Atatürk’ün Büyük Eseri: Cumhuriyet Donanması ve Mavi Vatan

mavi-vatan
Bülent ÖZGEN
19 Kasım 2022

29 Ekim 2022 Cumhuriyetimizin 99 yıldönümü haftasında,sınır ilçemiz,Edremit körfezimizin incisi,doğal güzellikleriyle bir tabiat harikası olan Ayvalık’ın/Balıkesir Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesinde,Emekli Tümamiral Cem GÜRDENİZ’in verdiği “ATATÜRK ve MAVİ VATAN” konulu konferansı büyük bir beğeni ve kalabalık halk topluluğu,Altınova Koruma girişimi ve STK.lar tarafından ilgiyle izlendi.Bir farkındalık yaratılmıştır.

Konferansın açılış konuşmasını Ayvalık Atatürkçü Derneğin Başkanı Ahmet UZGEC yaptı.Konferans Ayvalık Atatürkçü Derneğin üyesi Emekli Albay Bülent ÖZGEN’nin girişiminin yanısıra Ayvalık Düşünce Derneği ile Ayvalık Belediye Başkanlığı ortaklaşa düzenledi.

Ayvalık Atatürkçü Derneğin Başkanı Ahmet UZGEC yaptığı konuşma da “Cumhuriyetimizin 99.yıldönümü kutlamaları kapsamında, Ayvalık’ta Belediyemizle ortak yaptığımız etkinliklerin sonuncusu olan “ATATÜRK VE MAVİ VATAN” Konulu Konferansa hoş geldiniz diyerek konuşmasına başladı.

Sizleri buraya davet ederken, yıllardır ihmal edilen ve “Denizciliği Türkün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve bunu en kısa zamanda başarmalıyız” diyen bir çift mavi gözün, mavi vatana bakışını konuşacağız demiştik.

Büyük Atatürk’ün emaneti sevgili yurdumuz tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor.

Siyasal, ekonomik, kültürel alanlar başta olmak üzere tam bir karmaşa içinde olmanın yanında, ulusça bölünerek kamplara ayrılmış durumdayız. Ancak; şunu çok iyi biliyoruz ki, asla 19 Mayıs 1919 günü kadar karamsar ve çaresiz bir durumda değiliz.

Çok genç ve eğitimli bir nüfusumuz, Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki parlak dönemlerin birikimiyle yoğrulmuş milyonlarımız, özgürlüğü tatmış kadınlarımız, laikliğin değerini bilen topluma önderlik edecek aydınlarımız, bin yıllardan süzdüğümüz üretim kültürümüz, her şeye rağmen hala büyük çoğunluğu vicdanlı ve ahlâklı bir halkımız ve halen yolumuzu aydınlatan MUSTAFA KEMAL ATATÜRK IŞIĞIMIZ var.

Son 20 yılda yaşadığımız bütün olumsuzluklara, yitirdiğimiz Cumhuriyet kazanımlarına, kaybettiğimiz ulusal itibarımıza rağmen alabildiğine UMUTLUYUZ.

Zira, “UMUTSUZ DURUM YOKTUR. UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR” sözünün değerini biliyoruz. Umudumuzu tarihsel köklerimizden ve Türk Ulus’unun direnme gücünden alıyoruz.

Bu inanç ve kararlılıkla Cumhuriyetimizin yüzüncü yaşında yeniden bağımsız, başı dik, yarınlara güvenle bakan, kadınlarının sokaklarda öldürülmediği, çocuklarının karanlık tarikat yurtlarında tecavüze uğramadığı, gençlerinin geleceklerini yurt dışında aramadığı, çalışanlarının emeğinin karşılığını aldığı, emeklilerinin yılların çilesinden sonra insanca yaşadığı, milletçe bir ve beraber olacağımız AYDINLIK TÜRKİYE’yi birlikte kuracağız.

