9 Eylül’ün 100’üncü yılında İzmir’e bir “İstiklâl Müzesi” yakışır!

Serkan AKSÜYEK
4 Ekim 2021

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in dikkatimi en çok çeken tespitlerinden biri, “Bugünün dünyasında ülkelerin değil, şehirlerin yarıştığı” gerçeğidir.
Turizmde hâlâ hak ettiği noktanın çok gerisinde olan İzmir’in, hem dünyaya hem de iç turizme pazarlayacağı çok hikâyesi var.
Yazılarımızda sayısız kez vurguluyoruz:
İzmir, bir ülkenin bağımsızlık savaşında ilk kurşunu atarak Türk’ün hürriyet ateşini yakan; son kurşunu atarak Türkiye’nin uluslar ailesinin saygın bir üyesi olmasını sağlayan dünyadaki ilk ve tek şehirdir. Çocuklarımıza tüm ayrıntıları ile anlatmamız gereken, dünyanın en onurlu en faziletli en haklı savaşının başlangıç ve bitiş noktasıdır İzmir…
Ve bu özellikleri iliklerine sinen İzmir’in bir “İstiklal Müzesi” yok!
Ne kadar büyük bir ayıp, ne kadar büyük bir eksiklik!
Yıllar yılı “Anadolu Medeniyetleri Müzesi” inşa edilmesi için sayısız girişimde bulundu İzmirliler. Ha duvara konuşuldu ha karar vericilere anlatıldı, fark etmedi.

// KENDİ GÖBEĞİMİZİ KESELİM!

Gelinen nokta, başlangıç noktasından bir adım ötede değil.
O halde kendi göbeğimizi kendimizin kesme zamanı gelmedi mi?
Önceki hafta Kültürpark Atlas Pavyonu’nda ziyaret ettiğim “Büyük Zaferin 100. Yılına Doğru İstiklal Sergisi”ni gezerken kafamı çokça kurcalamıştı bu eksiklik…
Neden bizim bir İstiklâl Müzemiz yok?
Bu müzede bağımsızlık savaşımıza ait objeler, silahlar, harekât planları, işgal yıllarında yaşanan mezalimin anlatıldığı ve başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bu büyük savaşın büyük kahramanlarının yitik hayatlarını tanıtan köşeler olsa…
Sanal Müze olarak dünyanın her tarafından ziyaretçi kabul etse…
Büyük Zafer’in ve İzmir’in kurtuluşunun üzerinden geçen yaklaşık yüz yılda, böylesine kutsal bir hatırayı canlı tutacak bir müze inşa edemedik…
Bu büyük ayıp vesikası, başta merkezi ve yerel yönetimler olmak üzere, bu şehirde hürriyet soluğunu ciğerlerine çeken her yurttaşın, hepimizin boynunda asılı duruyor…
O hâlde herkes kolları sıvamalı, görevinin başına geçmeli.
Merkezi yönetimden tek kör kuruş gelmeyeceği düşünerek derhal bir yardım kampanyası düzenleyelim…
Tıpkı 1950’li yıllarda, Çanakkale Şehitler Abidesi’nin yapımında olduğu gibi, İzmirliler olarak böyle bir projeye dişimizden tırnağımızdan artırdıklarımızı bağışlayalım.
Çocuklarımıza, harçlıklarından artırdıkları paralarını bu müzeye bağışlamaları gerektiğini öğütleyelim.

// 9 EYLÜL 2022’YE YETİŞİR Mİ?

