İzmir’deki berbat kokunun sorumlusu işte bu arkadaş…

Serkan AKSÜYEK
30 Mayıs 2022

İki hafta önce bu sütunlarda bir soru sormuş, özellikle sabah saatlerinde İzmirliler’i canından bezdiren koku hakkında yetkililerin ne düşündüğünü merak etmiştik. (Ege Telgraf 16,05,2022)
Karşıyaka, Bostanlı, Göztepe gibi deniz seviyesinde olan semtlerde oturanlar için yaz aylarında hissedilen koku, yıllardır alışılmış bir çaresizlik göstergesiydi.
Ancak bu kez durum farklıydı.
Kentin Buca, Gaziemir, Hatay gibi yüksek rakımlı ilçe ve semtlerinde de insanlar kokudan rahatsız oluyordu.
Ve İZSU Genel Müdürlüğü, bizim yazının hemen akabinde açıklama yaptı.
Izgara, kanal ve galeri mecra hatlarının temizlik çalışmalarına havaların ısınmasının ardından hız verildiği, yağmur suyu ayrıştırma çalışmalarının hızlandığı bilgisi verildi.
İşte zurnanın zırt dediği yer de, cümlenin sonunda gizliydi.
Bakın işin perde arkasında neler yatıyordu…

1999 YILINA GİDELİM…
23 yıl önceydi…
1999 Nisan ayında yapılan yerel seçimde merhum Ahmet Piriştina, DSP’den İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanmıştı.
Yüzde 30,5 oy almıştı.
1995-1999 arasında bir dönem milletvekilliği de yapan Piriştina, özellikle İzmir iş dünyasının yakından tanıdığı bir isimdi.
Renkli bir kişilikti.
Göreve geldiğinde dünyanın en büyük çevre projelerinden biri olan ve yapımı yaklaşık 20 yıldır süren Büyük Kanal Projesi, yaklaşık yüzde 70 oranında tamamlanmıştı. Ancak en kritik aşama çözülmemişti. Narlıdere’den başlayıp kilometrelerce kıyı şeridini takip ederek Gümrük’teki pompa istasyonuna gelen kuşaklama hattının yapımı henüz başlamamıştı.
Hakkını yemeyelim, 1994-1999 arasında başkanlık yapan Burhan Özfatura’nın yetkinliklerine bizzat tanık olduğumuz kadrosundan kimlerin kalıp kimlerin gideceği; özellikle de Büyük Kanal’ın sahibi olan İZSU’nun başına kimin getirileceği merak konusuydu.

GÖKTE ARANDI YERDE BULUNDU

Çok geçmeden meraklar giderildi ve gökte (!) aranan adam yerde bulundu.
Uçak Mühendisi Hasan Fehmi Mani, hem Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı hem de İZSU Genel Müdürü olarak koltuğa oturdu.
Mani’ye göre Büyük Kanal o günlerdeki haliyle giderse, tamamlanması en az 10 yıl daha sürecek ve Piriştina’ya seçim kaybettirecekti. Ayrıca dev proje, kanalizasyon ve yağmur sularını ayrı ayrı toplayacak şekilde tasarlanmış ve bu şekilde ihalesine çıkılmıştı. İzmir’in coğrafi yapısına en uygun ve bilimsel çözüm buydu. Yüksek rakımdan büyük bir hızla deniz seviyesine inen yağmur sularını sistemin dışında tutmak gerekiyordu. Ancak bu durum hem maliyeti artırıyor hem de projenin tamamlanmasını geciktiriyordu.
O güne kadar tatilini bile İzmir’de geçirmeyen Mani, şehrin sorunlarına süratle vaziyet etmiş (!), rahmetli Piriştina’nın aklına deli saçması fikirlerini sokmuş ve maalesef kabul ettirmişti.

‘MANİ’DAR HATA!