Buna yürekten inanıyoruz! Çünkü her türlü olumsuzluğa ve engellere rağmen direnen aydınlarımız var. Yurdun herhangi bir köşesinden çağrıldıklarında hiçbir fedakarlıktan kaçmadan oralara kendi imkanları ile gidip doğruları anlatarak halkı aydınlatıyorlar diyerek sözlerine son vermiştir.

Açılış konuşmasından sonra;Emekli Tümamiral Cem GÜRDENİZ ,konferansını vermek üzere sahne de yerini almıştır.

Emekli Cem GÜRDENİZ ; Atatürk’ün jeopolitik bakışını ve kurduğu yeni cumhuriyetinin gelecekteki güvencesi için nasıl bir Deniz Kuvvetlerine sahip olacağı okullarda öğretilmelidir diyerek konferansına başladı.

Bugün varlığı ile gurur duyduğumuz Cumhuriyet Donanması 29 Ekim 1923 günü kuruldu. Kurtuluş sürecinin tamamlanıp kuruluşun başladığı o gün, savaş gemilerimiz padişaha aidiyet anlamına gelen Hümayun kimliğini terk ederek cumhuriyete ve millete ait Türkiye Cumhuriyeti Gemisi TCG Kimliği ile buluştu. Bunu mümkün kılan tek kişi vardı. Mustafa Kemal Atatürk. İşte o gün, Türk milletinin denizde yükseliş ve Mavi Vatan idealine erişim sürecinin ilk ateşi yakıldı. O ateş büyüyecek ve bugünlere erişecekti.

Mustafa Kemal Atatürk, donanmasızlığın yarattığı sonuçları İtalyan, Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarında acı çekerek yaşamıştı. 1911’e gidelim. Enver ve Mustafa Kemal, Libya’ya hareketlerinden önce, Trablusgarp ve Derne savunmasına donanmanın katkısını Rauf Orbay’a sorarlar. Orbay, hatıratında o günü şöyle anlatıyor:

“Şüphesiz arkadaşlarımın donanmanın içinde bulunduğu perişan hali bilmelerine rağmen, yine de üç tarafı deniz olan ülkenin denizcilerinden birisi olarak acı hakikati açıklamaktan utanıyordum. Donanma sefil bir durumdaydı. Öylesine kahrolası, yıkılası hatta sebepsiz gurur içinde idik ki, hemen her kelimenin başına bir şahane ilave ediyor, boşlukları bu gülünç tabirle dolduruyorduk. Donanma-ı Şahane gibi. Sonra gemilerin isimlerinin sonuna bir de Hümayun tabirini ekliyorduk. Peyk-i Şevket Kruvazörü Hümayun’u gibi. Ve böylece bir zamanların şahane ve hümayun olan varlığı ile alay edercesine kendimizle alay ediyorduk.”

9 Mayıs 1912’de Mısır üzerinden karayolu ile geçtiği Derne’de bulunan Kolağası Mustafa Kemal Selânik’teki sınıf arkadaşı Salih Bozok ‘a şunu yazar: ‘Vicdanımızdan gelen bir ses, bize vatanın bu sıcak ve samimi ufuklarını tamamen temizlemedikçe, gemilerimizin Tobruk, Derne, Bingazi ve Trablusgarp limanlarında tekrar demir atmış olduğunu görmedikçe, vazifemizi bitirmiş sayılmayacağını ihtar ediyor.’’

Ancak o savaş gemileri Bahriyenin ve milletin fedakâr evlatlarının varlığına rağmen İtalya Savaşı sırasında asla gelmedi. Pervanesi dönmediği, topu atmadığı sürece savaş gemisi ne işe yarardı. Balkan Savaşında da aynı trajediler yaşandı. Ege adaları birkaç ay içinde kaybedildi. Selanik kaybedildi. Selanik’e denizden yardım etmek bir yana, Selanik’te Alatini Konağındaki sürgün padişah II. Abdülhamit’i Anadolu’ya getirmek için Selanik’teki Alman Konsolosun yatı kullanıldı.

