Cumhuriyetimiz 98 yaşında

Vahap DABAKAN
1 Kasım 2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923 günü gerçekleşen oturumunda Mustafa Kemal’in hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesiyle Türkiye Devleti’nin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlendi. Cumartesi günü Cumhuriyet Bayramı olarak o mutlu günün 98’inci yıl dönümünü ulusça coşkuyla kutladık. Çocuk, yaşlı, kadın, herkes, ellerinde Türk bayraklarıyla tören alanlarına koştu. Tüm Türkiye de olduğu gibi İzmir’de de törenlerle ve gece konserleri ve Vali Yavuz Selim Köşger ve Bayan Köşger’in ev sahipliğinde Balçova Termal Tesisleri’nde kutlama töreni düzenlendi.
Türk ulusu, Cumhuriyetin kurulabilmesi için Mustafa Kemal’in önderliğinde bağımsızlığına susayan mağdur ve mazlum ulusların da ilham kaynağı oluşturan bir kurtuluş savaşı verdi. Ulusal egemenlik, onun yaslandığı yegâne güç idi. O, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” kararlılığını kurtuluş savaşına daha ilk adımını atarken göstermişti. Samsun’a çıkışından sonra mücadele arkadaşlarıyla birlikte üzerinde anlaşmaya vardıkları “Amasya Tamimi”ni Erzurum ve Sivas kongreleri izledi…
“Ya istiklal ya ölüm” diyerek cesaretle yola çıkanların attıkları her adımı halkın egemenliğiyle güçlendirmeleri ve halkla bütünleşmeleri mucizevî bir kurtuluşun kaynağını oluşturdu.  Emperyalizm tarafından yakılıp kavrulan bir İmparatorluğun külleri üzerinde yaratılan Türkiye Cumhuriyeti şehit kanlarıyla yoğrulan kutsal temelleri üzerinde yükselirken ufuklarında şairin “Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda / Toprağı sıksan şüheda fışkıracak şüheda” dizeleri yankılanmaktaydı.
Bugün 84 milyonu aşan çalışkan, üretken ve yaratıcı nüfusuyla bölgesel ve küresel bir ülke olan Türkiye’nin, Cumhuriyet ilan edildiğindeki siyah beyaz fotoğrafı neleri göstermekteydi? İşte o fotoğrafa arşivlerden çıkarılan bilgiler ışığında bakıldığında Cumhuriyet’in neden fazilet olduğu da net biçimde anlaşılır.
Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde Türkiye nüfusu 13 milyon. Kişi başı milli gelir 45 dolar. 11 milyon insan köylerde yaşamaktaydı. 40 bin köyün 37 bininde okul yok. Postane yok. Dükkân yoktu. 30 bin köyde, yani her 4 köyün 3’ünde cami de yoktu. Traktör sayısı sıfırdı. Ayçiçeği üretimi yok. Şeker üretimi yok. Ekmeklik un, pirinç ithal. Tüm ülkede sadece 5.000 hektar alan sulanabiliyordu. 5.000 köyü sığır vebası kasıp kavurmaktaydı. Hayvanlar da insanlar da hastalıklardan kırılıyorlardı. Doktor,  veteriner yoktu. 1 milyon kişi frenginin, 2 milyon kişi sıtmanın, 3 milyon kişi trahomum vardı. Verem, tifo, tifüs salgını. 6 milyonu nüfus hasta. Bebek ölüm yüzde 40, yüzde 18 anne ölümü vardı.
Ülkenin genelinde sadece 337 doktor, 60 eczacı ve bunların sadece 8’i Türk… Hemşire sayısı sadece 4, diş hekimi hiç yok. 40 bin köy var. 13 Ebe var. Savaş sırasında yanmış bina sayısı 115 bin. Hasarlı bina sayısı 12 bin. Komple kül edilmiş bina sayısı ise binlerin üstlendi.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk. Osmanlı’dan kalan 4 fabrika: Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez ve Beykoz deri fabrikaları. Sanayi denilen ilkel işletmelerin yüzde 96’sında ise motor yok. Her iş el gücüyle yapılabiliyordu. Birkaç gazete sadece İstanbul ile İzmir’de yayımlanmaktaydı.
Bu hazin siyah beyaz fotoğraflardan daha fazla yazmak isterdim ama köşem müsait değil. Cumhuriyetin kurulduğu günlerdeki Türkiye’den bu sunduğum fotoğrafına baktıktan sonra, bir de 98 yaşına ulaşan bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin güç, sinerji ve güven saçan bugün ki muhteşem duruşuna bir bakın…

Dr. Rümeysa ve sömürü düzeni

İş dünyasının dolarlarını bozan başkanlara tek cümle laf edilmeyecek mi?