İdris Küçükömer’in geri dönüşü

Mazlum VESEK
10 Mart 2021

İdris Küçükömer, 1960’lardan ölümüne kadar Türkiye’nin düşünce hayatını derinden etkileyen bir bilim insanı olarak öne çıktı. Kitapları yeniden basılırken değerli yazarımızı bir daha hatırlamak ve hatırlatmak istedik

Yazıdaki başlığı 2007 genel seçimlerinde sık kullanmıştım. “Düzenin Yabancılaşması-Batılaşma” adlı eseriyle Türkiye’deki sağ ve sol kavramların ezberdeki hallerini bozan İdris Küçükömer’in söyledikleri o seçimde bir daha zuhur etmişti. 2002’de iktidara geldiğinde kendini “muhafazakar demokrat” ve “merkez sağda” gören Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) 2007’de CHP’den daha sol olduğu iddiasıyla sahaya indi ve yüzde 46 küsur oy aldı. Tam da o günlerde Adana, Mersin ve Erzurum’da sahada seçimleri takip eden bir muhabir olarak Küçükömer’in söylediği şekilde merkez sağdaki partinin emekçi kitlelere ulaşmada kullandığı dilin daha halkçı olduğunu görmüştüm.1960’lardan itibaren kendini “ortanın solunda”, “sosyal demokrat” olarak tanımlayan ve Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP ise solculuk adına pek de bir şey söylemiyordu. (Bu arada 2007’de CHP’nin dışında sol olarak görülecek siyasi partiler elbette mevcuttu. Ancak bu yazının konusu değildir)

SAĞDAKİ “SOLCULAR”
Ben bunları düşünürken merkez sağın, kırk yıllık solculardan transferler yaparak “ahaliye” ulaşma konusunda ustalığını bir kez daha görüyorduk. Özal’ın ANAP’ına benzer bir tutumla AK Parti farklı eğilimlerden kişileri bir araya getiriyordu. Bunların akla gelen ilk “ak solcusu” Ertuğrul Günay’dı. Ama o da ne? Bir haber bülteninde İdris Küçükömer’in mezarının ziyaret edildiği haberi geçiliyordu. Şüphesiz bu anmayı gerçekleştiren kişi Ertuğrul Günay’dı. Yani biz düşünürken AK solcular fikriyatın aslını ortaya koyacak eylemler yapmaya başlamışlardı. Zira Ertuğrul Günay, sonrasında Kültür ve Turizm Bakanı olarak kabinede görev alacaktı. İdris Küçükömer’e armağan kitabı da onun bakanlığı zamanında çıktı.
Geçtiğimiz günlerde Kapı Yayınları’nın yeniden bastığı “Düzenin Yabancılaşması-Batılaşma” ve “Cuntacılıktan Sivil Topluma” adlı kitaplar bana bütün bunları düşündürdü. Türkçü-İslamcı ittifaka gelene kadar merkez sağın ittifak kurmadaki pratikliği doğrusu bir kez daha altı çizilmesi gereken bir konu. İdris Küçükömer’in bazı saptamalarına geçmeden önce biraz hayatına bakalım:

CHP, SAĞCI BİR PARTİ
İdris Küçükömer, (1 Haziran 1925, Giresun – 5 Temmuz 1987, İstanbul), Türk iktisatçı ve düşünür. Türkiye’de sağ ve sol kavramlarının ters oturduğunu, CHP’nin aslında sağ bir parti olduğunu iddia etmesi ile ünlenmiştir.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Aynı fakültede doktorasını tamamladı, daha sonra da doçent oldu. Fakülte kurulunun profesörlüğe yükseltilmesi için aldığı karar, üniversite senatosunca onaylanmadı. Bunun üzerine Danıştay’da açtığı davayı kazanmasına karşın, profesörlüğüne ilişkin kararname 10 yıllık bir gecikme ile ancak 1976’da yürürlüğe girdi.
1960 sonrasında Yön’de yazdığı yazılarla tanındı. Ant dergisindeki yazıları tartışma yarattı. Milliyet gazetesindeki açık oturumlarda dönemin yerleşik yargılarını sorguladı. Sonra 1973’te on yıllık bir suskunluğa büründü ve daha sonra Yeni Gündem yazılarıyla tekrar ortaya çıktı.
Küçükömer’in ileri sürdüğü en önemli görüş, Türkiye’de devletin despotik niteliğinin sivil toplumun gelişmesi önünde duran en büyük engellerden biri olduğudur. Başta Sencer Divitçioğlu ve Selahattin Hilav olmak üzere bazı aydınlarla birlikte Türkiye’nin toplumsal tarihine ilişkin çözümlemelerinde Asya Tip Üretim Tarzı (ATÜT) kuramını gündeme getiren Küçükömer, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) yönetim ve bilim kurullarında görev aldı. Birçok yapıtı bulunan İdris Küçükömer ölümünden kısa bir süre önce Sosyal Demokrasi Partisi’ne üye olmuştu.

