10 soruda Türkiye ve Paris İklim Anlaşması 2

Bülent ÖZGEN
7 Mayıs 2021

ABD Başkanı Joe Biden’ın ​​​​​​​ 40 dünya liderine gönderdiği davet üzerine ABD’nin ev sahipliğinde sanal ortamda İklim Zirvesi gerçekleştirildi. ABD, zirve sırasında Paris İklim Anlaşması altında iddialı bir emisyon azaltım hedefi açıklayacağını şimdiden duyurdu. Davet edilen diğer dünya liderlerinin de zirvede daha iddialı iklim hedefleri açıklamaları bekleniyor

  • Türkiye’nin anlaşmaya taraf olması ekonomik bir yük yaratır mı?

Tam tersi! Araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin yüzde 7 artacağını gösteriyor. Türkiye enerjide yüzde 70’lerin üzerinde dışa bağımlı ve bu bağımlılığın temel nedeni petrol, doğal gaz ve kömür. İklim krizini durdurmak için yapmamız gereken bu üç fosil yakıtı kullanmayı bırakmak ve yerine güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak. Yenilenebilir enerji kaynaklarının herhangi bir yakıt maliyeti yok dolayısıyla dışa bağımlılık söz konusu değil. İlk yatırım sırasında bazı ekipmanlar ithal edilse de, bu durum kömür ve gaz santralleri için de geçerli. Rüzgar ve güneşi merkeze alan bir enerji dönüşümü, teknoloji içeriği yüksek bir sanayi gelişimini de beraberinde getirebilir. Ayrıca güneş ve rüzgardan elektrik üretim kapasitesinin artması sanayi üretimindeki değer zincirini de önemli oranda büyütecek; güneşte 15-25 GW’lık kapasite ilaveleri 0,8 milyar dolar olan üretimi 6,8 – 11,3 milyar ABD doları kadar arttırabilir. İstihdam yaratma potansiyeli olarak bakarsak; iklim krizi ile mücadeleyi destekleyecek düşük karbonlu bir gelişme, fosile dayalı ekonomik yatırımlara göre daha fazla istihdam yaratıyor. Örneğin; her 1 milyon dolarlık yatırımın, sürdürülebilir enerjide 15-30, enerji depolamada 4-12, enerji verimliliğinde 10-18, çevre dostu şehir altyapılarının geliştirilmesinde 10-15, atık ve geri dönüşümde 15-40 kişiye yeni istihdam yaratma potansiyeli olduğu hesaplanırken9; 1 milyon dolarlık kömür yatırımının10 inşaat aşamasında 1, termik ve maden işletmesinde 2 kişiye istihdam yarattığı hesaplanmaktadır. Sanılanın aksine Türkiye’nin anlaşmaya taraf olması değil olmaması ekonomik bir yük yaratabilir. Çünkü ard arda karbonsuzlaşma ve karbon nötr olma hedefleri açıklayan birçok ülke, karbonsuzluğa dayanan yeni bir ekonomik düzen kuruyor. Bu yeni düzene adapte olmak, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek Türkiye’ye bazı fırsatları da beraberinde getiriyor. Örneğin; Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile 2050 karbonsuzlaşma yarısını bu ülkelere yapan Türkiye için büyük önem hedefine giden yolda, ticari ilişkileri olduğu ülkelerin de dönüşmesini bekliyor. AB, ihracatının neredeyse taşıyan bir ticaret ortağı. Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylayarak bu mekanizmaların ilgili endüstrilerinin karbon ayak izini azaltmasına ve bir iklim finansmanı desteğine dönüşmesine fırsat yaratmalı. AB’nin yeşil ekonomik dönüşümüne uyumlu tedbirlerin öngörüldüğü senaryo çalışmaları, 2030 yılı itibariyle Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasılasının sınırda karbon düzenlemesi (SKD) ile karşılaşılacak senaryolara kıyasla yüzde 5,7 ila 6,6 oranında daha yüksek gerçekleşebileceğini; sera gazı emisyonunun ise yüzde 15 ila17 civarında daha düşük olabileceğini hesaplıyor. Bu dönüşüme uyumlu tedbirlerin alınmadığı durumda ise yılda 1,8 milyar Euro’yu bulan vergi yükleri ile karşılaşılabilir. Öte yandan, Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kaps mekanizmaları oluşturulması öngörülüyor. Parisamında anlaşmaya taraf ülkelerin emisyon azaltım taahhütlerini yerine getirebilmeleri için piyasa Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik müzakereler sürerken Türkiye, anlaşmaya taraf olmadığı için bu mekanizmaların şekillenmesinde söz sahibi olamıyor.