Projede çok kritik revizyonlara gidildi ve ayrık sistemden vazgeçildi. Denize dökülmesi gereken yağmur suyu ile kanalizasyon aynı sistemde bohçalandı ve pompa istasyonları vasıtasıyla Çiğli’deki arıtma tesisine gönderildi. Projenin 2 metre 20 santimlik dev borularının çapı 1 metre 60 santime indirildi. Ragıp Paşa dalyanı yıkılarak körfezdeki su sirkülasyonu artırıldı. Böylece projenin devreye alınma tarihi öne çekildi, maliyetler düştü ve sistem yalapşap devreye alındı.
“Yapmayın, etmeyin, İzmir’in geleceğini riske atıyorsunuz” diyen uzmanlara, mühendis odalarına ve onların söylemlerini haber yapan bizim gibi gazetecilere kulak asılmadı.
Caddelerdeki yağmur sularını sözüm ona denize ulaştıracak kilometrelerce uzunluğunda küçük kanaletler inşa edilmeye başlandı. Kısa süre içinde bu kanaletlerin hepsi ya parçalandı ya da izmarit tablası işlevi gördü. Daha sonra üzerleri asfaltla kapatıldı, milyonlar çöpe gitti, konu kapandı.
Bu işlerin mimarı Hasan Fehmi Bey, 2004 yılına kadar koltuğunda oturdu.
Aynı yıl yerel seçimlere bu kez CHP’nin adayı olarak giren rahmetli Piriştina, yüzde 47 oyla yeniden seçildi. Kulislerde ikinci görev döneminde Mani ile çalışmayacağı konuşuluyordu. 26 Nisan’da gelen istifa kararı ile kulis bilgileri doğrulandı.

SİSTEM AYRIŞTIRILIYOR

Ancak Piriştina’nın aynı yılın 15 Haziran’ında kalp krizi sonrasında vefat edeceği kimsenin aklına gelemezdi. Bornova Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Meclis’in kararı ile Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi.
Parti yönetiminin de baskısı ile birkaç aydır ortalarda görünmeyen Hasan Fehmi Mani’ye yine mal bulmuş mağribi gibi sarılmak zorunda kalındı. Mani yeniden göreve çağrıldı ve 2007 yılına kadar icraatlarına (!) devam etti. Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna hazırlıksız yakalanan ve korkutucu bir sorumluluğun altına cesaretle giren Kocaoğlu, sanıyorum deneyimine güvendiği Mani’yi yanında tutma ihtiyacı hissediyordu. Sonraki yıllarda “İlk iki yılımı Büyükşehir’i öğrenmekle geçirdim” diyecekti. İstanbul ve Gaziantep gibi belediyelerde çalışmış ve yerel yönetim tecrübesi olan Mani ise kendisine yatırım yapması için emanet edilen yüz milyonlarca lira kaynaktan tasarruf ettiğini övünerek anlatıyordu. Biz de, “paraları tasarruf ediyorsan zaten çalışmıyorsun demektir” diyorduk.

İLK İFLAS 2010’DA

Aziz Kocaoğlu, daha fazla dayanamayarak Mani’yi İzmir’den yolladı ama yıllar önce yapılan hataların enkazı da kucağında kalmıştı. Büyük Kanal’daki ilk iflas 2010 yılında yaşandı. Okullar kapanınca apar topar Gazi Bulvarı baştan sona kazıldı ve sisteme ikinci bir hat eklendi.
Yağmur suyu ile birlikte tonlarca çöpü, taşı, toprağı da taşımak zorunda kalan kolektör hatları sık sık tıkanmaya ve arızalanmaya başlamıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2004 – 2018 yılları arasında 261 milyon liralık yatırım yaparak 506 kilometrelik yağmur suyu hattı oluşturdu ve Büyük Kanal’daki anlamsız yük azaltılmaya çalışıldı. Sistemin giderek daha sık tıkanması ile atık suları yağmur suyu hatlarından ayırmak için sadece son 4 yılda 175 milyon lira harcayan İZSU, arıtmadaki enerji maliyetlerinde de 21 milyon lira tasarruf etti.
Ancak hâlâ aşırı yağmurlarda, İzmir’in pek çok caddesinde kanalizasyon kapaklarının süs havuzu gibi fışkırmasının önüne geçilemedi. Yaz aylarında insanı çileden çıkaran kokunun sebebi de –açık açık söylenmese de- sistemde yapılan hatalardı. Büyükşehir, milyonlarca lira yatırımla bu kez Güzelyalı ile Konak arasını besleyecek yeni bir pompa istasyonu için hazırlığını sürdürüyor.

YA BÜROKRATLAR NE YAPTI?

