Aklımızı başımıza alalım!

corona-virusunde-dikkat
Kazım ERKMEN
21 Kasım 2020

Dünyayı sarsan korona virüs olayında ikinci dalga Türkiye’yi de derinden etkiliyor. Ülkemizde vaka sayıları giderek artıyor. Bu nedenle de devletimiz tarafından yeni kısıtlamalar devreye sokuldu.
Geçtiğimiz yıl vakaların görülmesinden bu yana üzerinde ısrarla durulan kural; Maske-Mesafe ve Hijyen. Hijyen tamamen kişisel bir olay olduğundan, kimin buna ne kadar riayet ettiğini bilebilmemiz mümkün değil.
Maske ve mesafeye gelince, bu kurala harfiyen uyduğumuz söylenemez. Maske konusunda başta “paralı mı, parasız mı olacak” ikilemi içinde bocalamıştık. Neyse ki sonradan, önemini anladık ama yine de “maske kuralı” tam anlamıyla yerine getirilmiş değil.
Her gün yaşadığımız mekanlar olan sokaklarda maske takmayan, yanlış takanları gördükçe içimiz “cız” etmiyor değil. Gün geçmiyor ki; biz dahil gazetelerde ve televizyonlarda maske kuralına uymayan yüzlerce kişinin haberleri, uyarmak için yapılıyor.
Mesafe konusu ise; tam bir facia. Hemen hemen “bu kurala uyulmuyor” demek mümkün. Sokakta eş dostla konuşurken, bakkalda, markette alışveriş yaparken mesafeyi adeta hiçe sayıyoruz. Hele hele toplu ulaşımda alınan onca tedbir ve uygulamaya rağmen, tam anlamıyla kucak kucağa seyahat ediyoruz.
Devletimizin aldığı tedbirler, bugünden itibaren başladı. Bugün akşam süreli de olsa sokak kısıtlaması devreye girecek. Elbette tüm bunlar, milletimizin korona illetinden bir an önce kurtulabilmesi için. Ama bu tedbirler, ancak fiiliyata geçer de uygulanırsa faydalı olur. Bu açıdan ben herkesten bunlara uymalarını bilhassa istirham ediyorum.
Uyulmadığı takdirde, ne büyük felaketlere düçar olacağımız düşünmek bile istemiyorum. İzmir Valimiz Sayın Yavuz Selim Köşger, geçtiğimiz perşembe günü Bornova’da denetime çıktı. Valimiz, İzmir’de de vaka sayılarının kayda değer oranda artış gösterdiğini belirterek uyarılarda bulundu.
Valimiz diyor ki; “Zaruri bir işimiz yoksa evlerimizden dışarı çıkmayalım.” Çok haklı. Zaten “Evde Kal” kampanyası da daha başından beri, bize bunu salık vermiyor muydu? Ama biz ne yaptık, işi gevşek tutup uyarıları kulak arkası ettik. İşte geldiğimiz nokta ortada.
Tabii ki, geçtiğimiz günlerde 116 insanımızı kaybettiğimiz Bayraklı depremi sonrası yaşanan ortam da, korona virüs vakalarının artışında etkili oldu. Biz kapalı olan evimizde bile kendimizi korumada güçlük çekerken, depremde evlerini kaybeden, evlerine giremeyip de çadırlarda kalan insanlarımızın koronaya karşı mücadelesi kim ne derse desin biraz sekteye uğradı.
Yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir zaman o acılı insanlarımızda bir suç bulmam. Çünkü o olağanüstü bir durumdur. Mutlaka kendilerini de çevrelerini de korumak için ellerinden geleni yaptıklarına inanıyorum. Bu konuda devletimiz başta olmak üzere belediyelerimiz, Kızılay, AFAD ve STK’larımız ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.
Burada Büyükşehir Belediye Başkanımızın uyarılarına da dikkat etmemiz gerekiyor. Sayın Tunç Soyer, “Kişisel karantinamızı yapalım” diyerek mesaj verdi. Tıpkı Sayın Valimizin dediklerini o da söyledi. Büyükşehir, hizmet alanında da gereken tedbirleri alıyor, almaya da devam edecek.
Kısacası; bu illet biz kurallara uymadıkça yakamızı bırakmayacak. İşin kötü tarafı, hastalık ilk çıktığı günlerden çok daha yaygın bir şekilde ortalıkta. İzmir’e baktığınızda her yer “kıpkırmızı.” Hastanelerimizin yoğun bakım servisleri ha doldu, ha dolacak. Hastanelerde normal servisler bile “kovid servisi” haline getirildi. Ege ve Dokuz Eylül Üniversiteleri Tıp Fakültesi hastanelerinin polikliniklerini kapattı.
Hala kendimize gelmez isek, tedbirler artacak, “evden bile çıkamaz” hale gelebileceğiz. Allah korusun. Aman dikkat!

Çevrecilik ne demek?

Acı reçete uygulayacaksak, ilk sırayı devletten beklemek hakkımız…