Godot’yu Beklerken’in yaratıcısı: Samuel Beckett

godot
Mazlum VESEK
20 Aralık 2022

İrlandalı yazar Samuel Beckett sadece oyun alanından değil, şiir ve deneme alanında da dünya edebiyatına büyük bir miras bıraktı. 70 yıl önce yazdığı “Godot’yu Beklerken” hâlâ aşılamamış bir eser olarak kabul ediliyor

Nobel Edebiyat ödüllü yazar Samuel Beckett, dönemini ve ardından gelen edebiyatçıları derinden etkiledi. Çağdaşları tarafından çok sert eleştirildiği de oldu. Geriye tartışılan ve farklı sanat alanlarını düşünce dünyasını besleyen eserler bıraktı.

Beckett ailesinin (aslı: Becquet) Huguenot yani Fransız Kalvinist kökenli olduğu ve 1685’te Nantes Fermanı’nın yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte Fransa’dan İrlanda’ya göç ettiği söylenir. Ancak bu teorinin muhtemel olmadığı düşünülmektedir. Beckett’in babası inşaatlarda keşif uzmanı, annesi ise yazarın sözleriyle “Neredeyse bir Quaker” kadar derin dinî inançlara sahip bir hemşireydi. İrlanda Anglikan Kilisesi’ne üye olan ailenin, Dublin’in Foxrock banliyösündeki Cooldrinagh’da bulunan evi, 1903 yılında Samuel’in babası William tarafından yaptırılmış, bahçesinde tenis kortu da bulunan büyük bir evdi. Beckett’in şiirlerinde ve düz yazılarında, bu evin, bahçenin, babasıyla gezintiye çıktığı kırların, yakınlardaki Leopardstown yarış pistinin, Foxrock İstasyonunun ve tren hattının sona erdiği Harcourt Street İstasyonunun izlerine rastlanır.

Beckett bu evde 13 Nisan 1906’da doğdu. Ancak doğum belgesindeki tarih 13 Mayıs’tır. İnsanın dünyadaki varlığını, çekilmesi gereken bir çile olarak gören yazarın doğum gününü değiştirirken Paskalya’dan önceki son cumaya (Good Friday) denk gelen 13 Nisan tarihini özellikle seçtiği öne sürülmüştür.

Kuvvetli ve uysal bir çocuk olan kardeşi Frank’in aksine Samuel zayıf, sağlıksız ve mızmızdı. Beş yaşındayken anaokuluna gitmeye başladı ve burada ilk müzik eğitimini aldı. Daha sonra şehir merkezinde Harcourt Caddesi’ndeki Earlsford House School’a devam etti. 1919’da Fermanagh, Enniskillen’de bulunan, Oscar Wilde’ın da okuduğu Portora Royal School’a geçti. Doğuştan atletik olan Beckett, solak bir vurucu olarak krikette çok başarılı oldu. Daha sonra, Dublin Üniversitesi takımında yer aldı ve Northamptonshire County Cricket Kulübü’ne karşı iki maçta oynadı. Böylece Beckett, kriketin kutsal kitabı sayılan Wisden Cricketers’ Almanack’ta yer alan tek Nobel ödülü sahibi kişi oldu.

Beckett 1940’taki Alman işgali sonrasında Fransız Direnişi’ne katıldı. İki yıl boyunca kurye olarak çalıştı ve birçok defa Gestapo tarafından yakalanma tehlikesi atlattı.

Ağustos 1942’de birliğinin ihbar edilmesi sebebiyle, Suzanne ile birlikte güneye kaçtı ve Alpes-Côte d’Azur bölgesindeki Roussillon, Vaucluse kasabasında saklandı. Burada, evinin arka bahçesinde mühimmat saklayarak Direniş’e yardım etmeyi sürdürdü. Roussillon’da yaşadığı iki yıl boyunca, Maquis gerillalarının Vaucluse Dağları’nda Alman Ordusu’na karşı gerçekleştirdiği sabotajlara destek verdi.

Fransız Hükümeti, Alman istilasına karşı savaşımdaki çabaları sebebiyle Beckett’ı, Savaş Haçı (Croix de Guerre) ve Direniş Madalyası (Médaille de la Résistance) ile ödüllendirdi. Ancak Beckett hayatının sonuna kadar, bu dönemdeki faaliyetlerini hep “izcilik işleri” olarak adlandırdı. Roussillon’da saklandığı süre boyunca, “bağlantısını koparmamak için” Watt isimli romanı üzerinde çalıştı. (1941’de başladığı bu roman 1945’te bitti ancak 1953’e kadar yayınlanmadı.)

