Çevre çevre diye diye…

Kazım ERKMEN
10 Ekim 2020

Yıllardır yazar dururum İzmir’in toprağını suyunu. Kirlenmenin, kokunun önü bir türlü alınamadı…
Dün Ege Telgraf dahil, gazetelere şöyle bir göz attığımda, Allah sizi inandırsın içim karardı. Manşetimizde, Kiraz’da üç-beş parça mermer uğruna delik deşik edilmek istenen doğa ve bu katliamın önüne geçmeye çalışan köylülerle bir belediye başkanı…
Gaziemir’de yıllardır çevreye radyasyon yayan ve bir türlü bertaraf edilemeyen “İzmir’in Çernobili” eski kurşun fabrikası…
“Doğa Harikası” denilen Homeros Vadisi’nin içler acısı hali. Balıklardan sonra ördeklerin de ölümü yakındır…
En başta da İzmir Körfezi. 1989’dan beri temizlenebildi mi? Hayır. Hala siyasetin ağzına malzeme olmuş öyle duruyor. Kılını kımıldatan yok. Güya, Ulaştırma Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile kanal açılacak. Hem Körfez temizlenecek hem de büyük tonajlı gemilerin de limana yanaşabilmesi sağlanacaktı. Hani nerde?
Geriye Körfez’in kendi kendini temizlemesi kalıyor. Onu da sağlayabilmenin tek yolu, derelerin Körfez’e akıttığı pisliğin önlenmesi. Önlenebildi mi, eh kısmen. Ama kesinlikle yeterli değil. İZSU’nun iyi niyetli çabaları, bence etkili olmuyor. Çünkü teşhis yanlış olunca tedavi de geçici oluyor…
Bölgemizin toprağını, suyunu ve havasını kirleten, Aliağa’daki demir-çelik tesislerini, Gediz Nehri’ne Uşak’tan Manisa’ya ve Kemalpaşa’ya kadar akıtılan kirliliği saymıyorum.
Küçük Menderes Ovası da bir başka vaka. Ödemiş, Tire ve Torbalı’daki tesisler, ovamızı adeta yok ediyor. Yıllardır buna bir çare bulan var mı? Yok!
Geçen gün Efemçukuru Altın Madeni’nin kapasite artırımı ile İzmir’in suyunu artık daha yüksek miktarlarda kirlettiği veya kirleteceği iddiası gündeme taşındı. Siyasetçiler, milletvekilleri yazmadıklarını, demediklerini bırakmadı. Ne oldu? Koca bir hiç.
Bakın şimdi kış geliyor. Havalar yakında soğumaya başlayacak. Alın size “hava kirliliği.” Gazetelerde TV’lerde haber çıktığında, sorumlular hemen, “Eh İzmir çukurda kalıyor. Hava basıncı alçalınca da kirlilik oluşuyor” diye savunmaya geçecek.
Zaten korona virüs nedeniyle bunalan İzmirli, kömür kokuları, is ve genizleri yakan hava ile bir kez daha duman altı olacak. Kentte yıllardır gecekonduları ortadan kaldıramayıp, doğalgazı yaygınlaştıramayanlar, ister genel, isterse yerel yönetimler olsun, mazeret uydurmaya devam edecek.
Çiğli’de çöp koku ve kirliliği bir başka vakıa. Elektrik üretmek için kurulan metan gazı yakma tesisinin de çare olmadığı bu yaz ortaya çıktı. Harmandalı’dan yükselen kokular çevreyi aylarca rahatsız etti. İnsanların feryadını bir Allah’ın yetkili kulu duydu mu? Hiç sanmıyorum.
Bütün bunları, yaşadığım bu kenti kötülemek için yazmıyorum. Bilhassa benim görevim bu. Hatırlatmak. Israrla.
Bu kenti yönetenler, valisiyle, bürokratıyla, belediye başkanlarıyla, kimse kusuruma bakmasın. Parti ayrımı yapmadan tüm milletvekillerine de bu konulara dikkati çekmek, çözüm üretmek düşüyor.
Kentsel dönüşümü becererek, hava kirliliğini önleyin. Dereleri temizleyerek Körfez’de keyiflice yüzüp, balık tutmanın önünü açın.
Ovalarımıza, nehirlerimize ve dağlarımıza sahip çıkın. Hep birlikte çıkalım.
“Çevre, çevre” diye diye dilimizde tüy bitti. Yetti artık!

Sayın Özay’a teşekkür borçluyuz

Söylem ve eylem