Ardından Birinci Dünya Savaşı geldi. Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale cephesindeydi. 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevad (Çobanlı) Paşa ile Seddülbahir Bataryasında inceleme yaparken 18 Muharebe gemisi ve kruvazörle boğaza saldıran itilaf donanmasının ateşine maruz kalmıştı. Çok değil bu olaydan beş hafta sonra bu kez denizden karaya çıkan istilacılarla boğuşmuş, 25 Nisan günü 57. Alaya ölmeyi emretmişti.

1915 yılı Eylül sonunda Çanakkale cephesindeki sahra çadırında Alman Büyükelçiliğinden Dr. Ernest Jackh’a şu mülakatı vermişti: “Karada kıstırılmış durumdayız. Tıpkı Ruslar gibi. Boğazları tıkamakla Rusları Karadeniz’in içine kapamış olduk ve eninde sonunda çökmeye mahkûm ettik. Çünkü müttefikleriyle bağını kesmiş olduk. Ama biz de çökmeye mahkûmuz. Hem de aynı nedenden. Gerçi Akdeniz’in Karadeniz’in ve Hint Okyanusu’nun eteklerindeyiz. Ama herhangi bir okyanusa açılamıyoruz. Deniz Kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek bir Deniz Kuvvetine karşı hiçbir zaman savunamayız.

Yarbay rütbesinde, 34 yaşındaki genç bir akılın denizci vizyonu iki ağırlık merkezine dikkat çekiyor. Birincisi: ‘’Herhangi bir okyanusa açılamıyoruz.’ İkincisi: Deniz Kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek bir Deniz Kuvvetine karşı hiçbir zaman savunamayız.” Denizci olamayan Osmanlı her iki hatayı da yapmıştı.

Okyanusa çıkmamış, teknolojiyi takip etmemiş ve yakın deniz çevresini kontrolüne almamıştı. Denizde güç sahibi olmadan, yakın ve uzak çevresindeki denizleri yani Karadeniz, Akdeniz, Ege, Adriyatik, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Umman Denizi gibi Anadolu yarımadasını çevreleyen denizleri yaz ve kış tutmadan Anadolu’yu koruyamayacağını bilemeyecek ve göremeyecek kadar jeopolitik gerçeklikten uzaktılar.

Anavatanımız sayılacak Anadolu ve Trakya yarımadalarının denizden istilasına karşı koyacak ve derinliğine savunma sağlayacak donanma kurmadılar. İşte Atatürk’ün tecrübeleri ile gerçekçiliği, bilimi ve aklı harmanlayan devlet adamlığı, bu coğrafyanın Donanmasızlığa tahammülü olmadığını ona yıllar önce öğretmişti. Osmanlı Donanmasının tüm yenilgi ve baskınlarında saraydan yetişme kifayetsizler ile karacı generallerin stratejik hatalarını görebilmişti. Osmanlı Donanmasının jeopolitik bir varlık olmaktan çok, kara ordusunun destek unsuru, operatif bir unsur olarak kullanılmasının devlete verdiği zararları çok iyi anlamıştı.

Cumhuriyet Donanması’nın stratejik çerçevesini dâhilere özgü öngörüsü ve entelektüel birikimiyle Mustafa Kemal Atatürk çizerken, Anadolu’da 10 asırdır var olan karasal odaklı devlet jeopolitiğini denize çevirerek gerek askeri alanda gerekse sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda denizi Türklerin hayatına sokmaya gayret sarf etti. Kısaca deniz uygarlığına geçişin ilk adımlarını attı.

Çok okuyan ve analiz yapabilen olağanüstü bir deha olarak denizcileşme alanına büyük enerji harcadı. Öyle bir deha ki, Cumhuriyet Donanmasına ilk yıllarında denizaltı tedarik ettirecek ve hatta isimlerini bile yeni Türkçe ’ye uygun bir şekilde (Atılay, Saldıray; Batıray, Yıldıray) kendi seçecek kadar ileri görüşlü, donanmayı güçlü karacı mareşal ve generallere rağmen geliştirebilmek için Bahriye Bakanlığı kurduracak kadar da gerçekçiydi.

