“Ezmoce” ya da roman gibi bir kaset

Mazlum VESEK
12 Ocak 2021

Birol Topaloğlu’nun 14 yıl önce Kalan Müzik’ten çıkan “Ezmoce” (Rüya) adlı kaseti şarkı seçimi, derleme yöntemi, dahil olan sanatçılarıyla bir romanın içinde geziyormuş hissi veriyor

Önce 24 yıl öncesine gitmem lazım. Günlük bir gazetede okudum. Lazca bir kaset çıkmış. Adı: Heyamo. Sanatçının fotoğrafı yok; ama Birol Topaloğlu imiş adı. Karadeniz şivesinin Lazca olmadığını yeni öğrendiğim yaşlar. İşte bir de bu dille bir kaset çıkmış. 

“Heyamo”yu dinlemem neredeyse on yıl sonra mümkün oldu; ama internetin hayatımızda yeni yeni yaygınlaştığı zamanlarda Heyamo’dan sonra çıkan bir başka Birol Topaloğlu kasetini, Aravani’yi Hopalılar Derneği’nin sitesinden dinledim. Üstat Xelemişi Hasani’nin adını da ilk kez o zaman duydum. 

Yine o yıllarda Topaloğlu’nun beni heyecanlandıran bir başka çalışmasına bir kasetçi rafında denk geldim. İki kasetlik bir derleme, Lazeburi. Bir kasette Lazca ve Hemşince’nin en önemli değerleri sayılabilecek Yaşar Turna, Xelemişi Hasani gibi isimlerin 1930’lara kadar uzanan kayıtları yer alıyordu. Diğerinde de Topaloğlu ve arkadaşlarının Karadeniz yaylalarında yaşlı insanların sesinden kaydettiği eserler. İlk kasette yer alan “Cilveloy” ve “Atamacaş Ora”yı (Atmaca Avı) günlerce üst üste dinlediğimi hatırlıyorum. 

Tamamıyla teknik bir meslekten gelen ve teknik kafalı hocalarını da hiçbir zaman sevmeyen Birol Topaloğlu’nun müzik araştırmalarına yönelmesinde İsmail Hakkı Demircioğlu’nun büyük etkisi olur. İyi ki de olmuş. Yıllardır ilgiyle takip ettiğim bir sanatçı oldu. Ama kapağından önsözüne, seçtiği ezgilerden kasete destek verdiği sanatçılara varana kadar bir roman okur gibi şarkılarında gezindiğim kaset “Ezmoce” bende çok ayrı bir yer etti. 

BİR RÜYA GİBİ

Kasetin kartonetinde yer alan önsöz Lazca ve Türkçe yazılmış. Kısmen buraya aktarıyorum: 

Bir rüya gibiydi çocukluğum… Akşamları evlerde toplanılır, destanlar söylenir, horonlar oynanır, masallar anlatılırdı. Sis basardı ilkbaharda günlerce, çisesinde ıslanırdık. 

(…)

Yatalak olan büyükannem (didinana) ilkbaharda guguk kuşunun sesini duyduğunda canım perdesini aralayıp; “Bu yıl da guguk kuşunun sesini duydum” diyerek her defasında şükrederdi. 

Sonrasında köy tabiri devam eder. Yok olan bir değerler toplamını sıraladıktan sonra işle hayatın bakış açısının birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğunu vurgulayan son kısmı okuruz. Tabii, kaybolan sadece imece usulü işler değildir. 

Barışın, hoşgörünün, dayanışmanın hakim olduğu bir dünya özlemi içinde; dedelerimize ağaç kesmek için ormana giderken, yolda diğer ağaçlar ürkmesin diye, balatının mendille sardıran anlayışın yok olmaması dileğiyle

Sanatçı bu satırları yazdığında yıl 2007’dir. Sözünü ettiği yüce “etik” anlayış ne kadar hayatta kaldı, onu siz düşünün. 

DİDO NANA’NIN HİKAYESİ

Ezmoce’nin bize öğrettiği, daha doğrusu ezberimizi bozduğu bir konu var ki o da Dido Nana şarkısının hikayesidir. Heyamo kasetinde Birol Topaloğlu çok sakin bir tonda söyler, kırık dökük bir ezgidir. Kazım Koyuncu önce “Salkım Söğüt” adlı ortak albümde, ardından “Gülbeyaz” dizisinde şarkının popülerleşmesini sağlar. Bütün kaynaklar bize şarkının “anonim” olduğunu söyler; Ezmoce albümüne kadar. 

