Bilinmeyen bir düşmanla savaşmak…

corona-virusunde-dikkat
Yılmaz DURMAZ
26 Kasım 2020

Bilinmeyen bir düşmanla savaşmak zordur. Savaşa karşıyım ama insanlığı yok etmeye çalışana karşı verilen savaşta elbette kötülükle savaşanların yanında yer alırım.
Savaşı da beceremiyoruz anlaşılan. Her gün vaka sayısının artması bunun göstergesi.
Hijyen, maske, sosyal mesafe kalıplaşmış sözler oldu artık. Maske derken cezadan değil, virüsten koruyan maske olmalı. Kullandığımız maskelerde “Meltblown” filtre olması gerekiyormuş. Bunu kaç kişi biliyor? Daha önceki yazılarımda merdiven altı maskeler sokakta, caddede, internette denetimsiz satıldığını yazmıştım. Satışlar promosyon da eklendi oh ne ala!
Havaların soğuması ile birlikte içeride yaşam zorunluluğu arttı. Bunun içinde doğal havalandırma yapmalıyız Ortamların kalabalık olmasını ve insanların birlikte geçirdikleri zamanı azaltmalıyız.
Sonuç olarak “Hijyen, maske, sosyal mesafe ’ye uymaya devam ama maske koruyacak maske olmalı, bulunulan ortam doğal havalandırılmalı, sosyal mesafeye dikkat edilmeli. Tabi ki ortak kullanılan eşyalar dezenfekte edilmeli.
Korona virüs ailesi son 20 yılda 3. Kez insanlığı yok etmeyi denedi. Şimdiki Covid-19 dünyaya diz çöktürdü.
2002’de Sars korona virüsü ve 2012’de Mers, korona virüsünden sonra 2014-2016 arasındaki dünyanın en büyük Ebola salgını bir faciaydı. Buna yavaş tepki verilmesinden dolayı Ebola’dan 11 bin kişi öldü.
2020 yani uğursuz yılın sonlarına gelirken bir de gök taşı çıktı.
NASA 22 metre büyüklüğünde potansiyel tehlike oluşturabilecek bir asteroidin 29 Kasım’da Dünya’ya yakın geçeceğini açıkladı. Asteroitte bulunan nikel, demir ve kobalttan oluşan minerallerin değerinin 17,4 milyon ABD doları olarak tahmin ediliyor. Uzmanlara göre bu tür objelerin dünyaya her yüzyılda bir çarpma ihtimali 50 binde bir. 1908 yılında Rusya’nın Sibirya bölgesinde Tunguska’ya düşen asterot 40 metre genişliğindeydi ve bir şehri yok edebilecek güçte enerji ortaya çıkarmıştı. Boş bir yere düşse servet, yerleşim yerine düşse felaket.
Uğursuz yıl bir an önce gitse diyoruz da ya sonraki ne getirecek? İnşallah güzelliklerle gelir.
***
Bu yıl “24 Kasım Öğretmenler günü” buruk kutlandı.
1979 yılının Ekim ayının sonlarıydı. Mardin’in idil ilçesinin sınır köyündeki Tılsakan köyü ilkokulunda öğretmenliğe başladım. Su yok, elektrik yok. Yağmur sularının biriktiği kuyu. Kuyudan su ile birlikte kurtçuklar ve toprak çekiyordum. Kaynatıp içmek, kullanmak zordu. Suyu bir süre bekletince kurtçukların, toprağında dibe çöktüğünü öğrendim. İşim kolaylaşmıştı.
“Öğretmenlik yapılabilecek en kolay mesleklerden biri, yazın 2 ay, sömestr de 15 gün tatil… Eee, daha ne olsun?” diyenler şunları bilmeli. Öğretmen günde 6 saat ayakta verdiği dersin dışında, o derslere hazırlık ve sınav değerlendirmeleri için bir o kadar da zaman harcıyor.
Öğrencilerine model olmak zorunda. Velilerle uğraşmak şimdilerin en zor işleri olmuş.
Veli çocuğunu kayıt etmek için öğretmen seçer. Öğretmenin veliyi seçme lüksü yoktur.
Masa başında hazırlanan yönetmeliklere uymak, arkasına birilerini alarak atanan yöneticinin kaprislerini çekmek zorunda.
Yıllardır bekledikleri 3600 ek gösterge de hayal oldu!
Pandemide eğitimdeki fırsat eşitsizliğindeki makas da oldukça açıldı.
İzmir Depreminin ilk saatlerinden itibaren depremzedelerin yanında olan başta Başkan Kamil Karadeniz ve Kızılay Karşıyaka ekibine şükranlarımı sunuyorum.
İyi ki varsınız koca yürekli insanlar.
SONSÖZ: “Batan güneş için ağlamayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.” Dale Carnegie

Çürük elmalar!

korona-corona-virus-rakamlar-olu-sayisi-kac-vaka-var

Kovid-19’da Mart ayına geri döndük!