Güneşin doğuşunu görmek, lazım. Erkenden kalkmak her zaman iyidir. Yol alma olayı da var, hayatını yaşama da. Çok erken olmasa da geç saate kalmadan boylu boyunca uzanmak gerek. Organizmamız bunu bekler, ister. Sabahın köründe kalkabilmek için de gecenin körüne kadar, internete bakmadan ağır şeyler yemeden yatmak gerek. Başkasının değil kendi hayatına baksan. Yoksa uyuyamazsın o zaman da kalkamazsın zaten. Sportif anlamda bu, ilk kalkışımız değil. Sabahın 6'sında Balçova tepelerinde koşar, idman yapardık, yaptırırlardı. Behçet Timuruysal ile Vedat Akbuğday hocalarım sağ olsun. Sabah 8'de maçlar başlar, kışın ayazında top oynar, hakemlik yapardık. 70'li yıllar, 80 öncesi. Rahmetle olsun hepsine. Cassius Clay, müslüman oyuncu Muhammed Ali Clay ismini alan gelmiş geçmiş en başarılı boks şampiyonu için de erken kalktık. Tek kanal TRT döneminde, ABD'de o da. Sabah 4'de, merak ederdim babam ile beraber izledik maaile. Zorla değil, merakla. Televizyon 24'te kapanır, maç için 3'de tekrar açılırdı. Öyle bol reklam için de değil. Çiftçi, tarım programları konurdu, sabah kuşağı idi. Çevre, orman, su anlatılırdı. Sonra da maça geçerdik. Ne güzel günlerdi, Muhammed Ali hep kazanırdı. Beyaz Gölge sayesinde 'basketbolu', Küçük ev sayesinde ailenin değerini, Bizimkiler sayesinde komşuluğu öğrendik ama. O güzel ve de özel sesiyle, yorumu ve de bilgisiyle Orhan Ayhan üstadım sayesinde ve de Muhammed Ali Clay'e rağmen 'boks'u sevemedim. George Foreman, Floyd Patterson, Joe Frazier ile Sonny Liston, Muhammed Ali arasında. Nakavt ile biter, sevinirdik. Kan, yerde yatan insan. Yoksa saatler sürerdi, güneş doğardı. İyi ki nakavt var. Televizyonumuz vardı izlerdik, yoksa az sayıda evlerde toplanılır ya da kahvehanelerde çay erkenden demlenirdi. Ramazan ayına da denk geldiği olurdu sahur da aradan çıkardı. Boksta maçtan önce rakibin gardını düşürmek normal idi. Tiye alınır, küçümsenirdi ki. Maça giden, izleyen atsın diye belki de. Futbolda da kullanıldı bu taktik, hiç de iyi olmadı, Tansiyonu yükselttiler, olaylar çıktı. Tuhaf demeçli manşetler gazetelerin başlığını 9 sütun kaplardı. Dışarda Muhammed Ali varsa bizde de Cemal Kamacı'mız vardı. Gölgede de kalmadı, ülkemize nice başarılar kazandırdı Kamacı. Muhammed Ali 'Kelebek gibi uçar arı gibi sookarım' demişti, Floyd Patterson'a 'Tom amca' demişti. 1960 Roma Olimpiyatları'nda 81 kiloda, Amerika'ya Olimpiyat şampiyonu olarak döndü. Luisville'deki lokantaya, 'kendi rengini üstün görenler' Clay'i almadılar. Şampiyon ve ülkesinde, bu yapıldı. Clay de madalyasını, nehre attı. İşte bu yüzden çok sevildi. Çocukluğumu ruhumu etkiledi, spor sadece spor değil ki...
SAÇI DEĞİL, KAFAYI DEĞİŞTİRMEK GEREK
Geldik, 1977'den 2026'ya. Yine ABD'de de. 3.kez katıldığımız, 1 kez de katılamadığımız maçlarımıza, saat 7'de başladık ikincisi 6'de gruptaki son maçımız 5'de saat farkıyla. Pazar günümüz çok erken başladı, çok geç bitti. Dev ekran karşısında, hep beraber izledik. Çocuklar, bebekler bile vardı, evde bırakılmaz haliyle. İzmir'in her ilçesinde dev ekranlar kuruldu, ikramlar sunuldu, iyi de oldu teşekkürler. Göztepe'nin kuruluş yıldönümüne katılım sağladık, nice nice yıllara. ‘Yazıklar olsun’, ‘Yüzümüz yine gülmedi', ‘Bunlar amatörde oynayamaz’, 'Ne zaman güldürecekler yüzümüzü' diyen vatandaşlarımız oldu, ‘Boşuna izledik zaman kaybı, keşke balığa gitseydik’ diyen de. Haklı da olabilirler konu Milli takım olunca da hak vermeden geçemiyor insan. Kulak verin demek değil konu, teknik adam değiliz. Öyle olsaydı böyle olurdu, yazmaya da gerek yok. İlla bir şey demek için yazmak da mantıksız. İlk maçını kaybedenin kupayı aldığını gördük, yaşadık. Fırsat vermek gerek. Takımımız iyi, bu cepte. ‘Bu yenilgi Montello’ya yazar’ dedi bir arkadaş, taktik hatası oldu bu da tamam. Barış koşan adam, koşamadı, orta yapamadı. Havadan oynamaya ne gerek var, defans kapı gibi, hava topları kafadan ve direkten döndü. Oyun sistemi oturamadı. Paraguay’ı yeneriz, ABD’de Avustralya’yı yener biz de ABD ile final maçı oynar yener ve ilk turdan çıkarız. Diye tahmin ediyorum, nasıl umut ama? Hakem çok iyiydi Avustralya kalecisi ve defansı harikaydı. Olur böyle şeyler futbolda. Durmak yok, yola devam. Erkenden dev ekranda izlememiz hoş olmasa da boş değil. Şekilci, kılık kıyafetçi değilim, orası Milli Takım, her gencin hayali, örnek insanlar olmalı. O ne saçlar öyle. Bir insan da daha doğrusu sporcu da özgüven kaybı olursa, şeklini şemalini değiştirmeye ve de ön plana çıkarmaya çalışır. İyi oynayamazsan, yüzüne de vurulur acımasızlık değil bu, gayet normal ve de insani. Önce topunu oyna, sonra ne yaparsan yap. Hoş Ümit Davala da benzerini yaptı ama formasının hakkını verdi. Konsantrasyon eksikliğidir bunun adı. Daha o havaya giremediniz mi? 24 yıl sonra gidiyoruz. İlk defa FİFA World Cup görüyorsunuz, seçildiniz, formayı giydiniz. Şöhrete de reklama da paraya da doymuş olabilirsiniz de daha iyi ya, daha rahat oynamanız, kaygısız hem de. Gerekmez mi? Gensiniz, ne yaptınız şimdi yaptınız, yarını da yok belki de. Zaman farkı alışamadık, filan demeyin, çıkın koşun. Çok iyi oynayınca, sesimiz çıkıyor mu. 'Her maçınıza ilk maçınız ve de son maçınız' gibi çıkın. İlk turda elenip dönmek de bu saatten sonra, hoş olmaz. Özellikle derbilerdeki hırsınızdan, ihtirasınızdan, yaygaranızdan istiyoruz. Kulüpleriniz de nasılsanız, daha fazlası Milli takımımızda olması gerekmez mi? Hadi aldatmaya kalkın bakalım hakemleri, o kadar kamera var. Acısı şimdi çıkıyor. Başka dünya kupası yok, belki de olmayacak. Sizlere de kalmayacak. belki de. Fırsat bu fırsat, o anı, yaşayın ikinci turu görmeden dönmeyin.