Atatürk yeni Türkiye’yi denize yönlendirdi. Denizcileşme için devrim sayılabilecek kazanımları 15 yıllık Türk Rönesans’ına sığdırabildi. Ancak bugün Türkiye’miz, Cumhuriyet Donanması dışında denizci olamamıştır. Atatürk’ün Türk ulusunun denizciliği milli ülkü olarak benimsemesi direktifini verdiği 1 Kasım 1937 Meclis söylevi fiiliyata geçememiştir. Özellikle son on yıllarda ülkemiz sadece denizden değil, Atatürk’ün aydınlatıcı ışığından da uzaklaşmıştır. Bu durum emperyalizmin de işine gelmiştir. Zira emperyalizm Atatürk ilke ve devrimlerinden de denizci Türkiye’den nefret eder. Bu nedenle Mavi Vatana bugün emperyalizmin ve içerdeki mandacıların çullanmasını çok iyi anlayabiliyoruz.

Diğer taraftan Cumhuriyet Donanması onun denizcileşme hedefine, her yönüyle ve büyük başarı ile erişmiştir. Kendi gemisini yapmış; teknolojisini milli kaynaklarla üretmiş; yarattığı kavram, strateji ve doktrinler ile Mavi Vatan ve ötesinde deniz hak ve çıkarlarımızı korumuştur. Bu başarılar Cumhuriyetin başarısıdır. Donanma, Cumhuriyet ve Atatürk ideallerini buluşturabilmeyi başaran devletin öncü bir kurumu olmuştur.

Sözde değil özde Atatürk’e bağlı kalmış, bedelini çok ağır ödemiştir. Hem Atatürk’ün ilke ve devrimlerine sonuna kadar sadakat içinde kalmak ve aynı zamanda açık denizlerde Atlantikçilere meydan okumak kolay iş değildir. Önce kumpas davalar, daha sonra 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe teşebbüsü ile yaşanan süreçte Cumhuriyet Donanması çok acılar çekmiş, kan kaybetmiştir. Darbe süreci sonrası yaşanan dönemde de FETÖ ile mücadele gerekçesi ile önemli gelenekleri elinden alınmış, Deniz Lisesi ve Deniz Hastanesi gibi toplum vicdanı ile belleğinde 100 yılı aşkın süre çok önemli yere sahip kurumları kapatılmıştır.

Dünya tarihinde de örnekleri gözlemlendiği üzere Deniz Kuvvetleri geleneklerine son derece bağlı aynı zamanda moderniteyi temsil eden yaratıcı ve dinamik öncü bir kurum kimliğine sahiptir. Bu kurumsal kimliğin temeli deniz ve vatan sevgisi ile teknoloji ve çağın gereksinimlerinin gerisinde kalmama refleksidir.

Cumhuriyet donanmasının denizcisi, modernite ile gelenek arasındaki bağı çok iyi korur. Yüzlerce yıl içinde imbikten damlayan tecrübe ve kurumsal kültür birikimi ile en zor şartlarda bile bu bağı korumayı bilir. Bu bağın yarattığı etki bir bakarsınız 1974, 20 Temmuz’unda Girne’de kıyı başında; bir bakarsınız 27 Eylül 2011’de MİLGEM’in ilk gemisi TCG Heybeliada’da; Bir bakarsınız 2020 yılı içinde 182 gün tek liman ziyareti yapmadan Doğu Akdeniz’de görev yapan TCG Giresun firkateyninde ortaya çıkar.

Donanma Cumhuriyetin ta kendisidir. Zira onu donatan köy, kasaba ve şehir çocukları Cumhuriyetin çocuklarıdır. Türk milletinin çocuklarıdır. Onları bugüne kadar kimse aldatamadı. Zaman zaman Soros ve FETÖ çocukları onun tertemiz ruhunu kirletmeye yeltense de o muhteşem ruh, hainleri her zaman reddetti.