Ezcümle, kimseye minnet etmeyelim!
Kendi işimizi kendimiz görelim.
İzmir’in kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü olan 9 Eylül 2022’de bu müzeyi hizmete açmayı hedefleyelim. Yetiştiremediysek, en azından inşaatı önünde özgürlük şarkıları söyleyelim…
Yapalım bunu!
19 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 arasında ateşle imtihan edilen Türk Ulusu; ihanetleri de, kahramanlıkları da, askeri zaferleri de, emperyalizme karşı ilk başkaldırıyı da, bağımsızlık coşkusunu da yaşadı.
İliklerine kadar hissederek hem de…
Çocuklarımızı yılın belirli aylarında Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı siperlere, Büyük Taarruz’un emrinin verildiği Kocatepe’ye, Dumlupınar’a, İnönü’ye, Sakarya’ya götürelim. Bu ülkenin hangi zorluklar ve yokluklar içinde kazanıldığını görmelerini sağlayalım. Tarihini ve ülkesinin hangi zorluklarla çarpışa çarpışa tertemiz bir Cumhuriyet devrimi üzerine inşa edildiğini her çocuğumuzun anlamasını görev edinelim.
Kendi tarihini bilmeyen bir ulusun çocuklarının, özünden koparak saçma sapkın ideolojilerin, tarikatların esiri olacaklarını; Fethullah ve benzeri, yarım akıllı, ilkokul mezunu, sapık cemaat liderlerinin ve dinsel bağnazlıkların pençesine düşeceklerini; akıl ve bilimden uzaklaşarak kör karanlığın kuytuluklarında mahvolacaklarını söylemek için çok zeki olmak gerekmiyor.
Yaşanan onlarca örnek ortada!

// KAHRAMANLARIMIZA YAKIŞAN…

Tekrar ediyoruz…
Dünyada emperyalizme karşı ilk ve son kurşunların atıldığı, adı ülkesinin bağımsızlığı ile özdeşleşen başka bir şehir yok. Bu onuru ve gururu göğsümüzü kabartarak, kahramanlarımıza yakışan bir İstiklâl Müzesi’nde haykırmak, anamızın ak sütü gibi hakkımız olsa gerek.
Dağlarında çiçekler açan güzel İzmir’i yokluklar içinde bize armağan eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Ve son sözü yine Mustafa Kemal’e veriyorum:
“Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır!”

ÇOCUĞUNUZUN ELİNDEN TUTUN VE BU SERGİYİ BİRLİKTE GEZİN…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin alkışlanası çalışması ile 30 Ağustos günü Atlas Pavyonu’nda ziyarete açılan İstiklal Sergisi’nde yüz yıllık tarih yolculuğuna çıkacaksınız…
Sergi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Milli Mücadele’nin isimsiz kahramanları olan Anadolu insanını bir kez daha saygı ve minnetle anmak üzere hazırlandı. Ulusun verdiği bağımsızlık mücadelesinin tüm boyutlarını bine yakın özgün belge, fotoğraf, film ve obje aracılığıyla anlatan sergide, “On Yıllık Savaş”, “Mütareke ve İşgal”, “Direniş ve Kuva-i Milliye”, “Düzenli Ordu ve Sathı Müdafaa”, “Hukuk ve Taarruz”, “İstiklal ve Cumhuriyet” olmak üzere altı bölüm bulunuyor. Sergi İzmir’e hazırlanırken kentin Milli Mücadele’deki yeri ve öneminin altını çizen eklemelerle zenginleştirildi ve şimdiye kadarki en geniş haline ulaştı. Yerel kaynaklar ve koleksiyonerlerden alınan destekle yüzyıl dönümünde İzmir’in önemini vurgulayan bir giriş bölümü eklendi. 6 bölümden oluşan sergiye İzmir’in kurtuluşuna dair yeni unsurlar da eklendi. Yerli ve yabancı birçok arşiv ve koleksiyondan yararlanılarak hazırlanan sergide döneme dair askeri objeler, günlükler, notlar, savaş sırasında hazırlanmış haritalar ve komuta kademelerinin cephe emirleri gibi yazılı belgelerin yanı sıra çok sayıda fotoğraf ve video görüntüsü yer alıyor.

 

EYVAH! SAKIZ GİBİ UZAYAN YENİ BİR İZMİR TARTIŞMASI MI?