TÜRK EKONOMİSİ HAKKINDA TESPİTLER
“Cuntacılıktan Sivil Topluma” kitabı Yön’de yer alan bazı yazıların da yer aldığı bir kitap. Adı, konusunu yeteri kadar açıklıyor sanırım. “Sınıf Açısından 1966’da Türk Ekonomisi” başlığındaki şu tespitler dikkat çekici:
“Türk ekonomisi enflasyona açıktır. Enflasyondan kaçınmak amacıyla devletin yeni vergiler koyması tavsiye edilmektedir. Üstelik Anayasa’da vergilerin vatandaşların ekonomik gücüne göre konulması istenir. Fakat Türkiye’de vergi verebilecek olanlar vergilendirilmemektedir. Aksine, emekçi sınıflar hem gelir vergisinde ve hem de vasıtalı vergilerde adaletsizliğe uğramaktadırlar. Burada da devlete kimlerin hakim olduğu bir kez daha belirmektedir.” (Sayfa 157)
Küçükömer, bu tespiti yaparken 1950 öncesini veya sonrasını aklar bir tutum içinde değildir. Tersine, devletin işleyen çarkının her dönem sürekliliği üzerine eğilir. Makalenin devamında Personel Kanunu ve Kıbrıs Sorunu’nun yarattığı sonuçlara da değinir.

DÜZENİN YABANCILAŞMASI’NDAKİ TESPİTLER
Sözünü ettiğimiz kitap 1969’da Ant Yayınları tarafından ilk kez basılır ve adeta yer yerinden oynar. Söz ettiğimiz sağ-sol kavramlarının Türkiye açısından nerede durduğu bir ezber bozacak şekilde gündeme gelir. Kitaptaki “Ortanın Solunda Paşalar ve Abdülhamid” başlıklı bölümdeki şu tespiti aktarmak isterim. Küçükömer, Tanzimatçılar, Jöntürkler başta olmak üzere bürokratların batıdaki sınıfsal hareketlerin batı demokrasilerindeki yerini göremediklerini ve böyle bir şey yokmuş gibi davrandıklarını ifade ederek şunları ifade eder:
“Fakat emperyalizm için gerekli ortamı yaratan hareketleriyle ve işbirliği yaptıkları iddia edilen iç ve dış bölücü çevrelerle, İmparatorluğun dağılmasında gerçekten talihsiz bir rol oynamışlardı. Bunlar emperyalizmin Osmanlı üretim güçlerini tasfiye yolu içinde, büyük ölçüde İslamcıların ve padişahın, daha doğrusu Abdülhamid’in karşısına düşmüşlerdi.” (s.81)
Devamında İttihat ve Terakki Partisi hakkında yapılan tahliller de çarpıcı. Küçükömer, Yahya Kemal’in “İktidar Tekkesi” ifadesinden sonra bu yapının iktidar olabilme biçimine değiniyor.
Küçükömer’i üniversite yıllarımdan beri okurum. 68’li Gençlik Hareketi’nin önemli isimlerinden Mustafa Yalçıner bir yazısında “İdris Hoca’nın tespiti liberaldir ve yanlıştır” diyor. Bununla beraber solda da sağda da ufuk açan yanını reddedemeyiz diye düşünüyorum. Küçükömer’i okuyalım…

O sene, bu sene. Oldu, oldu…

Kadına şiddet ve hasta ruhların beslenmesi