YENİLENEBİLİR YETER

TEİAŞ verilerine göre Türkiye’nin 2020 yılı elektrik üretimi 305 milyar kWh. Güneş enerjisinden her yıl üretilebilecek elektrik miktarının ise kabul görmüş ama eski tarihlihesaplamalara göre 380 milyar kWh (ekonomik potansiyel) olduğu biliniyor.12 Depolama teknolojileri ile desteklendiğinde, tek başına güneş enerjisi bile ihtiyacı karşılayabilir.

Kaldı ki, önceliğimiz enerji verimliliği ve tasarrufla tüketimi en aza indiren bir elektrik sektörü yaratmak, sonrasında da fosilden çıkışı sağlayacak dönüşüm mekanizmalarını kurmak olmalı. Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyeli sadece elektrik ihtiyacını değil, ısınma ve sanayi ihtiyacını da karşılayacak güçte.

  • Anlaşma, sorunu çözebilir mi?

Dünyada iklim krizini tek başına durdurabilecek bir ülke yok, bu yüzden de her ülkenin çözüme sorumluluğu oranında katkıda bulunması gerekiyor. Paris Anlaşması bir sihirli değnek değil fakat küresel iklim eylemi için uluslararası işbirliğini tesis eden bu ölçekteki tek araç.

Paris Anlaşması’nı onaylayan ülkelerin verdikleri taahhütler dünyayı bugüne kıyasla yaklaşık 2,6 derece daha sıcak bir gezegen yapacak. Oysa iklim değişikliğini kontrol altında tutabilmemiz için ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 1,5’de sınırlandırmamız, en kötü ihtimalle 2 derecenin altında kalmasını sağlamamız gerekiyor. Bu yüzden de ülkeler verdikleri taahhütleri iyileştirmeliler.

  • Hangi ülkeler daha fazla sorumlu?

Bu çok kolay bir hesap değil. Mevcut emisyonlar, tarihsel (kümülatif) emisyonlar ve kişi başına düşen emisyonlar gibi birkaç kıstasa bakmak gerek.

*Mevcut emisyonlar: Son verilere göre küre ülkeden biri13.sel emisyonların yüzde 50’sinden Çin, ABD, AB ve Hindistan sorumlu. Türkiye en çok emisyona sahip 20 ülkeden biri.

*Tarihsel emisyonlar: Emisyonlara ilişkin tarihsel sorumluluk, Sanayi Devrimi’nin başlangıcı kabul edilen 1750 yılından itibaren, ülkelerin küresel ortalama sıcaklıktaki artışa tahmini katkısıyla ölçülür. ABD, Rusya ve Avrupa bu konuda uzun bir süre Çin’in önündeydi.

*Kişi başına düşen emisyonlar: Çin gibi büyük nüfusa sahip ülkeler toplamda daha fazla emisyon üretse de kişi başına düşen emisyonda ilk sırada olamayabilir. Örneğin, ABD’de kişi başına düşen emisyon miktarı 18 ton iken Çin’de 8 ton civarında.

– Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı neden onaylamıyor?

Yetkililerin yaptıkları açıklamalara göre Türkiye iklim fonlarına ya da başka bir deyişle, yeterli finans kaynağına ulaşamamaktan şikayetçi. Bunlardan biri de Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund, GCF). Türkiye’nin gelişmiş ülkeleri kapsayan Ek-1 listesinden çıkarak ulaşmaya çalıştığı Yeşil İklim Fonu aracılığı ile gelişen ülkelere 2020’den itibaren azaltım ve uyum eylemleri için yıllık toplam 100 milyar dolar kaynak aktarılacağı söz verilmiş olsa da, bu fonda henüz 10 milyar dolar toplanabildi. Bu fondan ağırlıklı olarak en az gelişmiş ülkelerin ve ada devletlerinin yararlanması planlanıyor. Fon kapsamında tasarlanan kredi olanaklarına Çin gibi gelişen ülkelerle aynı şartlarda ulaşamaması ilk bakışta adil gözükmüyor.