30 Ekim 2020, İzmir’in deprem tarihinde önemli bir eşik noktasıydı.
6,9 şiddetindeki depremde yıkılan bina sayısı 17 ile sınırlı kalsa da orta ve ağır hasar gören, yıkılmayı bekleyen yüzlerce bina bulunuyor.
Bu yapılardan biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Konak Meydanı’nda bulunan ve yaklaşık 40 yıldır kullandığı merkez binasıydı. 30 Ekim depreminde, özellikle de denize bakan yüzünde derin çatlaklar oluşan bina süratle tahliye edildi. Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası, “binanın İzmir’in simge binalarından biri olduğu” gerekçesi ile yıkılmamasını ve güçlendirilmesini isterken, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden uzmanların verdiği rapor, binanın güçlendirmeye uygun olmadığı ve yıkılması yönünde…

// DANIŞMA KURULU MU?

Bu arada Büyükşehir Belediyesi, mevcut bina yıkıldıktan sonra alana yapılacak yeni binanın tasarım ve işlevinin belirlenmesi süreci için bir Danışma Kurulu oluşturdu.
İşte bu haberi okuyunca “Eyvah!” dedim içimden.
Basmane’deki Dünya Ticaret Merkezi çukuru yaklaşık 25 yıldır olduğu yerde dururken, İzmir’in yıllanmış sorunlarına bir de İBB binası mı eklenecek, yıllarca bitmeyen bir tartışma mı izlenecek?
Dikkatli okurlar anımsayacaktır…
Bu köşede pek çok kez Büyükşehir binasının deprem için yüksek risk taşıdığını ve yıkılması gerektiğini yazdık. İddiamızın kaynaklarından biri de 70’li yıllarda binanın yapım aşamasında şantiye şefi olan İnşaat Mühendisi Ahmet Gürel ağabeyim idi…

// NAÇİZANE ÖNERİM…

Bir de “Yıkılsın-Yıkılmasın” tartışmasında gözden kaçan bir nokta var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 30 bin kişinin çalıştığı dev bir yapı…
Bünyesindeki birimler arasında sıkı bir eşgüdüm olması gerekirken, fiziki şartların yetersiz olması nedeniyle zaten farklı binalarda hizmet vermek zorunda kalıyordu.
Şimdi iş iyice içinden çıkılmaz bir hâl aldı.
Sayın Tunç Soyer’in Başkanlık makamı, Kemeraltı Hisarönü’nde bulunan tarihi Belediye binasına taşınırken, tepe yöneticiler farklı farklı yerlerde görev yapıyorlar.
İzmir’in farklı noktalarındaki binalarda hizmet üretmeye çalışan Büyükşehir birimlerinin bu görüntü ile verimli çalışabilmesi giderek güçleşiyor.
Hele hele Tunç Başkan’ın makamına gelen ziyaretçilerin köfte, kebap ve nargile kokularını teneffüs ederek tarihi binaya girmeleri hoş bir görüntü oluşturmuyor.
Ezcümle…

// HİZMET KALİTESİ SORUNU

Büyükşehir’in Konak’taki binasının güçlendirilmesinin, astarı yüzünden pahalıya mal olacak bir girişim olacağı anlaşılıyor.
En azından bilimin görüşü bu yönde…
Binanın “İzmir için bir mimari simge” olduğu düşüncesine ise gülüp geçiyorum.
Birkaç sene önce “ağırlık yapmaması” için beton gölgeliklerin kaldırılması ile binanın estetik görüntüsünün iyice bozulduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Bana göre, en kısa sürede yıkılması, İzmir’in ve Büyükşehir Belediyesi’nin her geçen gün büyüyen ihtiyaçlarına cevap verecek, ana birimleri tek çatı altında toplayacak büyüklükte bir bina yapılması gerekiyor.
30 bin kişinin çalıştığı bu dev yapının salkım saçak çalışma mekânları ile özlediğimiz hizmet kalitesini tutturması zor görünüyor…

 

ÖZFATURA’DAN DİYANET’E “DEMİR LEBLEBİ” SORULAR

1984-1989 ve 1994-1999 yılları arasında on yıl İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Burhan Özfatura, dostluğundan onur duyduğum insanlardan biridir.
Bugünlerde yaşı 80’e yaklaşsa da hâlâ okumaktan, düşünmekten, ülkenin sorunlarına çözümler üretmekten vazgeçmez Burhan başkan.
Kıdemli ve duayen bir Maliyecidir aynı zamanda…
Muhafazakâr kimliği ile de bilinir.

