Komşunun tabağı!

Abone Ol

Bir öğle yemeği…
Elinizde on beş sayfalık bir menü var. Garson sabırsızca yanınızda bekliyor.
“Ne alacaksınız?”
Gözleriniz sayfalar arasında dolaşıyor. Salatalar, çorbalar, makarnalar, pizzalar… Her biri iştah açıcı.
Dakikalar geçiyor. Sonunda kendinizi “Aynısından bana da.” derken buluyorsunuz; komşu masadaki, hiç tanımadığınız birinin tabağını işaret ederek.
Ya da bir akşam…
Televizyonu açıyorsunuz. Kanallar arasında dakikalarca dolaşıyorsunuz. Programlara bakıyor, dizileri, filmleri inceliyor, kumandayı elinizde çeviriyorsunuz. Sonra televizyonu kapatıp yatağınıza gidiyorsunuz.
Öğlen yiyeceğinizi, akşam da izleyeceğinizi neden seçemediniz dersiniz? Buna psikolojide seçenek felci deniyor:
O kadar çok seçenek arasında bir tanesini seçemez hale gelmek. Ama asıl mesele burada değil. Bu felç yalnızca menü seçimiyle kalsaydı dert etmezdik. En yakıcı hali, hayatımızın tam ortasında karşımıza çıkabiliyor. İşte o zaman sorun var demek.
Bir gün önünüzde koca bir boşluk açılır. Alarmsız, programsız, kimsenin sizden bir şey beklemediği bir zaman. Yıllarca 'keşke vaktim olsa' dediğiniz o an gelmiştir. Zamanınız var. Üstelik de bolca.
Ne yapabilirsiniz? Bir dil öğrenebilirsiniz. Seyahat edebilirsiniz. Gönüllü olabilirsiniz. Bir kursa yazılabilirsiniz. Yeni bir işe başlayabilirsiniz. Ama iki hafta sonra bakarsınız, hiçbirine başlamamışsınız. Menüde vakit yoktu, garson tepenizde bekliyordu. Şimdi vakit sizin, kimse beklemiyor. Yine de kıpırdayamıyorsunuz.
Seçenek felci sadece bir yorgunluk değil. Bir tuzak. Önemli kararları almamızı engeller. Erteleriz. Yine erteleriz. Sonunda hiç karar veremeyiz. Ve bir gün fark ederiz ki hayatımız bizim verdiğimiz kararlarla değil, veremediklerimizle şekillenmiş. Tek ilacı var: Kararlılık. Peki kararlılık nereden gelir?
Değerler: Kararlılığın ilk kaynağı, ne için yaşadığınızı bilmek. Değerleriniz belliyse, seçim yapmak sınav olmaktan çıkar, cevaba döner. İki iş teklifi önünüzde. Biri daha çok para ve güvence veriyor, diğeri daha çok özgürlük. Hangisini seçersiniz? Değeriniz güvenlikse seçim zor değil. Özgürlükse de öyle. Zor olan, hangi değerin gerçekten sizin olduğunu bilmemek.
Kimlik: Kim olmak istediğinizi bilmektir. Bu soru bir kez cevaplandığında, her karar bir sınav değil, kimliğinizin ifadesi olur. "Ben sağlıklı biriyim" diyen kişi tatlı karşısında zorlanmaz. "Ben okuyan biriyim" diyen kitapla telefon arasında seçim yapmaz.
Neden: Kimin bir nedeni varsa, neredeyse her nasıla katlanır. Bu cümle Nietzsche'nin. Sebebini bildiğiniz işin zorluğu küçülür; amacı olan karara sadık kalmak kolaylaşır.
Peki bugün ne yapabiliriz?
Birden fazla seçenek karşısında kararsız kaldığınızda kendinize sorular sorabilirsiniz?
1. "Seçeneklerden hangisi değerlerimle uyumlu?"
2. "Olmak istediğim kişi seçeneklerden hangisini seçerdi?"
3."Seçeneklerden hangisi, zor anlara dayanmamı sağlayacak gücü, enerjiyi verir?"
Bu hafta küçük bir deneme yapın. Ertelediğiniz bir karar varsa ona bakın ve sorun: Değerlerime, kimliğime, nedenime uygun mu?
Cevap "evet" ise verin. "Hayır" ise bırakın. Küçük olsun. Ama sizin olsun.