“Anadolu-pop:1980 yılında biten bir akım”

Mazlum VESEK
28 Mart 2021

Müzisyen, grafiker ve müzik koleksiyoncusu Cem Arık, 1960’ların sonunda başlayan Anadolu-pop müziğinin 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra sonlanan bir müzik akımı olduğunu söyledi

Cem Arık, 1980’lerden beri müzikle ilgileniyor. Özellikle Anadolu-pop müziğine dair biriktirdikleri ve yazdıklarıyla biliniyor. Hali hazırda “Çerezzine” adlı bir internet sitesinde bu konuyla ilgili yazılar yayımlıyor. 2000’li yılların başında bazı müzik gruplarıyla birlikte çalışmalar da yapan Arık’la Anadolu-popun geçmişini ve etkilerini konuştuk. Arık, muhalif yanları da olan bu müziğin 1970’lerde çok güçlü olduğunu ancak 1980’de bu akımın sonlandığını kaydetti. 1990’larda Moğollar’ın ülkeye dönüşünü hatırlatan Arık, Murat Göğebakan gibi sanatçıların bazı eserleri seslendirmesinin ise istenen neticeyi vermediğini söyledi.

Müzik arşivinin kapsamı hakkında bize bilgi verir misiniz? Neler var koleksiyonunuzda?

Ben 43 yaşındayım, 1983 yılından beri de müzik dinliyorum. Beş yaşından itibaren müzikle haşır neşirim. O zamanlar biliyorsunuz, kasetlere plaktan şarkı doldurulurdu. İlk gittiğim plakçıda, Edip Akbayram’ın 1982 yılında çıkardığı “Nice Nice Yıllara Gülüm” albümünün plağını kasete kaydettirdim. Ondan sonra eve geldim. Onu bizzat her gün dinleye dinleye neredeyse eskiterek o kaseti, böyle bir sevda başladı. Edip Akbayram kasetleri toplamaya başladım. Plakları toplamaya başladım, yani Edip Akbayram adına ne varsa toplamaya koyuldum. Sadece Edip Akbayram’ın değil bulabildiğim ölçüde tüm sanatçıların albümlerini toplamaya çalıştım. Hâlâ arşivimi genişletme çabası içerisindeyim.

Bir tür seçiciliğiniz var mı yoksa müziğe dair her şeyi topluyor musunuz?

Ben Anadolu-pop arşivi üzerinde durdum. Fakat yabancı rock müzik ve Türkçe yapılan pop ve yabancı pop müzik de dinliyorum.

Anadolu- pop müziğinin Türkiye’deki gelişimi hakkında iyi bir arşiviniz var. Bu müziğin başlangıcı, gelişmesi ve şu anki durum hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Mesela Moğollar var. Moğollar grubundan bakacak olursak, 1970’lerde Anadolu-pop diye bir albüm yaptılar ve yurt dışına açıldılar. Böyle bir yola girildi, Anadolu-pop olarak.

1972 yılında Altın Mikrofon, çok önemli bir yarışma. Orada birçok grup, birçok sanatçı çıktı ve şarkılarını icra etti. Moğollar ve bir sürü kişi ödül aldı. Altın Mikrofon Ses Yarışması’na geldiğimizde Edip Akbayram1972’de ilk ödülünü alarak Anadolu-pop kariyerine başladı.

 

Bir ödül veriyorlar, yarışmada seslendirilen parça Aşık Veysel’den alınıp üzerine düzenleme yapılan, ‘ükredi çimenler’ adlı eser. Bu şarkının bestesi Edip Akbayram’a aittir. Öbürü de “Boşu Boşuna”ydı. O da Aşık Mahzuni Şerif’in bir eseriydi ve ilk telif hakları verilen bestedir. Edip Akbayram gidiyor, “Hocam ben böyle böyle bir yarışma kazandım, onun arka yüzüne bir parça konacak, o parçanın ‘Boşu Boşuna” olmasını istiyorum ne dersiniz?”.  Mahzuni, “Benim için sorun yok diyor” ama Edip Akbayram bunu karşılıksız bırakmıyor ve belli bir miktar para vererek şarkıyı alıyor. Ve tarihe geçmiş ilk telifi ödenen, okunan parça olarak geçiyor. Ve buda yarışma ödül plağı olarak basılıyor.

Peki, Anadolu-pop müziğinin protest, muhalif yanı var mıydı ve dönemin 1960’lı yılların sonundan itibaren Türkiye’deki toplumsal hareketlilikle bağı ne şekildeydi? Bu şekilde yorumlama şansımız var mı bu müziği?

Protest yanı bir döneme kadar vardı. Mesela, “Parka” vardı. Tam olarak Anadolu-pop tam diyemeyiz. Biraz sol görüşlü bir parçaydı; ama sonuç itibariyle Cem Karaca’nın söylediği parçalardan biriydi.. Yiğitliği öne çıkartan yine Cem Karaca’nın söylediği Yiğitler adlı parça ve “Dervişan” minvalinde yapılan müzik vardı. Orada protestleşmiş bir Anadolu-poptu zaten. 1980 darbesi itibariyle de Anadolu-pop bitti. Tabii bunun içinde son dönemlerde Ersen’in yaptığı vardı, mesela “Polis Haydar” vardı, polislere göndermeydi, onlara bir atıfta bulunmaydı.