KRAPP’IN SON BANDI

Beckett 1945 yılında kısa süreliğine Dublin’e döndü. Ardından İrlanda kızılhaçının Saint-Lô’da kurduğu hastanede birkaç ay süreyle ambar görevlisi ve tercüman olarak çalıştı. 1946’da yeniden Dublin’e annesinin yanına gitti. Bu ziyareti sırasında, annesinin odasında bütün edebi hayatını etkileyip yön verecek bir şeyin farkına vardı. Bu deneyimini daha sonra, 1958’de Krapp’ın Son Bandı oyununda kurguladı. Oyunda Krapp’ın keşfi fırtınalı bir gece, Dún Laoghaire’nin bir Doğu rıhtımında gerçekleşir. Bazı eleştirmenler Beckett’ı Krapp ile, Beckett’ın kendi sanatsal esininin de aynı yerde, aynı tür havada gerçekleştiğini ileri sürecek kadar özdeşleştirir. Oyun boyunca Krapp hayatının önceki döneminde yaptığı bir kaseti dinlemektedir; bir ara genç kendisinin şu sözleri söylediğini duyar: “…sonunda açıkça görüyorum ki hep bastırmaya çalıştığım karanlık, gerçekte benim en iyi…” Fakat Krapp kasedi ileri sarar ve seyirci keşfinin tamamını öğrenemez.

EKSİK KELİME “DOSTUMDU”

Beckett daha sonra James Knowlson’a kayıttaki eksik kelimenin “dostumdu” olduğunu söyledi. Beckett’a göre, yaşadığı bu deneyim James Joyce ile olan ilişkisinden kaynaklanmıştı. Çünkü sonsuza kadar Joyce’un gölgesinde kalması ihtimali vardı, onu kendi oyununda hiçbir zaman yenemeyeceğinden emindi. Sonra bu deneyimi yaşadı ve Knowlson’a göre bu “tüm kariyerini değiştiren bir dönüm noktasıydı.” Knowlson hazırladığı Damned to Fame isimli biyografide, Beckett’ın bu deneyimi kendisine nasıl açıkladığını şöyle anlatmıştır:

“Bana bu deneyimini anlatırken Beckett, kendi ahmaklığının farkına varması üzerine odaklanıyordu, acizliği ile bilgisizliği karşısındaki kaygılarından bahsediyordu. James Joyce’a neler borçlu olduğunu anlatırken, bana bu durumu şöyle dile getirmişti: “Fark ettim ki Joyce, daha fazla bilmek, kendi malzemesine hâkim olmak konusunda gidilebilecek son noktaya varmıştı. Üstelik bunu sürekli geliştiriyordu. Fark ettim ki benim yolum sürekli fakirleşmek, bilgisizleşmek; bir şeyler eklemek yerine sürekli azaltmak yönündeydi.” Beckett, daha çok bilmenin, dünyayı yaratıcı olarak anlamanın ve kontrol altına almanın bir yolu olduğunu savunan Joyce felsefesini reddediyordu. Bu yüzden gelecekteki eserleri yoksunluk, başarısızlık, sürgün ve kaybediş üzerine; kendi deyimiyle “bilmeyen” ve “yap-a-mayan” kişilere odaklanacaktı.”

BÜYÜK ESERİN HABERCİSİ

1946’da Jean-Paul Sartre’ın Les Temps Modernes dergisi Beckett’ın, daha sonraları La fin veya The End isimleriyle anılacak olan kısa hikâyesi Suite’in ilk bölümünü, yarısının teslim edilmediğini fark etmeden yayımladı. Simone de Beauvoir hikâyenin ikinci bölümünü yayımlamayı reddetti. Beckett aynı yıl, 1970’e kadar yayınlanmayacak olan dördüncü romanı Mercier ile Camier’i de yazmaya başladı. Bu roman pek çok yönden, Beckett’in kısa süre sonra yazacağı en ünlü eseri Godot’yu Beklerken’in habercisiydi. Daha da önemlisi, Beckett’in doğrudan Fransızca yazdığı ilk uzun eseriydi. Beckett, Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan’dan oluşan roman üçlemesi de dahil olmak üzere, daha sonraki çoğu eserini Fransızca yazacaktı. Anadili İngilizce olmasına rağmen eserlerini Fransızca yazmasının sebebi, kendi deyimiyle, “üslupsuz” yazmanın Fransızca’da daha kolay olmasıydı. Beckett Fransızca’nın onun için taşıdığı “yabancılık kokusunu” seviyordu ve “bir anadili kullanımının özünde olan otomatizmlerden kurtulmak” için Fransızca yazıyordu.

Beckett şöhretinin büyük kısmını Godot’yu Beklerken isimli oyununa borçludur. Sıkça alıntılanan bir makalede eleştirmen Vivian Mercier, “Beckett teorik olarak imkânsız bir şeyi, hiçbir olayın geçmediği ama yine de seyircinin koltuğuna yapışıp kaldığı bir oyun yazmayı başardı. Dahası, ikinci perdede, birinci perdenin kurnazca tekrarlandığı düşünülürse, hiçbir olayın geçmediği bir oyun yazmayı iki defa başardı.” demişti. 1947’den sonraki çoğu eseri gibi bu oyun da ilk olarak En attendant Godot adıyla Fransızca yazıldı. Beckett bu oyun üzerinde, Ekim 1948 ile Ocak 1949 arasında çalıştı. 1952’de yayınlanan oyun ilk defa 1953’te sahnelendi. İngilice çevirisi ise iki yıl sonra yayınlandı. Oyun Paris’te popüler oldu, eleştirel başarı elde etti ancak yine de çok tartışıldı. 1955’te Londra’da oynanmaya başladığında kötü eleştiriler aldı; ancak The Sunday Times’tan Harold Hobson’ın ve daha sonra da Kenneth Tynan’nın olumlu eleştirileri bu olumsuz havayı dağıttı. ABD’de oyun, Miami’de başarısız oldu, New York’ta ise 59 gösterim ile başarı elde etti. Daha sonra oldukça popüler olan oyun, ABD ve Almanya’da başarıyla sahnelendi.

