Demirtaş: İkinci yüzyıl için sorumluluğumuz çok büyük

KİTAP
Ege Telgraf Admin
21 Ocak 2023

Elçin Demirtaş’ın Örülen Kilit Taşları- 1922-2022 İzmir’in Yüzyılına İz Bırakanlar kitabı içerdiği portreler itibariyle kent kültürü ve kimliği açısından başarılı bir eser

Yazar Elçin Demirtaş’ın 2022 yılında İzmir’in 100’üncü kurtuluş yıldönümünde çıkan kitabı İzmir için mihenk taşı isimleri içeriyor. Usta kalemlerin tanıklığı ve yazılarıyla anlatılan portrelerin geniş bir yelpazede olması dikkat çekiyor. İzmir’i, 1922 ve 2022’yi konuştuğumuz Demirtaş, “İzmir’i ikinci yüzyıla taşıyan kuşak olarak sorumluluğumuz büyük” dedi.

Sayın Demirtaş, 9 Eylül 1922 tarihi, İzmir tarihi açısından büyük önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl İzmir’in 100’üncü kurtuluş yıldönümü kutlandı. Sizce 2022 yılı İzmir için nasıl geçti?

9 Eylül 1922, 8 bin 500 yıllık geçmişe sahip olan İzmir için, bir dönüm noktasıydı. İzmir, üzerinde bulunduğu toprakların taşıdığı kültürel zenginlikten aldığı güçle ve bu kentte yaşayanların emekleriyle, bugünlere geldi. Ve İzmir, 9 Eylül 1922’nin yüzüncü yılını hakkıyla, tek yürek olarak kutladı. Barış temalı olan kutlamalar, İzmir’e çok yakıştı. Çağdaş, demokrat insanların yaşadığı bir kentte başka türlüsü düşünülemezdi. Nitekim Kurtuluş mücadelesinin ulu önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” demiştir. Bizler de onun izinden giden bireyler olarak barışı her zaman savunacağız.

100 YILDIR EMEK VERENLER

– Siz de 100’üncü yıl anısına bir kitap hazırladınız. “Geleceğe Örülen Kilit Taşları” nasıl ortaya çıktı?

İnsanlar için önemli olduğu kadar, toplumlar içinde yıldönümleri önemli. İzmir’in 100’üncü yıldönümü için kalıcı bir eser ortaya konması gerektiğini, hatta bunun zamansız, yani kutlamalar bittikten sonra dahi anlamını korumasını ve İzmir dışına da taşınabilir olmasını istedim. Yüzüncü yıldan hoş bir anı kalmalıydı. “İzmir 100. Yıl Anı Kitabı” fikri böyle doğdu. Anı kitabı projesinin en önemli yanı ise odağına insanı almasıdır. Çünkü İzmir, her yıldönümünü kurtuluş mücadelesi dönemindeki süreci anarak kutluyor. 100’üncü yılda bir farklılık olmalıydı. Bu kente 100 yıldır emek veren ve bugünleri inşa eden İzmir’in “kilit taşı” insanlarını anmanın ve onların hayatı üzerinden İzmir’in 100 yılını değerlendirmenin anlamlı olacağını düşündüm. Bu anlamı güçlendirmek için de İzmir’i ikinci yüzyıla taşıyan değerli insanlarla yola çıktık. “Geleceğe Örülen Kilit Taşları” kolektif bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkmış bir eserdir.

-Kitabınızın adı “Geleceğe Örülen Kilit Taşları”. Dikkat çekici bir kitap ismi. “Kilit taşı” benzetmesini Türkiye’nin (İzmir’in) yüzyılı ve geleceği açısından umutlu olmak adına mı seçtiniz?

Mimaride kubbe, kemer ve tonoz gibi yapıları ayakta tutan ve yıkılmasını önleyen kilit taşları gibi, toplumlar için de “kilit taşı” görevini üstlenen ve sosyokültürel yapıyı ayakta tutan insanlar var. “Geleceğe Örülen Kilit Taşları”nda anlatılan insanlar, yaşamları boyunca düşünce ve eylemleriyle bu kentin sosyokültürel yapısını ayakta tuttular. Yıllar önce verdikleri emekler bugün bizleri aynı duygularla bir arada tutuyor. Onları örnek alanlar da bu bilinci gelecek kuşaklara taşıyacaktır.

KENT-İNSAN İLİŞKİSİ

-Kitapta yer alan portreler bir yönüyle İzmir’in kültürel çeşitliliğini ortaya koyuyor. İzmir’in bu yönünün kalıcılığı açısından ne düşünüyorsunuz?

