Dokunmayın yanarsınız

Metin AYDINOĞLU
4 Ocak 2022

Sobaya temastan, doğalgaz faturasından değil hakemden bahsediyorum. ‘Sağlık güvenlisine de sarı kart gösterilir mi? İdi, 2021’in son haftalarında gündem. ‘Hakemden izinsiz sahaya girilmez, cezası sarı karttır’. Evet, kuralda böyle yazıyor. Açık ve net. Ardından gündeme oturdu, ‘hakeme dokunmazsınız, cezası sarı karttır’. Bu da tamam. Ama ikisi de yorum çok açık konu. Nasıl bakarsan öyle görürsün. Farkında iseniz dokunduğu için ikinci sarı karttan ihraç edilenlerin ikisi de yabancı. Erzurumspor ile Kocaelispor’un maçlarında yaşandı.

VÜCUT DİLİ ÖNEMLİ

Boşuna demiyoruz, ‘Bu kadar olmaz, ilk 11’in 11’i de yabancı’. Biz bizi tanıyoruz da onlar bizi, biz de onları tanımıyoruz ki. ‘Tanımaya gerek yok, kural evrenseldir’ dediğinizi duyar gibiyim. Tamam da. Mizahi sözü küfür, el hareketini aşağılama olarak algılamamız an meselesi. Siz siz olun hakeme yine de dokunmayın çarpılırsınız. ‘Aman atmadı, atamadı demesinler bu daha kötü, en iyisi atayım gitsin’ diye düşünüyorlar. Olmaz, adaletsizliktir bu, çifte standart. Tepelerde ne yaşanırsa aynısı amatör kümelerde yaşanır, yakmayın sporcularımızı.

İNSANI TANIMAK ŞART

Her maç ayrı bir tecrübedir. Halkın içinden geliyorsan, bilirsin. Hangisi hakaret, hangisi hareket. Eşrefpaşa’da büyüdük, her türlüsünü bilirim. Hakemlik dönemimde neler neler yaptım, pişman da değilim. Önemli olan atmak değil, genci kazanmak, sahada tutabilmek. Enfes gol atanın yanına gidip ‘Harika vurdun, tebrik ederim’ denir mi, dedim. Seremonide her şey belli olur. Sinirli, gergin çok belli. Formayı şortun içine sokayım derken, yırtacak formasını. ‘Kardeş sıkıntını odada bırak, birbirimizi üzmeyelim’ denir mi hiç. Valla, onu da dedim. İşe yaradı ki atılacak bir şey yapmadı, harika da top oynadı. Maç sonrası geldi, teşekkür etti. Ne dedi biliyor musunuz ? ‘Hocam evladım ateşlendi, cayır cayır yandı sabaha kadar uyuyamadım sabaha kadar, hastanede bıraktım maça geldim, şimdi görüştüm iyiymiş’. İyi iş yaptım, şükür.

SAĞ BEK, SOL BEKE

Hakemler olarak sanki her maçta harika mıyız, yooo asla. İnsanız hata yaparız, yapacağız da. Önemli olan kasıt olmasın. Karşındakini anlamaya çalışmak da asla ve asla korkaklık, kurallara uymamak değildir. Tam tersi, insanlıktır. O da herkese lazım. Yer, kişi, zaman hiç önemli değil, hepsi hafızamda şükür, kalsın orda. Bir maç. Çok iyi futbolcu, sağ bek oynuyor, deplasman takımında. Maç başladı, daha ilk dakika topu ayağına her alışta, inanılmaz ağır hakaretler, küfürler. Dibindeki tel örgülerden, tiplere baktım toptan, insandan anlamayan zavallılar. Ağızlarından salyalar akıyor, dibimizde.

NE YAPMAK GEREK ?

Ne yapmam gerek. Tribünleri boşalttırmak olmaz, daha maçın başı. Yangın yerine döner. Bir kıvılcım bekliyorlar zaten. Futbolcu da genç, dönüp cevap verecek. Yok yere kırmızı kart. Aklıma geldi, birden. ‘Niye küfrediyorlar’ diye sordum. ‘Geçen sene burada forma giydim’. Konu anlaşıldı, gittin mi küfrederler. ‘Ya benimsin ya toprağınsın’ cehaleti. Üşenmedim, bir faul sonrası antrenörü, sözüm ona uyarmaya gider gibi yaptım. ‘Hocam 2 numarayı sağbekten al yazık olacak’ dedim. Herkese söylenmez böyle denmez, söyledim. İki ayağı da var zaten, sol beke gitti, küfür bitti. İkinci yarı, yine sağbekte. Şov yaptı, döktürdü.

ZEKİ VE AKILLI OLUNUZ

Bunu şundan demek istiyorum. Süper Lig futbolcusu niye hakeme dokunarak, ikinci sarı karttan kendini attırsın. Maç başına ücret alan da var. Top oynamak için ülkesinden gelmiş, İspatlamak zorunda, bu işin gelecek yılı da var. Yabancının dilini bilirsiniz, bir de vücut dilini bilseniz. Yabancı dil için hafıza gerekir tamam da sosyal zekâ da olmalı hakemde. İki kırmızı karta da bakıyorum, ‘Haklısın, kusura bakma’ şeklinde bir dokunma, o kadar. ‘Gel buraya’, ‘Sen de kimsin’, ‘Bana sarı kart gösteremezsin’, ‘Benim kim olduğumu biliyor musun’, tavrı değil ki. Nasıl anlarsan öyle. Ayrıca nasıl bakarsan, öyle görürsün. Nasıl görürsen, öyle bakarsın. Hakemlik zaten hayatın ta kendisi değil mi ?