O ruh, kumpas davalar sırasında bile ölmedi. Hasdal, Silivri duvarlarından dışarıdaki hainlere ve korkaklara rağmen susturulamadı. 2007 sonrası parlamento, iktidar ve muhalefetin gözü önünde FETÖ ve işbirlikçilerinin başvurdukları her türlü kumpas, ihanet ve iftiraya rağmen Cumhuriyet Donamasının rotasını, kimyasını ve geleceğini bozamadı.

15 Temmuz darbe girişiminde de bu kirli yapı Cumhuriyet Donanmasını teslim alamadı. Atatürk cumhuriyetin 10. Yılında şöyle diyordu: ‘’Türk devrimi kurucudur. Türk devrimi yüksek bir insani ülkü ile birleşmiş vatanperverlik eseridir. Çocuklarına bütün güzellikleri ve bütün büyüklükleri görmek ve bütün sefaletlere acımak sanatını öğretmektir.”

YOKLUĞUNDA DAHA DA BÜYÜYEN ÖNDER

Vatanımızın kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerimizin mimarı, değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü her daim saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.

Ancak Atatürk’ün, O’nu anmamızdan çok, anlamamızı istediğinin farkındayız.

Bu farkındalıkla görevimizin; ilke, devrim ve eserlerini koruyup yaşatmak, Türk Ulusu’nu refaha ulaştırıp muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak, “şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz” dediği Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılmak olduğunu biliyoruz.

Türk devrimi Mavi Vatan üzerinden öğretmeye devam ediyor. Cumhuriyet Donanması bu büyük mücadelede Atasına, toprağına, mavi vatanına sadakatle görevine devam ediyor. Ve asla unutmadan. Bu topraklarda her zaman Mustafa Kemal’in askerleri kazanacaktır. Ne mutlu Türküm Diyene. Ne Mutlu Atatürk’ün gerçek evlatlarına ’’diyerek konferans sona erdi.

Mavi vatanın isim babalarından birisi olan Tümamiral(E)Cem GÜRDENİZ’in verdiği farkındalık yaratan bu konferansı milli değerlerimize ,vatanımıza ne kadar sahip çıkabileceğimizin göstergesi olmuştur. Ayvalık düşmana askeri yönden ilk kurşun atan Yb..Ali ÇETİNKAYA!nın vatansever bu davranışı kurtuluş savaş mücadelesinin ilk kıvılcımlarımım atıldığı yerlerden biridir.Her hafta Cuma günü saat 17.00’de İstiklal Marşı eşliğinde göndere bayrak çekilir,Pazar günü yine aynı saatte İstiklal Marşı eşliğinde gönderden bayrak indirilir.Ayvalık böylesine mümtaz böyle bir vatansever bir ilçedir.

Ayrıca ; Ayvalık Halkı milli duyguları bünyesinde bulunduran ,Atatürk ilke ve inkilaplarını içine sindirmiş, UNESCO Süreci ve Ayvalık Endüstriyel Peyzacı konusunda gecici listede aday olan bir ilçedir.

Başta Ayvalık Belediyesi, Ayvalık Atatürkçü Derneğin Başkanı Ahmet UZGEC ve Cem amiralinin devre arkadaşı Em.Kd.Alb.Bülent ÖZGEN olarak Tümamiral(E)Cem GÜRDENİZ’e konferansta verdiği değerli bilgilerden dolayı çok teşekkür ediyoruz.Bu konferans Umarım Türk milletinin Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlılığını gösterdiği kadar , dosta güven düşmana Türk’ün ne yapabileceğinin işaretini vermiştir.

Türk olmak zordur dünya ile savaşırsın ,ama Türk olmamak daha da zordur,çünki Türklerle savaşırsın.

Konferansın sonunda, Ayvalık Atatürkçü Derneğin Başkanlığı ve devre arkadaşı Em.Kd.Alb.Bülent ÖZGEN tarafından çiçek takdim edildi.

KAYNAK : Emekli Tümamiral CEM GÜRDENİZ

orhan-veli-oktay-rifat-melih-cevdet

“40’ların tanığı bir ağaç, ağacın üzerinde hiç kurumayan bir yeşil yaprak”

Her zamanki gibi dostluk kazandı