Öte yandan, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede güçlü ve inandırıcı bir politikaya sahip olmadığı görülüyor; halihazırdaki politikalar, Türkiye’nin bu konudaki müzakere gücünü zayıflatıyor.

Aslında, bugün birçok iklim dostu seçenek için ek kaynağa ihtiyaç yok. Rüzgar ve güneş gibi enerji üretim seçenekleri kömürden daha ucuza elektrik üretiyor. Türkiye, Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası (EBRD), Fransız Kalkınma Ajansı (AFD), UNDP, Alman Yatırım Bankası (KfW), Avrupa Yatırım Bankası ya da Dünya Bankası gibi pek çok finansal kurum aracılığıyla iklim finansmanına da zaten erişebiliyor.

2013-2016 yılları arasını inceleyen bir çalışma AB kurumlarının iklim fonlarından en fazla yararlanan ülkenin Türkiye olduğunu ortaya koyuyor (senede ortalama 667 milyon euro)15. Paris Anlaşması’nı onaylamanın mutlak azaltım zorunluluğu getireceği de Türkiye’nin anlaşmayı onaylamama nedenleri arasında ancak bu doğru değil. (Bkz. soru 2)

Türkiye’nin gelişen ülkelere finansal destek vermek zorunda olacağı iddiası da doğru değil. BMİDÇS’nin Ek-2 listesindeki ülkelerin gelişen ülkelere finansal destekte bulunacağı belirtilmişti ancak Türkiye itirazları sonucunda 2001 yılında bu listeden çıkarıldı. Dolayısıyla Çerçeve Sözleşme altında gelişmekte olan ülkelere mali ve teknolojik yardım yapması yönünde bir yükümlülüğü yok. Ayrıca, Paris Anlaşması ülkelerin sorumlulukları ile BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin eklerine atıfta bulunmuyor.

  • Türkiye’nin anlaşmayı onaylaması neyi değiştirecek?

Avrupa Birliği 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı ve 2050 yılına kadar da karbon nötr olmayı hedefliyor. Çin, 2060 için karbon nötr olma hedefini; Japonya, Güney Kore, Güney Afrika ve Kanada ise sıfır emisyon planlarını açıkladı.

2020 sonu itibariyle 30 ülke karbon nötr olma hedefini ulusal hukuk çerçevesine yerleştirmiş durumdadır. Öte yandan, 19 Şubat 2021’de resmi olarak Paris Anlaşması’na geri dönen ABD’de yeni yönetim 2050 yılında karbon nötr olmaya, 2035 yılında ise elektrik üretimi sektörünü karbonsuzlaştırmaya yönelik hedeflerini açıkladı .

Türkiye ise 2030’a kadar emisyonlarını iki katına çıkarmayı planlıyor, 2050 için ise bir karbonsuzlaşma hedefi yok. Karbonsuz yeni bir düzen kuruluyor ve Türkiye bu düzenin dışında kalıyor. Türkiye iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek coğrafyalardan birinde bulunuyor. İklim değişikliğinin giderek artan tahribatından korunmak, bir yandan da daha çevirmemiz gerekiyor. Türkiye, Paris Anlaşması’ını onaylamayan tek OECD ve G20 üyesi. Ayrıca en fazla sera gazı emisyonuna neden olan ülkeler arasında 16. sırada.17 (Türkiye, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 1’inden sorumlu. Kişi başına düşen emisyon miktarı da giderek artıyor18) Dolayısıyla Paris Anlaşması’nı onaylayarak gerçekçi bir hedefle sorumluluk alması iklim değişikliğini durdurma çabalarına önemli bir katkıda bulunacak. Dünyada iklim krizini tek başına durdurabilecek bir ülke yok, bu yüzden de herkesin sorumluluğu oranında çözüme katkıda bulunması gerekiyor.

‘Elbet gülünün solduğu akşam’

Herkese var da bize yok mu?