Mesele uzadı biliyorum…
Gelmek istediğim nokta şu:
Akıl ve bilim kurallarının, mühendisliğin yok sayılması hep kurumların başına bela açar.
Bir kişinin ya da bir ekibin yaptığı hata, koca şehrin kaderini olumsuz etkileyebilir, yıllarca problem yaşamasına neden olabilir.
İzmir’in yaşadığı da bu.
Hadi diyelim ki Hasan Fehmi Mani, dinamiklerine hâkim olmadığı İzmir’i parmağında oynatacak cesarete sahipti. Pekâlâ Büyükşehir’in en köklü kurumlarının başında gelen İZSU’da görev yapan üst düzey bürokratlar, daire başkanları, mühendisler bu akıl dışılığa hiç ses çıkarmadı mı?
“Evet efendim, sepet efendim” rahatlığında “Ört ki ölem” mi dediler?
Tüm partilerden belediye başkanları, seçildikleri illerin ve ilçelerin kaderine hükmederken, bu akıl almaz hatalardan dersler almalı.
Ders almaya niyetleri varsa tabii…

ANADOLU’NUN IŞIĞINA İHTİYACI OLAN İNSANLIK

Yeryüzü cenneti Anadolu, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, o medeniyetlerin tüm birikimlerini damarlarında taşıyan kadim bir coğrafya…
Ve bu coğrafyanın en küçük kentlerinden Bayburt’tan dünyaya yükselen bir ses, hepimize çok şey öğretiyor.
Öğretmeli!
İş insanı Kenan Yavuz’un on yılı aşkın süredir ilmek ilmek ördüğü bir medeniyet projesi olan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, geçen yıl ülkemizin yüz akı ödüllerinden birisine, “2021 Avrupa Yılın Müzesi Silletto Ödülü”ne sahne olmuştu.
Pandeminin tüm olumsuz etkisine rağmen geçen sene 30 bin ziyaretçisini ağırlayan müze, bu sene 100 bin misafirini bekliyor.
Önceki hafta sonu, müzenin bihakkın elde ettiği bu ödülün kutlaması, İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşti. İş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok davetlinin gerçekleşen bu özel gecede, çok istesem de yer alamadım.
Eski Genel Müdürüm Kenan Bey’den haklı bir sitemi de işittim.
Kulağım hâlâ kızarık vaziyettedir…

EN ÖNEMLİ ESERİ…

“İnsan kendi heykelini yontan bir heykeltıraştır” demişti İlhan Selçuk…
Kenan Bey, iş hayatında 40 seneyi devirmeye hazırlanan bir yönetici.
Uzun yıllar Koç Holding’de, Petkim’de, SOCAR Türkiye’de tepe yöneticiliklerde bulunan Kenan Yavuz, aile şirketlerinin yönetimini büyük oğlu İrfan Yavuz’a bıraktıktan sonra, kendisini “geleceğe bırakacağı en büyük mirasın” inşasına adadı.
İlk yıllardaki hayallerini bizzat kendisinden dinlediğim için, bu büyük başarı öyküsünün gelişim sürecine de tanıklık ettim.
Profesyonel iş hayatında ülkemize çok önemli eserlerin kazandırılmasında kritik roller üstlenen Kenan Yavuz, memleketi Bayburt’un Demirözü ilçesine bağlı Beşpınar Köyü’nde yaşattığı bu sahiplenme öyküsünü, “en önemli eserim” olarak nitelendiriyor.

GÜLÜMSEYEN BİR UMUT…

Tamamı köylerde yıkılan, tahrip olan evlerden toplanan ahşap ve taşlarla inşa edilen müze, anılarla yüklü bir ikinci hayatı yaşatıyor ziyaretçilerine.
Anadolu’nun kültürünü, güzelliklerini sadece eşyalarla değil, aynı zamanda kültürel miras olarak da yaşatılabileceğini gösteriyor.
Kenan Yavuz Etnografya Müzesi; ekonomik sorunların, buhranların, krizlerin kör karanlık kuytulara savurduğu hayatlarımıza, bembeyaz dişleri ile gülümseyen bir umut tanesi adeta…
Anadolu’nun 100 yıl önce var olan sosyal yaşamını, imece kültürünü, birlikte olma şiarını, aile bağlarını, aile kültürünü yaşatmaya ve genç kuşaklara öğretmeye ant içmiş görüntüsü veriyor.
Kenan Yavuz, Anadolu’nun kültürü yaşatılmadığı takdirde, insanlığın geleceğinin kararacağına dikkati çekiyor.
Haklı bir endişe bu.
Bugün sadece kendi öz yurdumuzda değil, insanlık ailesinin her ferdinin Anadolu kültüründen alacağı çok dersler var.
Yani insanlığın, Anadolu’nun ışığına ihtiyacı var.
Başta Kenan Bey olmak üzere, Anadolu bozkırının uzak köşelerinden birinde direniş noktası oluşturan; emeği ile, alın teri ile, akıl teri ile bu bilinci yüceltenlere şükran borcumuz var…
Vakit geçirmeden bu borcu ödeyelim…

