Bu para ne ola ki!

Rana Beyza ÖZTÜRK
20 Mayıs 2022

Her birimizin dilinde, elinde ve zihninde bir kelime son dönemlerde kendine yer ediniyor. O kelime elbette para. Özellikle evlere kapandığımız, uzun süre boyunca hayatımıza zorunlu ‘dijitalleşmenin’ adapte edildiği pandemi süreciyle birlikte, çeşitli versiyonlarını algıladığımız, aslında var olan ama toplumun topyekün bahsetmeye başladığı şu hani çeşit çeşit şekle ve hale bürünen ‘para.’

Bilirsiniz ki kimlikler geçmişten biçimlenerek var olurlar. Biraz tarihe göz atalım. Tozlu bir sayfayı elimizle şöyle bir silkeledikten sonra tarih sahnesinde karşımıza İzmir’de aslında çok iyi bildiğimiz, şimdilerde Manisa ve Uşak’ta yaşamış Lidyalılar çıkıyor. M.Ö. 7. yüzyılda Lidya Kralı’nın emri ile madeni paralar basılmaya başlanıyor. Toplumda arpa, buğday ve hayvanlar alışverişte takas ediliyorken, bir anda bambaşka bir materyal değer kazanıyor. Peki neyin yerini alıyor bu madeni paralar? Takasın yerini alıyor. Bir nevi mal yerine bir materyal kullanıma giriyor. Yani para, şekil ve form değiştiriyor. O andan itibaren ise artık dünyada ‘para’ yeni formuyla kendine payidar bir konum elde ediyor. Ardından Sanayi Devrimi ile birlikte kullanımı zor gelen altın, bakır ve gümüşün yerini kağıt paralar almaya başlıyor. Hem daha güvenli hem daha işlevsel olması elbette bir yandan yaşantımıza bir ‘hız’ kazandırıyor. Çünkü Sanayi Devrimi ile birlikte tüketimin ve üretimin hızlanması, alışverişin hızlı yapılması ihtiyacını doğuruyor.

BAMBAŞKA BİR FORM

Ardından 17. yy yani karşımıza Aydınlanma Çağı beliriyor. Aklın bilimsel bilgi ışığında şekillenmesi süreci başlıyor. Rasyonel düşüncenin kendine yer edinmesi ile birlikte ise teknolojik gelişmeler hızlanıyor. Öyle ki; Fransız Devrimi biraz sanayi toplumuna uygun bir yapılanma gerekliliğinden besleniyor. Burada ise karşımıza inanılmaz bir biçim çıkıyor. Çekler. Temsili kağıt paranın yepyeni bir versiyonu olarak bu kağıtlar tarih sahnesinde çığır açacak şekilde yerini alıyor. Aslında gerçek bir karşılığı olmayan bir para olarak hem de. Çünkü devrimin ardından hızlanan ve büyüyen ticaret hacmi, kağıt para şeklinde çuval dolusu paraların bir yerden bir yere götürülmesi gerekliliğini doğuruyor. İşte bu noktada karşılığı olmayan çekler paranın daha hızlı dolaşımına fırsat sağlıyor ve para yeniden bir kez daha bambaşka, karşılıksız bir şekilde form değiştiriyor. Bir kısa bilgi daha eklemek daha gerekirse; dünyada hamiline yazılarak kullanılan ilk çek, 1659 yılında Londra’da ödeniyor.

DİJİTAL BİÇİMİ

Ardında teknolojik gelişmelerin hızlanması ve 21. yüzyıla gelindiğinde ise paranın yeniden form değiştirmesi gerekliliği doğuyor. İletişim global ölçekte tahayyül edilemeyecek derecede hızlı bir şekilde gerçekleştirilebilirken, paranın dijital ortamda transfer edilebilmesi adeta bir ‘kaçınılmaz’ değişim oluyor. Peki ne oluyor? Son dönemde adeta popüler kelimesinin karşılığı halini alan blockchain teknolojisi karşımıza çıkıyor. Günümüzde artık kasiyerlerin olmadığı mağaza deneyimleri yaşıyor, alışverişte buğday takası yapmaktan, ürünleri yalnızca elimize alıp marketten çıkmaya doğru geçiş yapıyoruz. Gündemimizden düşmeyen coinleri, döviz kurlarını konuştuğumuz dönemde aslında anlıyoruz ki parayı önce şöyle bir anlatmak ve anlamlandırmak gerekiyor. Buğdaydan, kriptoya her zaman ihtiyaca göre şekillenen ve tıpkı dil gibi büyüyen ve gelişen paranın değişimine şaşırmayalım. İlerleyen zamanlarda çok daha fazla şekle bürünecek…

Belçika’nın park ve bahçe aşkı

Düştük moda çukuruna