Kafası karışık bir faşistin yazar olma düşleri

kavgam
Hayrettin FİLİZ
17 Aralık 2022

SABAH OLMADAN” OYUNUNUN İLK YÖNETMENİ FATİH ELGAY’A ARMAĞAN

Ein volk, Ein reich, Ein führer” (Tek halk, Tek ülke, Tek lider)

Hitler, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasından sadece iki gün sonra, 3 Ağustos 1914 günü Bavyera Kralı’na bir dilekçe yazarak Avusturya vatandaşı olduğu halde bir Bavyera Birliği’ne kabul edilmesini, Almanya ordusunda savaşmak istediğini bildirir. Cevap gecikmez. Ertesi gün gelen mektupta, (Hitler ‘ellerim titreyerek okudum’ diye yazar günlüğüne bu anı) Hitler’in 16. Bavyera Piyade Alayı’na atandığı yazılıdır. Hitler onu dünyaya tanıtan asker üniformasını ilk kez 25 yaşında bu Bavyera Birliği’nde giyer. Birliğin habercisi olan Adolf, iyi bir askerdir ama liderlik vasıfları olmayan içine kapanık biridir. İki yıl içinde birkaç madalya kazanacak cesaretli girişimleri olur. 1916’da Le Barqué çatışmasında bacağından yaralanır. Kaldırıldığı Berlin Beelitz Sahra Hastanesi’nde gördüğü durum içler acısıdır. Açlık ve kadercilik bir yandan sürerken, diğer yandan savaşı kazanç kapısı sayanlar ve açıktan açığa hırsızlık, vurgunculuk yapanlar Hitler’i bir kez daha düş kırıklığına uğratır. İyileşip Münih’e İkmal Taburu’na gittiğinde de durum farklı değildir. Eskiden bir süre yaşadığı Münih’i artık tanıyamamaktadır. Nefreti son boyutlarındadır ve şöyle yazar günlüğüne: “Halkı dejenere eden (bu) İbrani soyundan gelenleri zehirli gazla yok etmek gerek.”

1918 yazında zafer Almanya için çok yakın görünmektedir. Mart ayı başlarında Rusya’yı Brest-Litowsk Barış Anlaşması’na zorlamış, bir ay sonra da Bükreş’te imzalanan anlaşmada bir kez daha ağırlığını hissettirmiştir. Almanya büyük bir güven duygusu içinde Mart ayı başlarında top yekün bir saldırıya girişir. Hitler bu saldırılarda List Alayı’nda onbaşı olarak savaşır… Sonra aniden saldırı duraklar. Gerek teçhizat ve malzeme, gerekse askeri kuvvet yönünden büyük bir ikmal sıkıntısı yaşanmaktadır çünkü. Madalyonun bu yüzü Alman halkına gösterilmez. 14 Ağustos 1918’de Alman ordusu Amiens’te çöktüğünde bile bu halktan gizlenir. Luddendorff’un 29 Eylül 1918’de acele toplantıya çağrılan Alman generaller önünde yaptığı konuşmada Almanya’nın hemen ateşkes çağrısı yapması gerektiğine dair karar alınır. Tüm Alman halkı soğuk bir duşun altında şok yaşamaktadır sanki. Üstüne 10 Kasım 1918’de Almanya’da cumhuriyetin ilan edildiği haberi milliyetçilere vurulan son darbe olur. Bu şok gelecek günlerin bunalım ve ulusal kimlik sorunlarını da tetikleyecek ve 1933 seçimlerinde 106’da 106 milletvekiliyle Alman meclisine başbakan olacak Hitler’i yeni ve milliyetçi ideolojisiyle bir kahraman yapacaktır.

1919 Almanya’sı karmakarışıktır. Savaş yorgunu ve ulusal gururu kırık Almanların bir çoğunda milliyetçi bir lider beklentisi oluşmuştur. Bu yüzden bir çok dernek kurulur. Dernekler suçladıkları azınlıklara, göçmenlere, komünistlere ama en çok Yahudilere diş bilemektedir. O derneklerden biri olan “Thule Derneği” zengin ve milliyetçi 1500 kadar Alman iş adamının desteklediği bir dernektir. Dernek Alman İşçi Partisi’nin alt yapısı niteliğinde olup, bunların “Müncher Beobachter” adında bir de gazeteleri vardır üstelik. Gazetenin tek söylemi, “Yahudilerin, Alman halkının safkan yapısını bozduğu, bu yüzden ulusal gururlarının kırıldığı” yolundaki propagandist yazılardır. Bu dernek 12 Eylül 1919’da yapacağı bir toplantıya Hitler’i de davet etmiştir. Hitler toplantıya katılmış ancak kişisel eyleminin böyle zayıf bir dernekten çok, bir parti boyutunda karşılığını bulacağını düşünerek ayrılmıştır toplantıdan. Artık kafasının içindeki nefret şeytanı onu kemirmekte ve hiç istemediği halde politikaya girmeye zorlamaktadır. Toplantıdan sadece iki gün sonra, Hitler partinin (DAP) propaganda işlerinden sorumlu kişisi olarak (555) numaralı üye sıfatıyla partiye kaydını yaptırır. Artık sanatı tabancasının üzerindeki desenlerde yaşayacaktır bir tek. İpler kopar. Hitler politikaya girer.

