İzmir’in deprem hazırlığı, 22 senede ancak bir arpa boyu yol aldı…

is-makineleri-ayakta-tutuyor
Serkan AKSÜYEK
2 Kasım 2020

Yıl 1998.
İzmir’deki yapı stoğunun 7 ve üzeri şiddetindeki bir depreme dayanması için neler yapılması gerektiğini ortaya koyacak çok nitelikli bir proje başlamıştı.
İzmir şanslıydı.
Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin depreme yönelik detaylı çalışmaları sonucunda, 58 kentin başvurduğu Birleşmiş Milletler’in RADIUS Projesi kapsamına alınan 9 kentten biri olmuştu.
Hakkını teslim etmek gerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura bu projeye büyük önem veriyor; kadro, kaynak, mesai gözetmeden her türlü imkânı sağlıyordu. Çünkü yaklaşan tehlikenin farkındaydı.
1999 Nisan’ında yapılan seçimlerde koltuğunu merhum Ahmet Piriştina’ya devretti. Rahmetli de projeye tam destek vermişti.

TEMMUZ 1999’DA TAMAMLANDI

Kısa adı RADIUS (Kentsel Alanların Deprem Felaketlerine Karşı İncelenmesi için Risk Değerlendirme Araçları- Risk Assesment Tools for Diagnosis of Urban Areas Against Seismic Disasters) olan projesi, Türk ve yabancı uzmanların katkısı ile İzmir Deprem Master Planı 1999 yılı Temmuz ayında tamamlandı.
O tarihlerde görev yaptığım EGE TV’de Master Planı’nın ayrıntılarını İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı merhum Mehmet Karcı ağabeyim ile defalarca vatandaşlarımızın bilgisine sunduk. Yaptığımız haber ve söyleşilerin sayısını bile hatırlamıyorum.
RADIUS Projesi’nin iki temel hedefi vardı.
İlki; olası bir depremde meydana gelebilecek hasar bölgelerini, hasarların niteliklerini ve boyutlarını belirleyecek bir “Deprem Hasar Senaryosu” geliştirmekti.
İkincisi ise deprem felaketini hafifletmeye, vereceği zararları azaltmaya yönelik bir eylem planı içeren “Risk Yönetim Planı” hazırlamaktı.

ÜNLÜ BİLİM ADAMLARI HAZIRLADI

İzmir Büyükşehir Belediyesi, projeden elde edilen bilgileri, yeni imara açılacak alanlarda yapılacak mikro bölgeleme çalışmalarında ve imar planlarının revizyonlarında kullanacaktı.
Ayrıca deprem öncesi, hasar tahmin çalışmalarında, alternatif ulaşım güzergâhlarının belirlenmesinde, afet yerleşim alanlarının saptanmasında, yıkıcı bir deprem sonrası, “Acil Müdahale ve Hasar Tespit Sistemi”nin kurulmasında yararlanacaktı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Deprem Master Planı’nı hazırlayan bilim adamları arasında Prof. Dr. Mustafa Erdik, Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Prof. Dr. Aykut Barka, Prof. Dr. Atilla Ansal gibi alanlarında uluslararası bilinirliğe sahip gururumuz olan bilim adamlarımız vardı.
İzmir’in o yıllarda sayısı 9 olan merkez ilçelerinde sondajlar yapılmış, zeminle ile ilgili çeşitli kamu kurumlarında ve İMO zemin laboratuvarında bulunan sondaj verileri toplanarak Kandilli Rasathanesi’ne ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ne yollanmıştı.
Bu bilgiler ışığında, Prof. Dr. Atilla Ansal yönetimindeki grup, kentin zemin sınıflandırmasını gerçekleştirdi. İncelenen 9 ilçede İZSU, TEDAŞ, PTT, Karayolları, Demiryolları gibi kamu kurumlarından tüm alt yapı bilgileri, konumları, yapım tarzları, projeleri vb. içerecek şekilde elde edilerek değerlendirmeye alındı. Deprem Master Planında alt yapı verileri senaryo depremine göre irdelendi ve olası hasarlar belirlendi.