Kitapta kent-insan ilişkisini yansıtmaya çalıştık. Kültürel yapıların oluşumunda kent-insan ilişkisi önemli bir faktör. Bu ilişkinin güçlü olması kültürel yapının korunması ve gelişmesi açısından önemli. “Geleceğe Örülen Kilit Taşları”nın, sadece bu kentte doğmuş olanların değil, bu kentte yaşamayı tercih etmiş olanların da kentle ilişkilerinin beslenmesine ve aidiyet duygularının güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. Sahip olduğumuz renklerin değerini bilip korumalıyız. Geleceğe Örülen Kilit Taşları, İzmir için bunu ifade ediyor.

-Kitaba aldığınız portelerin kent kimliği üzerinde bıraktığı izleri elbette tartışmaya gerek yok. Ancak, onların izlerinin şehirde ne denli yaşatıldığı konusunda görüşünüzü almak isterim.

Hiçbir zaman yeterli olmayacaktır, olmamalıdır. Çünkü yaşatma konusunda süreklilik sağlanmadığı sürece söz konusu izlerin korunması mümkün olamaz. O nedenle her zaman, her yol ve her araçla bu hatırlatma yapılmalıdır. Kent belleğini canlı tutabildiğimiz ölçüde kent kimliğini koruyabiliriz.

-Kitabınızın ilginç buluşmalara da kapı açtığını görüyorum. Örneğin Metin Oktay’ı Mustafa Denizli’nin yazmış olması. Yaşar Aksoy’un Şükran Kurdakul’u yazmış olması. Böylesi eşleştirmeyi siz mi yaptınız yoksa yazarların inisiyatifine mi bıraktınız?

Yazarlarla görüşmeye başlamadan önce kitabın içeriğini oluşturmuştum. Yani yazar ve yazacağı isim belliydi. Yazarlarla yaptığım görüşmelerde sadece 2 isimde değişiklik oldu. Bunun nedeni görüşmede iki yazar anılarını benimle paylaşmıştı. Ben de kitapta bu anılara yer vermek istedim. Ama işin zor kısmı bu değildi. Asıl zor olan yüzlerce değerli isim arasından seçim yapmaktı. İzmir’in bir kitaba sığamayacak kadar çok değerli insanının olması gurur verici. Gönül isterdi ki hepsi kitapta yer alsın. Ama sayfalar buna izin vermiyordu. Sanat, edebiyat, spor, siyaset ve iş dünyası gibi mümkün olduğu kadar farklı alanlardan kişiler kitapta yer almalıydı. Çünkü kitabın kentli profilini de yansıtmasını istiyordum. Yazılan kişiler kadar yazarlarımızın da İzmir’in kilit taşı insanları olduğunu vurgulamak isterim. Onlar bu kenti ikinci yüzyıla taşıyan kuşak. Elbette önce anısı olan kişileri tespit ettim. Ama bazı isimlerde, örneğin Halit Ziya Uşaklıgil ile anısı olan birini bulmak, elbette mümkün olamazdı. Bu noktada edebiyat dünyasından Halit Ziya Uşaklıgil’i incelemiş ve üzerine araştırmalar yapmış kişiyle yola çıktık. Bazı isimlerde de aile içinden kişilerin anlatımına yer verdik. Ama kitabın büyük bir bölümü dostlukların ve anıların paylaşıldığı yazılarla oluştu.

-Kitaptaki sunuş yazısında İzmir’in 1930’larda başlayan muhalif duruşunun özetini yaptıktan sonra “…kent günümüzde de devam eden ‘Gavur İzmir’ yakıştırmasına maruz kaldı” diyorsunuz. Bu sıfat sizce İzmir entelijansiyası tarafından nasıl karşılanmıştır?

1930’lardan bu yana merkezi yönetime karşı olan muhalif duruşu nedeniyle ihmal edilen bir kent oldu, İzmir. Buna karşın kendi kendine yetmesini bilmiş ve beraberinde özgün yapısını korumuştur. Çünkü muhalif olmak özgür düşünce, ilkeli duruş, ileri görüş ve vizyon gerektirir. Bugün İzmir’de demokrasi varsa, hoşgörü varsa İzmir’in kilit taşı insanları, özgünlüğünden taviz vermediği için, muhalif duruşunu her zaman koruduğu için var. Bu duruşun adına “gavur” diyorlarsa, varsın desinler. Tüm İzmirlilerin de benimle hemfikir olduğunu düşünüyorum.

