Arap sabunu

Başak Yasemin KUMAŞ
11 Ekim 2021

Evet! ninelerimiz hayatında devrim niteliğindeki temizlik ürünü! Çocukluğumda babaannemin odun kömür sobası külünü eleyip, suda köpürttüğünü ve çamaşır yıkamak için kullandığını hatırlarım. Hatta beyaz çamaşırlarımız, okul gömleklerimiz sakız gibi bembeyaz olurdu. Yani yaklaşık 50 yıl evvelinde halen şehir yaşantısı içinde dahi kullanılan bir sistemdi. Oysa şimdi neredeyse en ücra köylerde bile kalmadı. Arap sabunu ve ev yapımı sabunlar diğer gözde temizlik malzemeleri idi.
Şimdilerde otantik ve doğal ürünlere merak ile o zamanın basit ürünlerin tekrardan popüler kültürün içine girdiğini görebiliyoruz. Petro kimya rafinerilerinin gelişmiş teknolojileri ile ürettiği birçok sentetik ürün hayatlarımıza girmezden evvel onlar evlerimiz temel taşlarıydı. Bizler cilt lekeleri için astronomik tedavileri ve kozmetik ürünleri tercih ederken, eskiler aynı kaygıyla eşek sütlü sabun yaparlardı. Şimdilerde tekrardan eski geleneklerin raflarda yerini aldığını görebiliyoruz. Evlerimizde, temizlik için, kişisel bakım, güzellik ve estetik için kullandığımız birçok ürün, geri dönüşmeyen ve doğaya zarar veren materyallerden üretiliyor.
İster saç ister vücut için olsun pek çok ürün geri dönüşmez kimyasal hammaddeler içeriyor. İşin açıklı tarafı ne kadar uğraşsak da zeytinyağından yapılmış eski sabunların verdiği doğal güzellik veya yumuşaklığı şimdilerde bulamıyoruz. Bir zamanlar evlere böcek haşere girmesin diye uygulanan tabi yöntemler unutuldu gitti. Kapı pencere yakınlarına dökülen kükürt yılanı, akrebi eve sokmaz denirdi. Karıncayı kireç uzaklaştırırdı. Güveyi lavanta. Sirkenin ev içinde kullanılan ne kadar çok alanı vardı. Temizlik ve dezenfektan özelliği çok önemliydi. Karbonat hem kişisel bakım hem de temizlik ürünü kabul edilirdi. Koku giderme özelliği yanı sıra, renk açma, parlatma vasfı bilinirdi. Bazı materyallerde limon ile birlikte kullanılırdı. Örneğin gümüşü ışıl ışıl yapardı.
Bizler en az 60 yıllık bir zaman diliminde bildiğimiz doğal sağlıklı ve oldukça çevreci birçok metodu tamamıyla geçmişte bıraktık ve neredeyse unuttuk. Şimdilerde yeniden taş binalar, ahşap tavanlar, çivit boyalı kireç duvarlar moda oluyor. Eskilerin sağlıklı dedikleri yaşam şekilleri geçmişten hortlamış gibi hayatlarımıza geri dönüyor. Bir zamanlar sürü güden köylü kızlar okuyup üniversiteye gitmek isterken, şimdinin üniversiteli gençleri köylere kaçıp koyun gütmek istiyorlar. Bunların hemen tamamı bir nesil içinde değişti.
Çünkü aslında değişmek zorundaydı. Küre, bizlerin gereksiz algılarına tepki veriyor. İklim değişikliği ile yükselen küresel kriz, yazların çok daha uzun ve sıcak, kışların çok daha kısa ve ılıman olacağını, yağışların azalacağını, tatlı su kaynaklarına erişimin düşeceğini anlatıyor. Açlık kıtlık susuzluk şeklinde tüm küreyi etkileyeceği öngörülüyor. Kutuplara doğru genişlemesini sürdüren, sıcak iklim yani ekvator kuşağı içinde kalan ülkemiz daha şimdiden su kaynaklarının yüzde 40 kadar büyük bir bölümünü kaybetti. Yüzlere noktada çıkan yangınlarda kaybettiğimizden çok daha fazla ormana, çok daha fazla yağışa ihtiyacımız var. Suyumuz, yaşam kaynağımız tehdit altında.
Ve bizler halen yaşam savaşı içinde olduğumuzu göremiyoruz. Basit düzeltmeler, sadeleşmek ve biraz daha özen ile çok önemli işler başarmış olabiliriz. Çevremizi daha az kirletmek, suyu daha az tüketmek, ihtiyacımızdan fazla olan hiçbir şeyi yok etmemek gibi. Belki de, tek ihtiyacımız olan, arapsabunu kadar basitleştirmek hayatlarımızı.

İzmir’de 90 dakikalık Squid Game

Takviyelerin bilinmeyenleri