Birol Topaloğlu, 1923 sonrası siyasal koşullarda, sınırlarla birbirinden ayrılmış coğrafyalar arasındaki kültürel bağı inceleme konusunda önemli çalışmalar yapan bir isimdir. Sık sık Gürcistan’da yaşayan Laz, Hemşin, Gürcü gibi Karadeniz-Kafkas halklarının ortak ezgilerinin peşine düşer. Bu araştırmalarından birinde Dido Nana şarkısının anonim değil Nena Belkania’ya ait olduğunu öğrenir. Ezmoce’de modern düzenlemelerle Belkania ve Topaloğlu düet şeklinde şarkıyı seslendirir. O yıllarda basında, İstanbul’da yer alan müzik firmalarının Dido Nana şarkısı için Belkania’ya telif ödediği yazılıyordu. 

“ÇALI ÇIRPI TOPLUYOR LAZ KIZI”

Kaset çıkar çıkmaz, internet ortamında dolaşan ilk şarkı “Karkalaki” oldu. “Karkalaki”, “Dere ya da ırmakların getirip deniz kıyısına vurduğu odun parçalarına verilen isimdir” yazılıdır, kartonette. 

Şarkının söz ve bestesi Şaşa Horava’ya ait. (Şaşa Horava konusunda internet bana malesef hiç bir yeni bilgi sunmadı. Topaloğlu’nu bulup sormam gerek) Lazca sözlerinin anlamını buraya aktarıyorum:

Denizin kıyısında Laz kızı geziniyor. Sepet ile karkalaki topluyor. Denize şarkı söylerken derdi yüreğine dokunuyor. Karkalaki karkalaki topluyor Laz kızı karkalaki topluyor. Dalgalar kıyıya vurunca su tanecikleri

güneşte boncuklar gibi serpiliyor. Odun getirip deniz kıyısına yığıyor Meltem hafif hafif esiyor. Karkalaki karkalaki topluyor. Laz kızı karkalaki topluyor. Dalgalar vuruyor kızın ayağını yalıyor . 

Şüphesiz ben Lazca konusunda uzman değilim; ama “Çalı çırpı topluyor Laz kızı” demeyi tercih ettim. Birol Topaloğlu, elbette benden iyisini bilir. 

YAZMAYI ALIP KAÇIRAN GENÇLERİN TÜRKÜSÜ

Dikkat edin, her şarkı önsözün açıklaması gibi. “Fati Do Sari” adlı şarkı da kültürel ortamın en önemli ritüellerinden biri olan aşk ve evlilik konusunda güzel bir örnek. Topaloğlu, şöyle açıklıyor şarkıyı: 

Eskiden evlenme çağındaki genç erkekler sevdikleri kızların aileleri evlenmelerine izin vermezse kızın bir başkaları ile evlenmesini engellemek için başlarına örttükleri yazmalarını alıp kaçarlardı. Fati’nin yazmasını almasına rağmen yine de ailesini ikna edemeyip sonunda Fati’yi kaçırması anlatılıyor. 

Sanırım albüm için neden roman gibi dediğim daha iyi anlaşılıyor. Karadeniz’in efsane sanatçılarından Erkan Ocaklı’nın “Tara Saçını Tara” şarkısını bağlamayla çalmasının o dönemde yarattığı yankıyı okumak şarkıyı dinlemek kadar keyifli oldu. 

BALIKÇININ ŞARKISI

Yine üstat Xelimişi Hasani’ye rastlıyoruz kasette. Ekmeğini denizden kazananlarını anlattığı “Maçxomeşi Birapa” (Balıkçının Şarkısı) eseri adıyla bile bize farklı ilhamlar veriyor. Meraklısı tabii ki bulup dinleyebilir ve anlamını öğrenebilir. Şarkılar, sadece “toprakta karınca kadar” çok olanları değil; “suda balık kadar” çok olan emekçileri de anlatıyor. 

AŞKI LAZCA EZGİLERDE ARAMAK

Aslında Topaloğlu hakkında söyleyeceklerim burada bitmiyor. Ezgileri bana çok sıcak; ama dilini bilmediğim bir coğrafyanın türkülerinde dostluğa ve aşka dair çok şey bulduğumu söylemem gerek. “Heyamo” kasetindeki “Arsima Şeni” şarkısının bendeki anlamını, çok büyük bir yazar olacağım umuduyla, edebiyat tarihçilerine bırakıyorum! “Aravani” kasetinde yer alan “Heyaymoli” şarkısı içinse Birol Topaloğlu “Sarp köyünün cesur çocuklarına” demişti. O şarkıyı ben de çocukken oynadığı oyunlarda mızıkçılık yapmadan sonuna kadar kalan, ağaç gölgelerine tutkulu Ceyhanlı köy çocuklarına armağan ediyorum. Bir kere dinleyin…

‘Sabaha kadar penaltı vermem’ dedi

guzellik

İlk görüşte ‘unutulmaz’ olun!