İZMİR’İN MUHAFAZAKRLIĞI

-Çalışmanızdaki isimlerin hepsi direk politik kişiler değil ama sol-laik kimlikleriyle öne çıktığını söyleyebiliriz. Bu kentin sağ-muhafazakâr çizgisinin İzmir’e düşünsel-kültürel etkisini konuşacak olursak neler söylersiniz? Altı çizilecek isimler var mı?

İzmirlilerin Atatürk ilkelerine bağlı, çağdaş, laik ve demokrat insanlar olduğunu bilmeyen yoktur. İzmir’in sağ-muhafazakar olduğu fikrine katılmıyorum. 100 yıllık Cumhuriyet tarihine baktığımızda sağ partilerin İzmir’de yönetimde oldukları süre sadece 30 yıl. Demokrat Parti, Adalet Partisi sonrasında ANAP ve DYP toplam sadece 30 yıl. Başta da söylediğim gibi İzmir Atatürk ilkelerine bağlı, çağdaş, laik ve demokrat insanların yaşadığı bir kent. İzmirli sağ-muhafazakar değil. İzmir için, sadece bir konuda muhafazakar denilebilir. İzmir, 8 bin 500 yıllık tarihsel süreçte oluşmuş olan kültürel zenginliğini korumak adına muhafazakar bir tutum sergiliyor diyebiliriz. Kısaca söylemek gerekirse, İzmirliler, İzmir’i İzmir yapan öz dinamiklerinin ve kültürel yapısının değişmesine karşı direnç gösterir. Bu İzmirlileri muhafazakar yapar mı? Tarihi değerler ve kültürel yapının korunması adına, evet. Öte yandan toplumsal değerler ve kültürel zenginlik açısından sadece İzmir’in değil, her bölgenin, her şehrin muhafazakar olması gerekiyor. Aksi takdirde ülkemizin sahip olduğu kültürel zenginlikten eser kalmaz.

SORUMLULUĞUMUZ BÜYÜK

-2023 Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı. İzmir’de neler görmek istersiniz?

Öncelikle, yüzyılın muhasebesini yapmalıyız. Kuruluş kuşağı insanlarının emekleriyle oluşturulan toplumsal ve ekonomik yapı üzerinde yaşayan bizler bu yapıyı korumak, güçlendirmek, geliştirmek ve çağa uygun hale getirmek adına ne yaptık? Öncelikle bu soruyu samimiyetle cevaplamalıyız. Artıları, eksileri ortaya koymalıyız. Ancak bu şekilde ikinci yüzyılın temellerini sağlam atabiliriz. İzmir’i ikinci yüzyıla taşıyan kuşak olarak sorumluluğumuz büyük. 5 yıllık, 10 yıllık değil, çok daha uzun vadeli hedeflerin konulması ve planlamanın yapılması gerekiyor. Kısa vadeli planlar popülist uygulamaların önünü açarken, uzun vadeli planlar daha idealist ve gerçekçi kararlar almanızı sağlar. Geçmişte özlem duyduğumuz tüm güzellikleri yeniden yaşamımıza kazandırmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Elbette tümünü gerçekleştirmek mümkün olmayabilir. Ama bu konuda atılacak her adım daha güzel bir İzmir yaratacaktır.

KİTABA İLGİ

Kitabınız 30 Kasım 2022’de okuyucu ile buluştu. İzmirlilerin ilgisi nasıl oldu?

Sosyal medya okuyucuyla iletişim kurabilmek adına çok yardımcı oluyor. Türkiye’nin dört bir yanından mesajlar geliyor. En çok mesaj da kitabı hediye etmek isteyenlerin hediye edecekleri kişi adına imza istemelerini içeren mesajlar. Mümkün olduğu kadar isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Okuyucu yorumları da gösteriyor ki İzmir’le -az ya da çok, fark etmez- bir şekilde ilişki kurmuş herkes bu kitapta kendini buluyor. Kitabın, aidiyet duygusunu alevlendirdiğini de yine gelen yorumlarda görüyorum. Hediye olarak da tercih etmelerinin altında bunun yattığını düşünüyorum. “Geleceğe Örülen Kilit Taşları” ile aslında kendilerinden bir parçayı hediye ediyorlar.

Elçin Demirtaş, Geleceğe Örülen Kilit Taşları, (1922-2022 İzmir’in yüzyılına iz bırakanlar), İzmirli, 2022

CAMİİ

İyileri de okuyalım

Brokoliyi sofranızdan eksik etmeyin