9 Kasım 1923 de, 1. Dünya Savaşı’nın yenik ülkelerinden biri olan Almanya’da, Birahane Darbesi olarak bilinen bir siyasi darbe girişimi olur. Münih’teki Bavyera Hükümetini devirmek isteyen Hitler ve arkadaşları, girişimlerinde başarısız olduğu gibi birçok darbeci öldürülür. Adolf Hitler sağ kalanlardan biridir ve yargılanması sonucu 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılır. Landsberg Hapishanesine giren Hitler’i ırkçı Thule örgütünün önde gelen isimlerinden biri olan Karl Haushofer hergün birkaç saat ziyaret eder ve ona teori ve planlarını açıklar. Ayrıca ona birçok kitap da getirir. Getirdiği kitaplar arasında Lord Bulwer-Lytton’un “Geleceğin Irkı” adlı kitap da vardır. Bu romanda yeraltında yaşayan gelişmiş üstün bir ari ırktan bahsedilmektedir. Aynı yıllarda Ferdinand Ossendowski’nin “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” adlı bir kitabı yayınlanır. Bu kitapta birtakım doğaüstü olaylardan ve kayıp uygarlık Mu efsanesinden bahsedilmektedir. Hitler, kayıp yeraltı imparatorluğundan ve Thule’nin ari ırk teorisinden çok etkilenmiştir. Landsberg Cezaevi’nde Hitler, Thule’nin büyük üstadı Haushofer’in teorilerini ve diğer bir Thule üyesi olan Alfred Rosenberg’in düşüncelerini ve siyasi propagandasını karıştırarak yeni bir senteze gider. Hitler’in yakın dostu Rudolf Hess de bu sentez notlarını daktiloya çekip yazar. Böylece, Hitler’in ünlü kitabı “Kavgam” çıkar ortaya…

Thule örgütünün üyeleri gerçeküstü bir sava inanmaktadır: Zamanda gidip gelen üstün yaratıklarla ilişkiye geçmek, üstün bir ari ırk oluşturmak, bunun için de saf bir Cermen ırkı oluşturup Pan-Cermenik bir Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve bu imparatorluğu ari ırkın oluşturulmasında kullanmak ve bu arada, Hıristiyanlık öncesi antik Alman kültürünün yeniden uyandırılmasını sağlamak… Böylece dünyanın yazgısını değiştirmek ve Mu uygarlığına ulaşmak… Hitler’in de önemli akıl hocalarından biri olan, asıl adı, Adam Alfred Rudolf Glauer olduğu halde, daha çok “Baron Rudolf von Sebottendorff” olarak bilinen kişi, Thule felsefesini şöyle açıklar:

“Thule’un tüm sırları, eski bir kayıp uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bazı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. İşte bu güçtür ki, Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktır.”

Bu sözler, Nazizmin de temelini oluşturan sözlerdir. Daha çok bir tarikat gibi örgütlenen Thule üyeleri arasında Rudolf Hess, Karl Haushoffer, Dietrich Eckardt, Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı. Nazi partisinin kurucu üyelerinden Karl Haushofer’in örgütlediği Thule örgütü, “kaynaklara dönmeyi”, yani doğu Avrupa’yı, Türkistan’ı, Pamir’i, Gobi’yi ve Tibet’i ele geçirmenin gereğini savunmaktaydı. Haushoffer’e göre, bu bölgeleri ele geçiren dünyaya egemen olurdu. Nazilerin, 1943 yılına kadar Tibet’le yakın ilişkiler içinde olduğunu ve karşılıklı heyetlerin gidip geldiğini yazar kaynaklar. Hatta Naziler, 1926 yılında, Berlin ve Münih’e, küçük bir Hindu kolonisinin yerleşmesini bile sağlamışlardır. (Meraklısına Not ; 2. Dünya Savaşı tarihçileri, Rusların Berlin’e girişi sırasında, ölenler arasında, himalaya ırkından gelme, Alman üniforması giymiş, üzerinde kimliği ve rütbesi bulunmayan bin kadar cesede rastlandığından söz ederler. Hitler’in gizli sığınağına girildiğindeyse, 12 tane ölü Tibetli rahibin cesediyle karşılaşıldığını biliyoruz.)

