Beni, “İlk Kurşun” yetiştirdi

Erkan SEVİNÇ
18 Kasım 2019

“Hasan Tahsin-Yürekler Selanik” kitabıyla gündemde olan Yaşar Aksoy Medikal Park etkinliği olarak Hanri Benazüs ile beraber 20 Kasım 2019’da Movenpick Otel’de Atatürk’ü anlatacak. 2019 sonunda yayınlanmış 51 kitap sahibi bir yazarı tanımak istermisiniz?İşte Yaşar Aksoy…

İlk gazete yazısını 1971 yılında Demokrat İzmir’de “Kemalist Devrimin Anlamı” başlığı ile yayınladığı günden beri tanıdığım Yaşar Aksoy 50 yıldır emek verdiği “Hasan Tahsin – Yürekler Selanik” isimli kitabı ile yine gündemde. Basılmış 48.kitabı var. Kırmızı Kedi Yayınevi’ne teslim ettiği ve basılması uygun görülen üç kitabı da sayarsak, 2019 sonunda yayınlanmış 51 kitabı olacak. Olacak ta Aksoy yazmaya devam ediyor. Tabii ki ilk sorum “şimdilerde ne yazıyorsun?”..

“İki önemli kitap bitirdim. İkisi de dalında tek çalışmalar, benzersiz yani. “Benim Ressamlarım” kitabım İzmir Sanat Tarihi’nde iz bırakmış ressam dostlarımı anlatıyor, tam 100 ressam ve heykeltıraş resmigeçit yapmakta. Aynı anda bu 100 ressamın da yapıtlarında birer tane koleksiyonumda olduğu için, böylece naçizane bir “Şahsi Müzecik” haline gelmiş olan evimin duvarlarındaki hikayeleri anlatıyorum. İkinci kitabım ise İzmir ile Paris şehirleri arasındaki tarih boyunca gerçekleşmiş kültürel ve ekonomik ilişkileri sunmakta. Malum İzmir’e bir zamanlar Küçük Paris derlermiş.. Paris ile Küçük Paris arasındaki tüm görsel ve metinsel ilişkiler ortaya dökülmekte.. Bu iki kitabı yeni bitirdim ve teslim ettim. Ve hemen “İzmir Yangını” kitabımı bilgisayara geçmeye başladım. Bomba gibi bir çalışma oldu. Hiçbir arşivde olmayan belge ve hatıraları yayınlayacağım. Bu benim İzmirlilik görevim”

Yaşar Aksoy’un yazım tutkusu ilkokul yıllarına kadar gidiyor. İlkokulda yazdığı ilk kompozisyon yazısı, mahallelerinden geceleri yanık sesiyle geçip giden “Tahan Pekmezci” ile ilgili. Ancak üniversite birinci sınıfta iken büyük emekle hazırladığı ilk siyasi içerikli olan ve elle yazdığı yazısını bir dergi hemen basınca kendine güveni geliyor. Babıali’de Altan Deliorman tarafından yayınlanan Milli Işık dergisinin Ekim 1968 tarihli sayısında bu yazı. De­mokratik Sosyalist Dubçek tarafından yö­netilen Çekoslo­vakya’yı 21 Ağustos 1968 tarihinde işgal eden Sovyet, Doğu Alman, Po­lonya, Macaristan ve Bulgaristan kızıl orduları­nın vahşi tank­larına karşı kaleme alınmış ciddi bir direniş yazısı .Ar­dından yazıları hızla dergilerde, gazetelerde sökün etmeye devam ediyor.

“Yazmakta en çok zorlandığını söylediğin kitabın Hasan Tahsin-Yürekler Selanik’ten söz edelim “

“Türkiye’nin emperyalizme karşı direniş tarihinden çarpıcı sayfalar eşliğinde, Şehit Gazeteci Hasan Tahsin’in, Selanik’ten Paris, İsviçre, Romanya, Londra ve İzmir’e uzanan yaşamını 50 yıl araştırdım ve sonunda yazdım… Selanik’in yetiştirdiği ve İzmir’in işgalinde düşmana ilk direnişi göstererek şehit olan bir sosyalist vatanseverin fırtınalı hikâyesini anlatan kitabım, raflarda yerini aldı ve kısa sürede tüketildi.. İkinci baskısı hemen 3 ay sonra gerçekleşti. Beni “İlk Kurşun” yetiştirmiştir. Hasan Tahsin’e duyduğum zaptedilmez sevgi ve saygı nedeniyle çok çetin geçen gazetecilik ve yazarlık yaşamımda ilerleyebildim.  Ve Milli Mücadele’nin 100. yıldönümünde, etkinliklerim başladı. Ne mutlu ki, cennet mekan Mehmet Akif’in dediği gibi, “Gene bir şey yapabildim diyemem hatırana!..” diyebildik.

“Bu arada bir ödül daha aldın?”