1990’lar bildiğim kadarıyla, Moğollar bir imza kampanyasıyla, bir çağrıyla Türkiye’ye geri dönüyorlar ve Moğollar 94 kasetini çıkarıyorlar, yanlış mıyım?

Evet, Moğollar 94 albümü çıkıyor, yeniden toplanıyorlar ve bunu yapıyorlar.

Peki, o buluşmanın Anadolu-pop müziğini tekrar canlandırdığını ve geçmişle bağ kurduğunu söyleyebilir miyiz?

Söyleyemeyiz, çünkü Anadolu-pop 1980 darbesinde bitti. Son kırıntıları diyebileceğimiz, Erkin Koray’ın yaptıkları vardı, Cem Karaca’nın yurt dışından Türkiye’ye tekrar gelişinde yaptıkları varsa da o düzeyde diyemeyiz. Hiçbir zaman Anadolu-popu tam olarak yansıtmadı. Son olarak da Anadolu-pop da yerini pop müziğe bıraktı.

Haluk Levent “Bir Gece Vakti”   albümünde Moğollar’ın “Sihirli Ay” müziğini “Neredesin?” diye şarkılaştırdı. Yanlış hatırlamıyorsam, Murat Göğebakan onlardan esinlenen bazı şarkılar söyledi. Bu gayretleri nasıl ele alabiliriz?

Murat Göğebakan’ın bir eseri vardır bu Ersen’in seslendirdiği bir Anadolu-pop eseridir. Adı, “Yedin Beni”.  Tabii o zamanlara göre bizi çok heyecanlandırdı. Ersen bir dönem kayboldu biliyorsunuz, müziği bıraktı.

Evet, ama bir baktık ki Murat Göğebakan’dan dinliyoruz ve neredeyse bire bir aynı temayla dinliyoruz, hiçbir bozulma olmadan dinliyoruz. Bu bizi umutlandırdıysa da tam neticeyi vermedi. Mesela, annem hep şey derdi, ‘Oğlum koş, radyoda Erkin Koray çalıyor’ dediğinde, küçüktüm o zaman. Açardık radyoyu, başına geçerdik. “Karlı Dağlar” çalardı, o bence yere daha sağlam basan bir müzik.

Erkin Koray’dan söz açmışken onu nasıl değerlendirmek lazım? 1970’lerin ortamı ve hâlâ müzik yapan birisi olarak ne şekilde ele almak gerekiyor?

O rock müziğin babasıdır, biliyorsunuz. Bunun için de genelde saykodelik tarzında işler yapar. Bir kısım halk müziğine dayandırılmış işler yapar; ama tam olarak ona Anadolu-pop diyemeyiz. Yani o da Anadolu-pop çizgisinde değil. O daha çok rock. Bu da Türkiye’deki Moğolların 94 yılında popu birden rocka çevirmesi gibi oldu.

Barış Manço, 1970’lerin ortamından Moğollar’la, Cahit Berkay’larla birlikte hareket eden birisiydi; ama benim izlenimim 1980 sonrası tutumumda bir farklılık olduğudur. Barış Manço, bu Anadolu-pop müziği içerisinde 1980 sonrasında nasıl ele almak gerekiyor?

Mesela “Binboğan’ın Kızı” diye bir parçası vardı, onu tam anlamıyla o kategoriye koyabiliriz. 80 sonrasında ise biraz popüler müzik yani pop müzik olarak değerlendirmek lazım…

Türkiye’de müzik arşivciliği ya da koleksiyonculuğu konusunda ne durumdayız. Benim gibi bir araştırmacı bu konuda yola çıktığında rahat çalışabilir mi?

Sizin gibi bir araştırmacının yola çıkarken kime başvurduğu önemlidir. Bu konuda durumumuz pek parlak değil. Meraklıları var; ama dijital ortamın etkisi koleksiyon yapmayı azaltmış durumda. Oysa ben o albümü almalıyım. Sözlerine bakmalıyım. Kapağına dokunmalıyım. Bunların hepsi bir şey ifade ediyor.

Devlet düzeyinde bir arşivleme söz konusu mu? Bu konuda araştırmacıların başvuracağı bir merkez var mı?

Maalesef yok. Bu tür ilgilerin desteklenmesi gerekir; ancak ülkemizde insanlar bireysek gayretleriyle bu işleri sürdürüyor.

Siz müzik alanında neler yaptınız?

Ben perküsyon çalıyorum. Bir müzik grubu geçmişimiz da var. 2000 yılından temellerini attığımız “Boşluk” grubunda davul çalmaya başladım.  Bir kez de ilk albüm çıkmadan evvel Taksim Yüksek Kaldırım’da Selda Bağcan’ın kardeşi Serter Bağcan’ın Laylaylom Concert Hall da bir konser verdik ve ben akabinde gruptan ayrıldım. Boşluk, iki albüm çıkardı ama ben o albümlerde çalmadım.

 

Denetimler gevşedi

amca-bey

Türkiye’de çocuk tiyatrosunun kuruluş günleri-16 Yedi başlı ejderhadan şifreli mektup