Keşke olmasaydınız!

Abone Ol

Sözümüz memur ve emekli maaşlarının belirlenmesi için masaya oturan yetkili olup etkili olamayan memur sendikasına ve maaş zamlarının artışında kriter olarak baz alınan TÜİK’in enflasyon verilerinden dolayı TÜİK’e. Günlerdir tartışılan haziran ayı enflasyon verilerini TÜİK, her ay olduğu gibi 3 Temmuz’da açıkladı. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık 32.11 olarak açıklanırken aylık yüzde 0,99 olduğunu açıkladı. Bağımsız akademisyenlerden oluştuğunu bildiğimiz Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise aynı dönem için yıllık enflasyonu yüzde 51,49, haziran ayı enflasyonunu ise yüzde 1,94 olarak açıkladı. Yani her ay olduğu gibi ENAG’ın haziran rakamları TÜİK’in yaklaşık iki katı. TÜİK ile ENAG arasında uzun süredir devam eden enflasyon verisi makası aynı şekilde devam ediyor. Vatandaşın bütçesindeki en büyük yük, gıda, yakıt, kira, elektrik, sağlık ve ulaşım harcamalarıdır. Öyle ki, tarım ürünlerinin tarla ve bahçedeki fiyatı ile market raflarındaki fiyatı arasındaki fark, bazı ürünlerde yüzde 379’a kadar çıkmıştır. Böylesine ağır bir hayat pahalılığı yaşanırken, hayat pahalılığının en ağır yükünü işçi, memur, emekli çekerken özellikle maaş zamlarının belirlendiği Aralık ve Haziran enflasyonu verileriyle, maaş zamlarının yapıldığı ayın akabinde ki aylarda ki enflasyon farkları gerçek enflasyon oranlarından uzaktır. Mesela, 2025 yılı maaş zamlarının belirlendiği, 2024 yılı aralık ayı enflasyonu yüzde 1.03 iken zalardan sonraki ilk ay olan ocak ayı enflasyonu yüzde 5.03 yani bu demektir ki, mevcut hükümet yetkilileri verdikleri zammın yüzde 4’ünü ilk ayda geri almışlar. Bu tabloyu hemen her zam döneminde görmek mümkün. Tabii verilen zammı geri almanın bir başka yöntemi de vergi dilimleri. 1999 yılında bir memur maaşının asgari ücretin 25 katına ulaştıktan sonra yüzde 20’lik vergi dilimine girerken, bu gün asgari ücretin 5.5 katında yüzde 20’lik vergi dilimine girmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu güne geldiğimizde, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine göre memur ve memur emeklileri, altı aylık enflasyon farkı ile yüzde 7’lik toplu sözleşme zammı dahil toplamda yüzde 13,52 oranında zam alacaklardır. Yani görüldüğü gibi toplu sözleşmede yüzde 7 olarak alınan zammın enflasyonun içerisinde kalmasından dolayı hiçbir manası yoktur. Bu sadece bu dönemde olan bir şey değil, 8 dönemdir 16 yıldır yapılan tüm toplu sözleşmeler bu şekildedir. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş artışı ise yüzde 17,76. Memur ve memur emeklilerinin maaş artışı ise diğer emeklilere göre yüzde 4,24 oranında daha düşük olacaktır. Bunun sonucu, eğer bu düzen böyle giderse, muhtemelen birkaç yıl sonra tüm emekli maaşları aynı seviyelere gelecektir. Türk-İş’in haziran 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması (açlık sınırı), 35 bin 759 liraya, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 liraya ulaşmıştır. Bu sonuçlara göre emekli ve asgari ücretliler aç, memurlar ise yoksuldur. Emeklilerin, işçilerin ve asgari ücretlilerin maaşları, Ocak 2026’dan bu yana yüksek enflasyon karşısında hızla erimiştir. En düşük emekli maaşı bu yılın başında yapılan yasal bir düzenlemeyle 20 bin liraya yükseltilmiştir. Bu miktarın 23 bin 552 liraya çıkarılacağı da konuşulmaktadır.
Memur ve memur emeklilerine verilen yüzde 13,52'lik zam artışına karşılık diğer emeklilere yüzde 17,76 zam alacak. Yani bu yetkili sendika hiç olmasaymış daha iyi olacakmış. Biliniz ki, yokluğunuz varlığınızdan daha iyi olacak.