“Evet benim için çok anlamlı bir ödül. İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlediği gecede,15 Mayıs 1919’da İzmir’deki istilacı güçlere “ilk kurşun”u sıkarak Milli Mücadele’nin kıvılcımını ateşleyen Şehit Gazeteci Hasan Tahsin’in anısına düzenlenen 52. Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik Ödülleri çerçevesinde Şehit Gazeteci Hasan Tahsin’in anısına 100. Yıl Onur Ödülü’ne layık görüldüm. Törende bendenizin Hasan Tahsin’in anısına hazırladığı belgesel de sunuldu. Bu yıl 19 Mayıs’ta Kadıköy Belediyesi’nden aldığım Hasan Tahsin Hizmet Ödülü, Karaburun Ütopyalar Buluşması’nda aldığım ödül, Çeşme Festivali sebebiyle ve Turgut Pura Vakfı’na hizmetlerim sebebiyle aldığım plaketler yine sevinç kaynağım oldu. Şu anda çok büyük bir edebiyat yarışmasından da ödül bekliyorum. Kitabım iki tiyatro eserine de kaynak oldu. İstanbul’da tiyatro sanatına emek veren Özgürefe Özyeşilpınar ve Murat Batıkan Avcı isimlerinde iki genç sanatçı, ayrı ayrı Hasan Tahsin’i tiyatrolaştırdılar ve büyük başarı ile sahneye koydular. Şimdi ise Hasan Tahsin’in oratoryosunu bir önemli tiyatro akademisyeni yazmakta”

Yaşar Aksoy Medikal Park etkinliği olarak Hanri Benazüs ile beraber 20 Kasım 2019’da Movenpick Otel’de Atatürk’ü anlatacak. Aslında onun anlatacağı o kadar çok şey var ki. “Hadi bir anını anlat bize” diye bitiriyorum..

“Önce hızlı solcu bir yayın organı olan muhalif Demokrat İzmir’den bir hatıra.. 1970’lerin başında bizim gazetenin arka koridorlarında elinde gözlüğü ve yaz-kış uzun paltosuyla dolaşan ihtiyar bir adam vardı. Eski İstan­bul’dan, hatta Prens Sabahattin’in sağcı Osmanlı Hürri­yet ve İtilaf Fırkasından arta kalmış bir kadim havası vardı. Gazete­nin düzeltmeni idi. Elinde dizgiciden aldığı uzun kağıt par­çalarıyla herkesin masasına gider, şu kelimeyi yanlış yazdın, bu cümle böyle kurulmaz diye kafa şişirir, elalemin virgülüne, noktasına karışır, diskur çekerdi. Sanki dil bilgini ve edebiyat alla­mesiydi. Kimsenin ona aldırdığı filan yoktu, herkes çala­kalem vaktinde haberini bitirmekle meşguldü, alfabe, imla vız ge­lirdi..

Hasan Rasim isimli bu eski tashihçi çok bilmiş adam, bir süredir benimle ilgilenir olmuştu, bana arka koridor­larda ilti­fatlar yağdırmaktan zevk alır bir hali vardı. Hasan Rasim aslında cingöz bir sağcıydı..

Bir gün akşamüstü karanlığı gazeteye çökerken beni ke­nara çekti. Fısıldar gibi konuşuyordu:

“- Evladım Yaşar Bey üstadımız, sen buralarda harcanıyor­sun.. Sende Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Refii Cevad Ulunay, hatta Peyami Sefa gibi ruhsar bir kalem var. Sen bayağı anadan doğma kalemşörsun. Bu sol­cuların arasında işin ne?.. Muazzam bir sağ kalem olabilirsin. Sana aracı olayım.. Seni zir­veye çıkaracak bir ga­zete biliyorum. Transfe­rini hemen yapa­lım..”

Bir soruşturayım dedim:

“- Yahu, Rasim amca hangi gazeteye beni layık gör­dün?..”

Hasan Rasim, gözlerini kısarak, omuzlarını daha da çö­kerterek, sağa sola bir bakındı ve ağzından baklayı çı­kardı:

“- Üstadım Yaşar Bey oğlum.. Sen, Tercüman’a layıksın.. Ter­cüman oğlum.. Tercüman. Kemal Ilıcak ahbabımdır, hemen telefon ederim.”

Ödüm kopmuştu. Hayatım boyunca transferi bir kere düşünmedim za­ten. Ama o teklif benim için ihanet gibi bir şeydi.

Hemen kaçtım Hasan Rasim’den.. Oysa o beni kaçırmak istiyordu..

Yıllar sonra ultra sağcı Yeni Asır – Sabah grubunda çalışıyorum. Demokrat İzmir’e yaşadığım olayın tam tersi gerçekleşti. Yeni Asır’da iken afilli ve püsküllü köşe yazarlarımız daha büyük gazetelere geçmek için derin kulis çevirirdi, he­defleri hep Hürriyet idi (refah içinde yazıp çizen bir ta­nesini biliyorum dört kez gitti başka yerlere, yeniden dört kez geri döndü), ben transferi hiç düşünmedim. Ama çok ilginç bir transfer teklifi aldım.

Bir gün gazetemizde Gıcık isimli bir mizah eki yayınla­yan meşhur karikatürist Eflatun Nuri, ısrarla beni akşama içki iç­meye çağırdı. Pek istemedim, nazlandım. Ama ısrar etti. Kalktık Babıali Meyhanesi’ne gittik. Kafaları çektik. Malın gözü Eflatun Nuri az sonra ağzından baklayı çıkardı:

“- Yaşar kardeşim sen bu sağcı Yeni Asır’da harcanıyorsun.. Oysa  sen sıkı solcusun.. Hadi gel seni iyi bir sol gazeteye uçura­lım. Ben araya girerim. Hem solcu Vatan gazetesi sahibi Numan Esin’i, hem Cumhuriyet gazetesini iyi tanırım. Hemen seni bu­radan uçura­lım. Ne dersin?..”

Kahkahalarla gülüp yerimden memnun olduğumu söy­ledim. Solcu Demokrat İzmir’de Hasan Rasim beni sol gaze­teden koparıp sağ gazeteye götürmek isterdi, şimdi de Ef­latun Nuri sağcı Yeni Asır gazetesinden koparıp sol gazeteye götürmek istiyordu..

Şu hayatta kimseye yaranamadık be yahu?”

Salgın hastalık: Diyabet

Âşık Veysel’in İstanbul jübilesi – 2 Köylülük bir… Cahillik iki… Körlük üç!