// VARSIN ‘TAKUNYACI’ DESİNLER

Bir dönem “takunyacı” benzeri haksız ve saygısız ithamlara maruz kalan Özfatura’ya bu kelime hakkında ne düşündüğünü şaka yollu sorduğumda, “Olsun varsın evladım, takunyacı desinler; hırsız, ahlaksız, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatan adam demesinler” cevabını verirdi hep…
Gözlem gazetesindeki yazılarını keyifle okuduğum Burhan Özfatura’nın, sert şekilde eleştirdiği Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan cevabını istediği ilginç sorular var.
Haklı sorular bunlar…
Hepimizin kafasını kurcalaması, merakını çekmesi gereken sorular…
Bakınız Diyanet’e neler soruyor Burhan Özfatura:
“Sayın Başkan, davranış ve konuşmalarınızı tasvip etmiyorum. Makamınıza yakıştırmıyorum. Güzel dinimizi politikaya, oy avcılığına alet etmenizi çok büyük vebali olduğunu düşünüyorum. Asıl görevlerinizi yapmadığınızı hatırlatmayı görev biliyorum. Zira ülkem ve inancım adına çok üzülüyorum…
Sn. Başkan; Camileri, Kur’an kurslarını, yurtları, başta Diyanet Vakfı olmak üzere, halkın dini hassasiyetlerini istismar eden tüm dernek ve vakıfları denetliyor musunuz? Paralar nereye gidiyor, araştırıyor musunuz?
Lüks makam araçlarının, lüks müftülük sitelerinin, makam odalarının vb. konuların güzel dinimizde yeri var mıdır? Astronomik harcamalarla yapılan cemaatsiz camiler inancımıza uygun düşmekte midir? Yaptığınız harcamaların, kul hakkı ile ilgisini, hep hatırınızda tutuyor musunuz? Sarayın dışında gerçek ilim sahipleri ile istişare ediyor musunuz? Kararlarınızda, yüce dinimizin esasları mı, sarayın talimatları mı etkili olmaktadır?
Sırf yandaş olduğu için çok yerden maaş alan asalaklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Demokrasi ve adalet konularında hiç beyanınız yok mu? Fakirler, işsizler, sıkıntı çekenler için “Sabredin” demenin dışında ne yaptınız? Domuz eti ithalatı konusunda ne düşünüyorsunuz?

// MUHAFAZAKÂRLARIN SORULARI

Camilere politika sokmanın, çok büyük günah olduğunu düşünüyor musunuz? Camilerin herkesi toplayan, hiçbir rütbe ve sınıf farkının olmadığı ve de dünya kelamının bile edilmemesi gereken yerler olduğunu hatırlıyor musunuz? Şu an; dinimizin ve toplumun ahlaki yapısının düştüğü feci durum, dejenerasyon, sizi dehşete düşürmüyor mu? Ilımlı İslam operasyonuna karşı ne yaptınız?”
Eski gazeteciler bu türden sorulara “demir leblebi” derlerdi.
Burhan başkan cevabını alır mı almaz mı bilemem.
Ancak şu gerçeği sinek pislemedik bir yere yazalım:
Muhafazakâr toplum kesimlerinde bu türden haklı sorular, “Bugüne kadar hiç olmadığı sıklıkta ve yüksek sesle” soruluyor.
İyi de oluyor.

HAFTANIN SÖZÜ

Bilgi pahalı görünür ama hayata bereket kazandırır,
Cehalet ucuzdur ama hayatı yoksullaştırır…

Anooshirvan Miandji

Diyabetten koruyor vücudu güçlendiriyor

cygnus-uzay-araci-tasidigi-23-milyon-dolarlik-tuvalet-ile-uluslararasi-uzay-istasyonuna-ulasti

Gerçekten gerekli miydi?