220 BİN BİNA İNCELENDİ

İnşaat Mühendisleri Odası ekipleri toplu konutlar dâhil yaklaşık 220 bin binaya ilişkin gözlemsel istatistik bilgiler elde etti. Bu çalışmaların sonunda, İl Sivil Savunma, Emniyet ve İl Sağlık Müdürlüklerinin afet örgütlenme şemaları ve diğer toplanan bilgiler de dikkate alınarak Deprem Senaryosu metni hazırlandı. Bu senaryo, Türkiye’de bir ilk oldu.
Planın hazırlanmasından bir ay kadar sonra 17 Ağustos 1999’da Kocaeli’de tarihimizin en büyük deprem felaketi ile karşılaştık, 40 bine yakın insanımızı yitirdik.
Tam belimizi doğrultmaya başlamıştık ki 12 Kasım 1999’da bu kez Bolu-Kaynaşlı’da bir başka büyük deprem Batı Marmara’yı adeta enkaza dönüştürmüştü.
Geldik bugüne…
30 Ekim 2020’de yaşadığımız 6,6 şiddetindeki depremde Bayraklı ilçesinde 20’ye yakın bina yerle bir oldu. Bu yazının yazıldığı saatlerde 40 can kaybı 900’e yakın yaralımız vardı.

22 SENE SONRA NEREDEYİZ?

Canlı yayınlara katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Deprem Master Planı’nı hâlâ uygulayamadık, bu konuda tüm kurumların eşgüdüm içinde görevlerini yapmaları gerekiyor” açıklamasını yapıyor.
Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Tunç Soyer ise, “Bu hafta Türkiye’de depreme dair sözü olan ne kadar bilim insanımız varsa hepsini davet edeceğimiz, hem İzmir’in yapı sorunu hem İzmir’in deprem faylarını hem de depreme karşı hazırlıkların ne olması gerektiğini masaya yatıran bir çalıştay düzenleyeceğiz. Neyin hesabı sorulması gerekiyorsa, kimin neyi yapması gerekiyorsa hepsini tek tek tarif edeceğiz.” diyor.
İşte sihirli sözcük ‘sürdürülebilirlik’in anlamı tam da bu noktada belirginleşiyor.
Üzerinden 22 sene geçen, dört Büyükşehir Belediye Başkanı gören İzmir Deprem Master Planı, bugüne kadar gereği gibi ve eksiksiz uygulansaydı, 2007 ve 2019 yılında çıkan deprem yönetmeliklerine göre güncellenseydi, Tunç başkanın ağzından başka cümleleri işitecektik.

ASIL MAHARET DEPREM ÖNCESİNDE

Aradan geçen sürede Büyükşehir Belediyesi ve AFAD gibi kurumlar makine, ekipman ve eğitimli personel konusunda ciddi mesafe aldılar. Ancak bu çalışmaların pek çoğu, deprem sonrasında yapılacaklara aitti. Deprem enkazından yaralı kurtarmayı iyi biliyoruz. Ama asıl maharet, deprem öncesinde gerekli önlemleri almak, altyapıyı hazırlamak ve kentin yapı stoğunun uygun hale getirilmesini sağlamaktaydı.
İşte bunu layıkıyla yapamadık.
Nedenini, niçinini yetkililer elbette sorgulayacak ama bu kentte yaşayan bir Türk yurttaşı ve bir gazeteci olarak diyeceğim şu:
Yazık, gerçekten çok yazık…
İzmir gibi akla ve bilime en çok değer verilen bir şehirde, olası yıkıcı deprem öncesinde yapılması gerekenlerin ihmal edilmesi affedilir gibi değil.

 

İMO 10 AY ÖNCE UYARMIŞTI
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İzmir Şubesi, Seferihisar ve Balçova’daki binalar üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarını 30 Ocak günü basın ve kamuoyu ile paylaşmıştı. Buna göre İzmir’deki 670 bin binadan 70 bininin, 7 ve üzerindeki bir depremde yıkılacağı veya ağır hasar alacağı belirtildi. Elde edilen bulgular ışığında can kaybının ise 30 bini bulabileceği kaydedildi. İMO İzmir Şube Başkanı Gürkan Erdoğan, “Yıkılacak bina oranı yüzde 6-7 arasında gerçekleşiyor. Bu rakamın en az yarısı kolaylıkla inşaat mühendisleri tarafından gözlemsel raporlarla, çok basit bir karot alarak tespit edilebilir. Can kaybı bugünden yarına azaltılabilir. Yeter ki bu konuda kararlılık olsun” diyor.

