Adem Nakçı’nın kitaplığı

Mazlum VESEK
6 Ekim 2020

Adem Nakçı adını meslektaşlarımız biliyor. Okuyucular için kısaca söz etmekte fayda görüyorum.
25 yıla yakındır gazetecilik yapan Nakçı, bunun 15 yılını İzmir’de geçirdi. İzmir basınının önemli kurumlarında görevler aldıktan sonra kendi haber portalı olan Gerçek Haberci’yi kurdu. Mesleğe İzmir’de devam etmeye karar verdiğim 2010 yılından beri kendisini tanırım. Şahsına münhasır tarzının yanı sıra sürekli okuyan, araştıran yönü sohbetlerini güzel kılan özelliğidir.
Nakçı, bir süredir İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin de bulunduğu Basın Apartmanı’nda tuttuğu ofisle mesleğe devam ediyor. Yakın zamanda kardeşi Fatma Nakçı kanser hastalığına yeni düşerek vefat etti. Nakçı’ya tekrar başsağlığı diliyorum. Cenaze için gittiği Diyarbakır’da Covid-19’a yakalandı. Karantina günleri sona erdi, geçmiş olsun Adem Abi.
Eğer bir mekanda kitaplık varsa vaktimin çoğu kitaplığın başında geçer. Kitaplık ve kütüphane oluşturmanın ayrı kültürel bir birikim gerektirdiğini ve kitaplıkların içeriğinin aynı zamanda bir kişiliği yansıttığını buradaki yazılarımda daha önce de anlatmıştım. O nedenledir ki gördüğüm her kitaplığı incelerim. Sahibiyle tartışırım.
Adem Nakçı’nın kitaplığını köşe yazıma konu etmemdeki özelliği ise raflarda az ve öz kitap oluşu. Yaşamım boyunca içinde bu kadar az kitap olan; ama bu kadar uzun vakit geçirdiğim çok nadir kitaplık olmuştur.
Bir bakalım neler var…
Edebiyatla ilgilenen biri olarak Kemal Tahir’in “Devlet Ana” romanını, kaçıncı kez okudum bilmiyorum, nerede görsem bir daha elime alıp incelerim. Yanlış anlaşılma olmasın, Kemal Tahir fikri olarak tuttuğum bir yazar değil. Ancak, ustalığı karşısında hayranlık duymamak mümkün değil. “Devlet Ana” romanı 1960’ların sonunda yazıldığında en sağdan en sola bütün çevrelerin tartıştığı bir eser oldu. İsmail Cem, Bülent Ecevit, Kemal Derviş, Cüneyt Arkın ve daha nice isim bu romandan ne denli etkilendiğini uzun uzun anlatmışlardır.
Edebiyattan devam edelim. Oğuz Atay, bazı karşılaşmaları ele alındığında Kemal Tahir’in antitezi sayılabilecek bir yazar. Sağlığında suskundu. Vefatından sonra onun adına çok konuşuldu. Bugünleri görseydi şaşardı. Kitaplıkta yer alan “Tehlikeli Oyunlar” onun önemli eserlerinden. Türkiye’deki “aydın” tahlili için bence en çarpıcı edebi metinleri kaleme alan birkaç yazardan biri. (Diğerleri Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan ve Yakup Kadri’nin Yaban romanı)
Yılmaz Güney, daha çok sinemacı kimliğiyle öne çıksa da 5 roman ve 2 öykü kitabıyla (Ölüm Beni Çağırıyor adlı öykü kitabı ölümünden sonra derlenmiş ve yayımlanmıştır). Rafta gördüğüm “Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz” 1970’lerin Ankara’sı ve Türkiye’sine bakmak için okunabilecek bir roman. Güney’in “Boynu Bükük Öldüler” romanındaki başarıyı burada göremediğimi söylemeliyim. Ancak, Ankara Kalesi ve Çinçin Mahallesi’nin gayri resmi tarihi için bu romana bakın.
Nakçı, güncel edebiyatı da takip ediyor. Zülfü Livaneli bu yazarlardan biri. Dünya klasiklerinden Hemingway’in “Yaşlı Adam ve Deniz” dikkatimi çeken bir başka kitap. Bilgi Yayınları’ndan çıkan örneğinin rafta olması ayrı bir değer taşıyor.
Nakçı’nın Ahmed Arif ve Cemal Süreya sevgisini ezelden bilirim. Ancak Cemal Süreya kitaplıkta Ahmed Arif olmaksızın yalnız ve mutsuz duruyor. Kalıbımı basarım ki Ahmed Arif kitaplıktan aşırıldı. Neyse, Süreya’nın “Sevda Sözleri” kitabındaki şiirleri ne zaman elime alsam, kendimi bir Kars yolculuğunda bulurum. “Öyle güzel ki ölürüm artık” diyor Kars şiirinde.
İzmirli gazetecilerden Ünal Ersözlü ve Serdar Öztürk’ün kitaplarını da not etmem gerek. Ayrıca Soner Yalçın, Serdar Akinan, Mehmed Uzun gibi yazarların da altını çizmem gerek. Besbelli Nakçı, İslam’la ilgili tartışmalara da ilgili duyuyor. Kitaplıkta bu konuyla ilgili de birkaç eser var.
Kitaplıktaki her kitabı tanıtmam mümkün değil. Ama ne zaman Nakçı’ya uğrasam vaktimin bir kısmı balkona yakın masada kitaplığın önünde geçer. Bu arada, bu kitapların devamının bir baza içinde saklı olduğunu bir kenara yazıyorum. Yani gözümüzden kaçmaz, Adem Abi. O kitaplar dışarı çıkacak!

Domates biber patlıcan, çok sıkıldı artık bu can

İzmir’in gündemi…