizler için bir başka güzergah, Mengen, Devrek, Bartın üzerinden Fatih Sultan Mehmet'in ''Lala, Lala Çeşm-i Cihan (Dünya'nın göz bebeği) dedikleri bu mu ola?'' sözleri ile ün kazanan güzel Amasra'ya ulaşıyoruz. Karadeniz’in en güzel sayfiye kasabalarından Amasra’da bizi Fatih ve Lalası’nın bronz heykeli selamlıyor. Amasra’nın Kemere Köprüsü, Tarihi Kale Surları ve Çekiciler Çarşısı gibi kentin önemli noktaları olarak bizi cezbediyor. Karadeniz kıyısındaki belde parkları, kafeleri, restoranları ve plajları ile hakikaten bir gözbebeği niteliğinde. Burada Amasra’nın meşhur balık ve salatasından tatma şansına sahip oluyoruz. Ardından Safranbolu’ya birkaç kilometre uzaklıkta yer alan Tokatlı Kanyonu’na doğru yol alıyoruz. Dar sokaklardan bir yolculukla Türkiye’de örnekleri arasında ilk olma özelliğini taşıyan Cam Teras üzerine çıkarak bu güzel kanyonun fotoğraflarını çekiyoruz. Bol oksijen ve muazzam manzara eşliğinde geçireceğimiz keyifli anlardan sonra, yönümüzü müze kent Safranbolu’ya çeviriyoruz.

UNESCO DÜNYA MİRASI SAFRANBOLU

Hıdırlık Tepesi’nden Safranbolu’nun manzarasını fotoğraflayıp UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde korumaya alınan özgün mimari evleri, tarihi değerleri, kent kültürü, yaşam tarzı, gelenek ve görenekleri, yöresel lezzetleri ve doğal güzelliklerinin bizi etkilediği Safranbolu’da nostaljik Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürüyüşler yaparak, tarihi yapılarını gözlemliyoruz. Bu esnada Cinci Hanı, Köprülü Camii, İzzet Paşa Camii, Akçasu Kanyonu gezilerimizi gerçekleştirerek Yemeniciler Arasta’da kumda kahve molası veriyoruz. Kahvelerimizi yudumlarken gözümüz Yemenici Erhan Başkaya’ya takılıyor. Erhan Usta küçük şirin dükkanında diktiği yemenilerini müşterilerine satmaya çalışıyor. Ha yemeni denilince kadınların başlarına örttükleri örtüyü anlamayın. Buradaki yemeni Osmanlı mirası ayağa giyilen renkli altı yumuşak ve arnavut kaldırımlarında rahat yürümeyi sağlayan bir nevi ayakkabı. Erhan beye “hayırlı işler” dileyerek ayrılıyoruz. Bizler Safranbolu’da gezerken hafta sonu olması münasebeti ile sportif etkinliklerden “Safrun” adıyla Safranbolu Ultra Trail’e yani bir nevi maraton olan dağ ve arazi içinde gerçekleştirilen yarışın heyecanına şahit oluyoruz.

İNSAN ELİYLE YARATILAN “ORMANYA”

Safranbolu’dan ayrılıp Sapanca Gölü manzarası eşliğinde Maşukiye`ye hareket ediyoruz. Ormanlar arasında yer alan Maşukiye`de, tertemiz ve bol oksijenli havasını solumak iyi geliyor insana. Maşukiye adı aşık anlamına gelen maşuktan geliyor. Gerçekten de etraftaki doğal güzellikler "buraya gelen aşık olur" denilen ve herkesin dudaklarından bir daha geleceğim dedirten bu doğa harikası yerde orman içinde, toprağa basıp, su ve kuş sesi dinleyip yorgunluk atıyoruz. Burada dileyen ATV turuyla doğanın tadını çıkarırken, dileyenler de Zipline ile adrenalin keyfini çıkarabiliyor.

Unutulmaz anılarımızla Maşukiye’den ayrılarak Kocaeli’ndeki Ormanya Doğal Yaşam Parkı’na gidiyoruz. 2014 yılında başlanan ve 10 yılda hayata geçirilen Ormanya Doğal Yaşam Parkı projesi 4 bin dönümlük alandan oluşuyor ve dünyanın üçüncü, Avrupa`nın en büyük doğal yaşam parkı olarak biliniyor. Bu dev parkta `Yüzüklerin Efendisi`` ve ``Hobbitler`` filmiyle ünlenen Hobbit Evlerinin bulunduğu alanı gezerek, bol bol fotoğraf çekiyoruz. Orman içinde belki de dünyada tek olan Açıkhava Kütüphanesi de hayli ilgimizi çekiyor. Dönüşte bizleri doğal yaşam alanlarında dinlenen geyik ve karacalar karşılıyor.

GÖLYAZI BİR DÜNYA HARİKASI

Yavaş yavaş gezimizin sonlarına yaklaşırken Uluabat Gölü, Gölyazı Köyü`nü görmek üzere turumuza devam ediyoruz. Göz kamaştıran balıkçı köyünde benzersiz manzaralar karşılaşıyor bizleri. Göl kenarında balık ağlarını ve kerevit sepetlerini onaran balıkçıları ile Gölyazı bir dünya harikası. Hemen göl gezisine Saltanat Kayığı’nda başlıyor ve su üzerinde açan Nilüfer çiçeklerini görme fırsatını yakalıyoruz. Köy meydanında bulunan asırlık çınarın altında, akşam üzeri çaylarımızı içip, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarından ilerleyerek, tarihi kent duvarları arasında keyifli bir yürüyüş yapıyoruz. Bu harika ortamdan sonra, geri dönüş yolculuğumuza başlıyor ve Susurluk Balıkesir-Akhisar-Manisa üzerinden, akşam saatlerinde yuvamız İzmir`e ulaşıyoruz. Böylece üç gün 2 gece süren rüya gibi bir gezi son buluyor.