Beckett artık çoğunlukla Fransızca yazıyordu ve çevirisini Patrick Bowles ile birlikte yaptığı Molloy dışındaki bütün çalışmalarını kendisi İngilizce’ye çevirmişti. Godot’yu Beklerken’in başarısı yazarına tiyatroda bir kariyer açtı. Beckett uzun oyunlar yazmaya devam etti. Bunlar arasında 1957’de Oyun Sonu, daha önce adı geçen Krapp’ın Son Bandı (İngilizce), 1960’ta Mutlu Günler (İngilizce) ve 1963’te Oyun yer alır.

REALİST GELENEĞE TEPKİ

1961’de Beckett çalışmalarının tanınmasıyla, Jorge Luis Borges ile paylaşacağı Uluslararası Yayıncıların Formentor Ödülü’nü kazandı.

İngilizce eser veren tüm modernistler dikkate alındığında, realist geleneğe karşı en süreğen saldırıyı Beckett’ın eserleri oluşturur. Beckett, insanlığın içinde bulunduğu durumun temel bileşenlerine odaklanabilmek için, geleneksel konulardan, zaman ve mekân tekliğinden arındırılmış drama ve romanın yolunu açtı. Václav Havel, Aidan Higgins ve Harold Pinter gibi yazarlar, Beckett’a olan minnettarlıklarını açıkça belirttiler. Beckett’ın asıl etkisi, 1950’lerde Beat Kuşağı ile başlayıp 1960’lardaki olaylarla devam eden deneysel edebiyat üzerinde oldu. İrlanda’da ise John Banville ve Derek Mahon gibi şairleri etkiledi.

Luciano Berio, György Kurtág, Morton Feldman, Philip Glass, Heinz Holliger ve Pascal Dusapin’in de aralarında bulunduğu birçok 20. yüzyıl bestecisi, müzikal çalışmalarını onun metinlerini temel alarak yarattı. Beckett’in çalışmaları, Bruce Nauman, Alexander Arotin ve Avigdor Arikha gibi birçok görsel sanatçıyı da etkiledi. Arikha, edebi dünyasından etkilendiği Beckett’ın birkaç portresini çizdi ve eserlerini resmetti. Amerikalı film yönetmeni Jim Jarmusch’un 1984 yapımı filmi ‘”Stranger Than Paradise”‘ın iki önemli karakteri olan Willie ve Eddie, eleştirmenler tarafından, Godot’u Beklerken’in iki kahramanı Vladimir ve Estragon’a benzetildi.

Beckett 20. yüzyıl yazarları arasında en çok takdir edilen ve üzerinde en çok tartışılanlardan biridir. Hakkındaki görüşler ikiye ayrılır. Jean-Paul Sartre ve Theodor W. Adorno felsefi eleştirilerinde, onu saçmalığı ortaya çıkardığı için, diğer bazı eleştirmenler ise eserlerinde basitliği reddettiği için övdü. Georg Lukacs gibi bazı eleştirmenler ise Beckett’i eserlerinde felsefi realizmin yer almaması sebebiyle eleştirdi.

Beckett’ın bilinen en iyi fotoğraflarından birkaçı fotoğrafçı John Minihan’ın çektikleridir. 1980 ile 1985 arasında Beckett’ın fotoğraflarını çeken fotoğrafçı, yazarla çok iyi bir ilişki geliştirdi ve sonuçta yazarın resmi fotoğrafçısı oldu. Çekilen bu fotoğraflardan biri 20. yüzyılın en iyi üç fotoğrafı arasında gösterildi. Ancak, Beckett’ın en fazla yeniden basılmış fotoğrafını tiyatro fotoğrafçısı John Haynes çekti. Bu fotoğraf Knowlson’ın hazırladığı biyografinin kapağında da kullanıldı. Fotoğraf, Haynes’in pek çok Beckett prodüksiyonunu fotoğrafladığı, Londra’daki Royal Court Theatre’da bir prova sırasında çekilmişti.

2006 yılında, Beckett’ın doğumunun yüzüncü yılı anısına, İrlanda Merkez Bankası tarafından 20 avroluk altın hatıra paraları basıldı. 20.000 adet basılan ve 2 Mayıs 2006’da tedavüle çıkan paraların yazı tarafında İrlanda arpı ile “Samuel Beckett 1906 – 1989” yazısı bulunuyordu. Tura tarafında ise Beckett’ın yüzü ile en bilinen oyunu olan Godot’yu Beklerken’den bir sahne yer alıyordu.

emekli-maas-zammi

Emeklilik dilekçesini 2022 yılında mı verilmeli?

Batı kültürü “kontrolcü” Doğu kültürü “kaderci”