 

BAKAN BEY’İN ENKAZIN TEPESİNDE NE İŞİ VAR?

Hepimizi üzüntüye boğan 6,9’luk depreme, Bayraklı’da yıkılan binalara birkaç yüz metre uzaklıktaki ofisimde yakalandım. Adeta taşlı topraklı yolda ilerleyen bir arabanın içindeymiş hissi uyandıran sarsıntıdan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi, AFAD, 112 Acil ve ilçe belediyelerine bağlı ekiplerin büyük bir süratle yıkılan binaların olduğu bölgelere hareket ettiklerini gördük.
Buraya kadar her şey iyiydi.
Ancak TV ekranlarında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yıkıntıların üzerinde beliren ve enkaz altındaki bir kişiyle konuşurken çekilen görüntüsü, asistanı olması gereken bir başka vatandaşın da Pakdemirli’yi cep telefonuyla kayıt altına alması, “Bu kadar da olmaz” dedirtti.
Hiçbir kişisel koruyucu donanımı olmadığı halde hoplaya zıplaya enkaz tepesinde gezinen Bakan beyin, hem kendi can güvenliğini tehlikeye atışını hem de bu durumu asistanı aracılığıyla reklam aracı olarak kullanmasını ibretle izledik. Enkazın tepesinde olduğu anda, Allah korusun, şiddetli bir artçı deprem olsa olacakları düşünmek bile istemedik.
Uzmanlığı enkazdan canlı kurtarmak olan ekiplere akıl öğretenlere, “Bari burada siyaset yapmayın” dedik umarsızca…
Bekir beye önerimiz, enkaz üzerinde gezinmedeki maharetini, üyesi bulunduğu hükümetin ülkemizin depreme hazırlık çalışmalarında de göstermesi…
Enkazdan insan kurtarma görevini ise bu konularda sıkı bir eğitimden geçmiş uzman ekiplere bırakması…

 

200 TL’YE BAK, PARAMIZIN PULA DÖNDÜĞÜNÜ ANLA

1990’lı yıllarda ardı ardına yaşanan ekonomik krizlerde adeta haşatı çıkan Türk Lirası için 1 Ocak 2005 önemli bir gündü.
O gün paradan altı sıfır atılmıştı. Ahalimiz, yeni yılın ilk saatlerinde ATM’lerden çektiği banknotlara meraklı gözlerle bakar olmuştu.
Yürürlükteki en yüksek banknot olan kırmızı renk ağırlıklı 200 TL’ler o zamanlarda çok büyük paraydı. Sadece ev-araba satışı gibi yüklü bankacılık işlemlerinde kullanılır, banka ATM’lerinde olmazdı.
Sadece banka şubelerinde kullanıldıkları ve tedavüle çok fazla çıkmadıkları için gıcır gıcır kalırdı.
Çok ender de olsa kırmızı 200 TL ile alışveriş yaptığımda, esnafların öncelikle sahte olup olmadığını iyice yoklayıp tedirgin olduklarını, “Bozuk yok muydu birader” dediklerini bugün gibi hatırlarım.
1 Ocak 2005 günü dolar kuru 1,33 TL idi. 200 TL’nin karşılığı tam 150 dolar seviyesindeydi.
Bugünkü kurdan (8,35 TL) örnek verecek olursak, 200 TL ile alışveriş yapmak esnafa bir anda 1250 TL vermekle aynı anlama geliyordu…
Ve Kasım 2020…
Herhangi bir bankanın ATM’sinden 250 TL çekmek isteyin, gelen paralardan biri meşhur kırmızı 200 TL’miz oluyor. Gıcır gıcırlığından ise eser kalmamış.
Yine bugünkü kurdan örnekleyecek olursak, sadece 24 dolara karşılık geliyor.
16 yılda havaya üfürülen 126 dolar, Türkiye’deki fakirleşmenin aynası gibidir.
“Dolarla mı maaş alıyorsun, sana ne?” diyen okurlarımın kalbini kırmak istemem ama; ülkemizin itibarını yansıtan milli paramızın 16 senede nerelere sürüklendiğini, elimize sıklıkla gelen yorgun ve kirli 200 TL’lerden anlayabilirsiniz.
Gerisi laf salatasından gayrı anlam ifade etmez…

 

