Koltuklar kalmaz, vicdanlar hatırlar

Abone Ol

Bir belediye başkanı düşünün… Göreve gelirken dilinden "eşitlik", "adalet", "şeffaflık" ve "emek" düşmüyordu. Meydanlarda emekçiye sarılıyor, "Siz benim kardeşimsiniz." diyordu. Hiç kimsenin ötekileştirilmeyeceğini, belediyede tek ölçünün liyakat olacağını anlatıyordu. Ne oldu da kısa sürede bu sözler unutuldu? Bugün belediye koridorlarında konuşulanlara baktığınızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. Çalışanlar yaptıkları işle değil, hangi sendikaya üye olduklarıyla, kime yakın görüldükleriyle ya da kime biat ettikleriyle değerlendiriliyor. Farklı düşünenler yaftalanıyor, sorgulayanlar susturulmak isteniyor, itiraz edenler ise "öteki" ilan ediliyor. En acısı da bu ayrıştırmanın "şucu", "bucu", "bizden", "sizden" gibi ifadelerle normalleştirilmeye çalışılmasıdır. Oysa belediyeler hiçbir siyasi anlayışın arka bahçesi değildir. Belediye başkanı da kendisine alkış tutanların değil, o kurumda çalışan herkesin başkanıdır. Kamu yönetimi sadakat istemez, adalet ister. Çünkü kamu görevlisi bir siyasi hareketin neferi değil, milletin hizmetkârıdır. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Herkesi bir kimliğe sıkıştırmaya çalışanlar, kendileri hangi kimliğin arkasına saklanmaktadır? Sürekli başkalarını "ocu", "bucu" diye sınıflandıranların kendileri gerçekten tarafsız mıdır? Yoksa tarafsızlık söylemini sadece işlerine geldiğinde mi hatırlamaktadırlar? Demokrasi, kendisi gibi düşünenleri ödüllendirmek değildir. Demokrasi, kendisini eleştirenin de hakkını koruyabilmektir. Ne yazık ki bugün bazı yöneticiler, eleştiriyi ihanet; farklı düşünceyi düşmanlık olarak görüyor. Oysa eleştiriden korkan yönetim anlayışı güç değil, özgüven eksikliği gösterir. İnsanları korkutarak sessizlik sağlanabilir; ancak saygı asla kazanılamaz. Bugün makamın verdiği yetkiye güvenerek insanları dışlayanlar, yarın aynı insanların arasına sıradan bir vatandaş olarak döneceklerini unutmamalıdır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Dün ulaşılmaz görünen nice makam sahipleri bugün hatırlanmıyor bile. Ama onların adaletsiz uygulamalarını yaşayan emekçiler hâlâ hatırlıyor. Çünkü emekçinin hafızası güçlüdür. Kendisine yapılan haksızlığı unutmaz. Bugün görev yerleriyle oynananları… Bugün fikirlerini söylediği için yalnız bırakılanları… Yarın tarih yazacaktır. Hiçbir koltuk sonsuza kadar sahibinde kalmaz. Hiçbir imza ömür boyu atılmaz. Hiçbir güç ebedî değildir. Kalıcı olan tek şey adalet duygusudur. Eğer bir yönetici gerçekten güçlü olmak istiyorsa, bunu korku iklimi oluşturarak değil; çalışanlarının güvenini kazanarak göstermelidir. Çünkü gerçek liderlik, kendisine benzeyenleri değil; kendisine benzemeyenleri de kucaklayabilmektir.
Bugün emekçiyi ayrıştıranlar, yarın birlikten söz etmeye kalktığında kimseyi ikna edemez. Çünkü sözün değeri, onu söyleyenin davranışı kadardır. Emekçi artık söylenenlere değil, yapılanlara bakıyor. Verilen sözlere değil, yaşadığı adalete inanıyor. Unutulmamalıdır ki belediyeler kişilerin değil, halkındır.
Belediye çalışanları da kimsenin taraftarı olmak zorunda değildir.

Onlar sadece işlerini hakkıyla yapmak, emeğinin karşılığını almak ve insan onuruna yakışır bir çalışma ortamında görev yapmak ister. Bunun adı ayrıcalık değil, haktır. Ve son bir söz... Bugün gücüne güvenerek insanları ayıranlar, yarın o gücü bulamayabilir. Bugün "bizden" ve "sizden" diyerek duvar örenler, yarın o duvarların yalnızca kendilerini hapsettiğini görebilir. Çünkü zaman en büyük hakemdir. Makamlar gelir geçer. Koltuklar değişir. Ama vicdanın verdiği hüküm değişmez. Emekçiyi ötekileştirenler değil, emekçiye adaletle yaklaşanlar hatırlanır.