 

GAZ HİDRAT 220 YILLIK ENERJİMİZİ KARŞILAR MI?

Geçen hafta köşe haberimizde yer alan “Metan hidrat, doğal gazda ithalat bağımlılığını bitirir mi?” başlıklı yazım ile ilgili çok sayıda mesaj ve telefon aldım.
Birincil enerji kaynaklarında yüzde 75 oranında dışa bağımlı bir ülkede, bu sorunun sorulması ve tartışılması bile, başlı başına keyif verici.
Bir gazeteci meslektaşımın dikkatime sunduğu görüş, sorunun ne kadar haklı olduğunun kanıtı gibi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Jeofizik Mühendisliği ve Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Çifci, gaz hidratın Türkiye’nin yıllık gaz ihtiyacının 220 yılını karşılayabileceğini söylüyor.

SADECE KARADENİZ DEĞİL

Sadece Karadeniz’de değil, Akdeniz ve Marmara’da da geniş gaz hidrat yataklarının bulunduğunu belirten Prof. Çifci, “Devlet Planlama Teşkilatı’nın desteğiyle 2003 yılında DEÜ bünyesinde kurulan deniz jeofiziği laboratuvarında bu rezervleri gördük. Çalışmamızın temel amacı Türkiye denizleri hatta denizlerimizin ekonomik zonun dışında kalan alanların saptanması sonucu tespit edildi. Başlangıçta bu konuda üretim teknolojisinin olmadığıydı. 2013 yılında ilk olarak Japonlar, Nankai Çukuru’nda test çalışmalarında başarılı oldu. 3 yıl sonra ise Çin, Güney Çin Denizi’nde gerçekleştirdiği test çalışmalarında başarılı elde etti. Dünyada 2023 yılından itibaren artık bunun ticari üretimi planlanmış durumdadır” değerlendirmesini yapıyor.
Gaz hidratın ne kadar güçlü bir enerji kaynağı olduğunu örnekle açıklayan Prof. Dr. Günay Çifci, 50 santimetre uzunluğundaki bir gaz hidrat parçasının 12 litrelik 51.5 mutfak tüpüne eşdeğer olduğunu belirtip, “Bu yer altı kaynağımızı kullanabilirsek Türkiye’nin yıllık gaz ihtiyacının minimum 11 yıl, maksimum ise 220 yılını karşılayabilir” diyor.

1 M3’Ü, 164 M3 DOĞAL GAZA EŞİT

Buza benzeyen gaz hidratlar, buz kristalleri şeklini alıyor. Doğal gazın, metan gazının buz kafesi içerisinde hapsolmasıyla oluşan kristal yapısı, bilim adamları tarafından ziplenmiş (sıkıştırılmış) gaz olarak adlandırılıyor. Yüksek basınç, düşük sıcaklıkta katı halde olan gaz hidrat, yakın geleceğin enerji kaynağı olarak nitelendiriliyor. 1 metreküp gaz hidrat 164 metreküp doğal gaz ve 0.8 metreküp su içeriyor. Gaz hidrat jeofizik sismik kesitler üzerinde görüldüğünde, derinlerdeki petrol ve doğal gaza işaret ediyor. Altında doğal gaz ve petrolün birikmesine izin veren bir yapıya sahip olması kritik önem taşıyor. İçerdiği hacim nedeniyle petrolün 50 katına, toplam bütün karbon yataklarının 2 katına eşit rezerv içeriyor.

 

HAFTANIN SÖZÜ

Bir insan, onu tanıyan son kişi öldüğünde ölür…
Jean-Paul Sartre

Bayraklı’da tekerrür eden bir tarih!

Yaz meyvelerinin porsiyonuna dikkat