Çek elini pis…

corona-virusunde-dikkat
Yılmaz DURMAZ
27 Ağustos 2020

Çek elini pis zenci” hikayesini belki bilirsiniz. Dönem o dönem. Karakterden yoksun olanlar omuzlarında yükselenleri çabuk unutur.

Bir duvar, bu duvarın üstüne çıkan beyazlaşırmış. İki siyahi adam beyaz olmak için bu duvara tırmanmak ister. Ancak duvar yüksek. Biri diğerine “Önce birimiz diğerinin omzuna çıksın, sonra çıkan diğerinin elinden tutsun çeksin duvarın üstüne çıkalım. Böylece ikimiz de beyazlaşalım” diye anlaşırlar. Biri omuz verir diğeri duvarın üstüne çıkar beyaz olur. Aşağıda kalan elini uzatır, “Hadi beni çek” der. Duvarın üzerindeki beyazlaşan aşağıdakine bağırır, “Çek elini pis zenci”

Siyasette, ticarette “Çek pis elini…” diyenlerle çokça karşılaşır olduk. Adamı telefonla ararsınız cevap vermez, vermeyebilir, müsait değildir. Ama mutlaka dönmesi gerekir. Seçim ortamında kartvizitini dağıtırsın, numaranı verirsin, telefonunda kayıtlı olmazsa da dönmelisin. Tabii amacın partine güç kazandırmak ise. Yok kendi ihtiraslarını gerçekleştirmek ise, o başka. Bu durumları yaşayanlar anlatır bana. Anlatmalarına da çok gerek yok, bizzat ben çokça yaşadım.

Siyaset ve ticaret yapıyorsan güler yüzlü olacaksın” der Çin atasözü. Hemen arkasından da şunu ben ekleyeyim “Gülerken göbeği oynamayandan kork” der bir diğer Çin atasözü.

***

Pandemi dünyada bir milyara yakın öğrencinin eğitimini vurdu. 18 Eylül’de yüz yüze eğitimin başlayamayacağını düşünenlerden biriyim.

Önceki gün Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, “31 Ağustos-18 Eylül tarihlerinde yapılacak uzaktan eğitim sürecinde, tüm öğretmenler tarafından canlı ders uygulamaları gerçekleştirilebilecek. Gerek yüz yüze eğitimde gerekse uzaktan eğitimde de kullanılabilecek etkinlikleri öğretmenler, ilgili dersin programında yer alan kazanımları öğrencilerin ulaşmaları kaydıyla, okulun veya öğrencinin durumuna göre, doğrudan kullanabilecek, uyarlayabilecek veya kendi etkinliğini hazırlayıp uygulayabilecek.”

Peki hangi altyapı ile diye sorasım geldi.

Çocuklar maskeli olacak. Çocuklar sınıfta, koridorda, bahçede oynarken o maskeler ya düşecek ya da kirlenecek. Kısacası korumasız bırakacak. Çocuk alacağı virüsü kaç kişiye bulaştıracak.

Vaka sayısının arttığı, 2. Dalganın beklendiği Eylül ve sonrası aylarda yüz yüze eğitim büyük sıkıntılar doğuracak diye düşünüyorum.

Kamu kurum ve kuruluşlarında, uzaktan ve dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemleri getirilirken yüz yüze eğitim zor gibi gözüküyor.

Aşı bulundu, bulunacak müjdeleri ise beni çok da sevindirmiyor. Çünkü; milyarlarca insanın aşılanması, aşı üretiminin alacağı zamanı düşündükçe.

Benim beklentim ve dileğim bu illetten tek kurtuluş yolunun Sars gibi mutasyona uğrayarak kendini yok etmesidir.

Aşılar tıp biliminin en önemli parçası olan ‘Hiçbir cana zarar vermeme’ etik ilkesini koruyacak mı?

Aşılarda yer alan bazı antikorlar virüsü artırarak hastalığı yok etmek yerine daha da güçlenmesine sebep olabilecek mi?

Ve hatta bazı insanlar aşının bir ajan olacağını düşünerek aşı olunmaması için direnecekler. Güvenilir kurullardan onaylanacak aşıyı ilk yaptıracak olanlardan olmak isterim. Zararı bana, yararı topluma ise insan üzerindeki denemeler için de varım.

Pandemiden, Kovid -19’dan korunmamın en kolay yolu hijyene, sosyal mesafeye ve maske kullanımına dikkat etmektir.

SON SÖZ: “Boynuma sarılma gülüm, benden sana geçer ölüm” N. Hikmet Ran.

El, elin eşeğini türkü çağırarak arar! 

MHK ile sakal kökten gitti, kadın üye neden olmaz ki