HAYATININ POLEMİĞİNE GİRDİ

Neler demedi ki. Yeni evlenen futbolculara hakemlere ‘bol bol baklava ye, dikkat’ dedi. Bizim ahali de güldü, delikanlı adam dediler. Yeni gelinleri aşağılar laflar etti. Gün geldi kabzımal ya hıyarla ya patlıcanla örnek yaptı. Şeftaliyi, kestanenin rekoltesine girdi. Uzman edasıyla. Boşanıp, gençle evlenen herkese bir iki kelam mutlaka etti. Derdi hep gündemde kalmak. Derdi ‘Aaa bak Erman hoca’ dedirtmek. Doymak bilmedi, paraya da şöhrete de. Yeni hakemdim, Atatürk Stadı’nda O’nun deyimiyle ‘Gazozuna bir maça’ geldi. Ali Rıza Çakmak hocam tanıştırdı. Kimse tanımazdı ki kendilerini. Görüşelim filan dedi telefon numarasını verdi. Yemeğe de gittik ama aramadım. Sonra palazlandı, büyüdü, büyüdü. Tanımadı, bir gün defterden sildim. İşi o kadardı.

EVLENMİŞSİN GÜNDEMDESİN

Özel hayata girmedim, girmem. İnsanın yaşamıyla, aldığı kararlarla dalga geçmem. Üstelik içinde bir de kadın var ise. Hassas, özel, mahrem konu bunlar. 73 yaşındaki Erman Toroğlu, 29 yaş küçük eski avukatı Ezgi Yavuz ile yurtdışında evlendi. Basın böyle yazıyor. Avukatmış yengemiz, Galatasaray kulüp üyesi aynı zamanda. Benim de bir fikrim var ama işte özel hayat. Yorum yapmayacağım terbiyem elvermiyor. Her şey de yazılmaz ki, her akla gelen de söylenmez ki. Abartılacak bir haber değil bu, sıradan, rutin. Herkesin mutlu olmaya hakkı vardır senin de Erman abi. Yaptın gene hayatının polemiğini. 2 ay gündemde kalırsın. 60 gün sonra yeni konu bulman gerek. Belki gerçekten, Erman baba deriz, kim bilir. Hoop yine gündem. İşin kolayı bu, burası Türkiye. Biz ne meşhur gördük, şimdi adları bile unutuldu. Ayrıca özel hayatından bana ne !. Manşete gerek yok, bu habere yer, bu kadar yeter.

BU BİR MİLATTIR

Profesyonel lige hasret kaldı İzmirspor, 12 yıl oldu. Bir düştü ki çık, çıkabilirsen. Kulübün kapısını tıkladı Seyit Mehmet Özkan. ‘İkinci adam olamayız’ diyenler çıktı. Altınordu şimdi nerde. Oysa Eşrefpaşalıdır tıpkı benim gibi Seyit başkan. Fırsat kaçtı. (A) Genç Takım Türkiye Şampiyonu oldu. O dönemin yöneticilerine ‘Bu takımı tutun, dağıtmayın, iki üç tecrübeli ağabeyle direkt A takıma alın hem onlar hem de İzmirspor kazansın’ dedim. Cevap neydi ? ‘Düşerse hesabını sen verecek misin’. Güldüm, şok oldum. Verirdim hesabını. İsterlerse assınlar. Sonra ne mi oldu. Takım düştü, bunu diyenler hesap verdi mi, yoo. Aynen devam ettiler, o kafayla devam. Yazık oldu o şampiyon ekibe, o çocuklara, çok yazık. Futbolu bıraktılar, İzmirspor hala amatör kümede.

LEVENT ERİŞ KAPTANIM HOŞ GELDİNİZ

Kahroldum, çok üzüldüm. ‘İzmirspor’un ne işi buralarda’. Çok yazdım, alt yapıdan gelenlere yer verin, sabredin dedik. Bildiklerini okudular. Oysa taşıma suyla değirmen dönmez ki. İzmirspor’un bir ruhu, cazibesi, albenisi var, mazisi, şanlı şerefli geçmişi var. Kulüp değil ki sadece. Okul, ekol, ocak orası. Cumhuriyet’imizle yaşıt var mı ötesi. Ama hala BAL’da. Sonunda duyuldu mu nedir. Levent Eriş, Şakir Özkayımoğlu, Nihat Umut, Gürsel Baliç, Hasip Ertürk, Cevdet Çapar, Rıza Yurtseven, Aziz Sağlam, hatta Hamza Hamzaoğlu’ndan oluşan bir ekip kurun. Davet edin, koşa koşa gelirler diye de yazdım. Oldu, çok şükür. Bu bir devrimdir, milattır, kabuk değiştirmedir. Bir millet uyanıyor. Dev şahlanıyor. Hoş geldiniz Levent ağabeyim, kaptanım şeref verdiniz. Ayağın taşa deymesin üstün başarılar diliyorum. Sihirli değnek yok elinizde biliyorum, sahaya adım atmanız yeter.

Bir asır öncesine barışla bakan bir roman

ikaz

Bir aile bir kadın ve yitip giden hayatlar