PİTEKANTROPUS EREKTUS’UN RUHUNU İNCİTMEYELİM…

Düşünce dünyamın oluşmasında büyük, çok büyük etkisi olan bir gazeteci İlhan Selçuk…
Onunla yedi sene süre ile Başyazarı olduğu Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında belli aralıklarla yan yana imzamızın yayınlaması büyük mutluluk verirdi bana.
Rahmetli İlhan ağabeyin 11 Ekim 1982 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazısı, gazetecilik mesleğinin bugün geldiği ağlanası durumun sebeplerine ışık tutuyor.
Geçen hafta bizi bırakıp giden, acısı yüreğimizi dağlayan Bekir Çoşkun’u, İlhan Selçuk’un satırları ile analım mı?
İlhan ağabeyin hayatını satırlara döken meslektaşımız Miyase İlknur’a teşekkür ederek…
Ne dersiniz?

Pitekantropus Erektus

Hollandalı bilim adamı Dubois, Cava adasının Trinil yöresinde 1889’da bir insan fosili buldu. Hem insansı, hem maymunsu nitelikler taşıyan bu ilkel yaratığın iki ayağı üzerinde dikilen ilk atamız olduğu saptandı. Dubois, yatay durumdan dikeye doğru dönüşen ilk insana Pitekantropus Erektus adını verdi.
Buluş çarpıcı ve sarsıcı yankılar yarattı.
Milyonlarca yıllık geçmişin karanlıklarından kopup gelen oluşumda insanlaşan yaratığın serüveni ilginçti.
Hayvan gibi yürürken içsel bir dürtüyle iki ayağı üzerine nasıl dikilmişti insan?..
Çevresindeki eştürleri, Pitekantropus Erektus’a kimbilir nasıl bir şaşkınlıkla bakmışlardı.
İnsan türü içinde ayağa kalkan ilk atamız…
Selam sana!

***
Sonra ne oldu?
İki büklüm yürümekten vazgeçen insana, çevresindekiler önce ürküyle, sonra korkuyla, daha sonra tepkiyle baktılar. Sanırım insan sürüsünün düzenini bozup iki ayağı üzerine kalkan ve başını dikleştiren ilk insanı öldürmüşlerdir.
Ne var ki ilk öfkenin kurbanı ardından, iki ayağı üstüne yükselen bir, bir daha, bir daha, bir daha insan görülüp izlendikçe olay doğal sayılmaya başlandı.
Ve o günden bugüne toplumun yasası değişmedi.
Karanlık sanrısında yaşayan insanoğlunun bedensel dikilmesi, içsel bir dürtünün ürünüydü; içsel dürtü ruh oldu, düşünceleşti; fikirleşti; tarih boyunca hep başını dikleştirdi insanoğlu…

***
Çağlar geçti.
Gözbebeğini delen gün ışığı bilincin elmasını yontarken dağıttı karanlığın sanrısını; buldu bilimin tanrısını.
İnsanoğlu çekti bilincin küreklerini ve her kürekte genişledi göremediği ufuklar…
Forsanın sonsuz gücü vardı.
Ufuklar günden güne ağardı.
Yetişmek için yitirdiği zamana; insan, çırpınıp durdu tarih boyunca; aklın mahmuzuyla vurdu gebeliğin çıplak karnına; yoksulluğun kamçısı şakladı beyninde.
Bir hücreydi dünya…
Yarına doğmak için.
Ana karnında yatan her bebek bekliyordu karanlıkta…
Kıvrılmış…
Dizleri arasında başı…
Elleri kenetli.
İlkin bedendi dikleşen…
Sonra vicdan oldu.
Sonra fikir.
Tarih, insanın bilinçlenip başını yükseltmesinin öyküsünü anlatan kitaptır.
Kutsal bir kitap.
O kitabı öp, başına koy.
Ve kıpırda bebek.
Yırt karanlığın kapısını…
Dikil onurunun iki ayağı üstüne.
Pitekantropus Erektus’a layık olmak için.
Başını dikleştir.
Gelecek yıllarda fosilini bulduklarında iki büklüm görüp de senin hesabına utanmasınlar.
(İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 11 Ekim 1982)

HAFTANIN SÖZÜ

İnsan sonradan anlar, göze hitap edenle gönüle hitap edenin çok farklı olduğunu…
Sadi Şirazi

Kışı sağlıkla ve formda karşılayın

Türk edebiyatının karanlık 33 yılı – 19