Nazi partisinin kurucularından şair Dietrich Eckardt 1923 sonbaharında Münih’te, ciğerleri iperit gazıyla kavrulmuş olarak öldü.Thule’nin ideolojisini örgütleyen Karl Haushoffer ise, 14 Mart 1946’da, karısı Martha’yı öldürüp, Japon usulü harakiri yaparak canına kıydı. Mezarına hiçbir anıt ya da haç dikilmedi. Oğlu, Hitler’e karşı düzenlenen suikaste karışanlardan biri olarak idam edildi. Ceketinin cebinde şiir şeklinde yazılmış olan şu yazı bulundu: “Babam kötülüğün sesini duymadı. Şeytanı dünyaya saldı.”

Neyse biz Hitler’e ve yazmış olduğu kitaba dönelim. Hitler, yazdığı kitabına “Viereinhalb Jahre des Kampfes gegen Lüge, Dummheit und Feigheit” (Yalana, Aptallığa ve Korkaklığa Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele) ismini vermek istiyordu. Fakat kitabı basacak yayınevinin sahibi Max Amann bu ismin çok uzun olduğunu bahane etti ve kitap “Mein Kampf” (Kavgam) ismiyle basıldı. Hitler, savaşı şiddetten çok şiire benzettiğini açık açık söylediği kitabı Kavgam’ı, Birahane Darbesi’nde (9 Kasım 1923) hayatını kaybetmiş diğer partili arkadaşlarına ithaf etti. Alfarth Felix, Bauried Andreas, Casella Theodor, Faust Martin, Ehrlich Wilhelm, Hechenberger Ant, Körner Oskar, Khun Karl, Lefore Karl ve Neubauer Kurt’a…

Kavgam, Adolf Hitler’in nasyonal sosyalist fikirlerini açıkladığı ve aslında iki ciltten oluşan, faşizmin İncil’i kabul edilen bir kitaptır. İlk ciltte, Hitler kendi yaşamının gençlik evrelerini, siyasi görüşlerinin oluşumundaki etkenleri, Yahudiler hakkındaki ilk fikirlerini ve bu fikirlerinin hangi yönde, nasıl geliştiğini; neden bu düşüncelerinin oluştuğunu anlatır. Bu bölümde savaş anıları da dahil olmak üzere kişisel anılar çoğunluktadır ve dönemin sosyopolitik yapısını incelemiştir. İlk cilt 12 bölümden oluşmaktadır.

İkinci cilt ise, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) parti programı ve ideal devlet yapısı üzerine yazılmış bir doktrin olmakla birlikte, Almanya’nın ileri dönemlerine dönük fikirlerini bildirdiği ve öğütler verdiği bir kitaptır. Toplumsal düzen, sosyal yaşam, ekonomik sistem, gençliğin yetiştirilmesi, aile yaşamı, eğitim-öğretim, millet, ırk ve devlet gibi konular hakkında fikirlerini açıkladığı bu ciltte nasyonal sosyalizmin öngördüğü sosyokültürel ve sosyoekonomik düzenin nasıl olması gerektiğini bildirmiştir. İkinci cilt 15 bölümden oluşmaktadır.

Hitler 1929 yılında hapisten çıktığında dünyada büyük bir ekonomik kriz vardır. Almanya ekonomisi de bu krizden etkilenmiştir. Bu kaos ortamında yapılan 1930 seçimlerinde NSDAP yüzde 18 oy alarak Hindenburg’un partisi SPD’den sonra ikinci parti olur. Ekonomik krizden kaynaklanan kaostan faydalanan Hitler, morali bozuk ve milli duyguları incinmiş Alman halkını etkileyen, heyecanlı söylevleri sayesinde, 31 Temmuz 1932 yılında yüzde 37 oy alarak parlamentoda birinci parti olur. Her geçen gün oy oranını arttıran Hitler için 27 Şubat 1933’teki Reichstag yangınıysa tam bir dönüm noktası olur. Yangını Hitler’e bağlı gestapoların çıkardığı bilinmesine rağmen komünistler suçlu olarak gösterilir ve bu bahaneyle NSDAP ve Alman Ulusal Halk Partisi dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulur. 5 Mart 1933 günü yapılan seçimlerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) yüzde 44 oy alarak üst üste girdiği üç seçimde de oylarını arttırarak ülkenin mutlak iktidarını eline geçirir.

İlk baskısı 18 Temmuz 1925’de yapılan 564 sayfalık Kavgam kitabının, 1929 yılına kadar ilk cildi 23 bin, ikinci cildiyse sadece 13 bin adet satar. Kitabın geliri, kamuoyunda sempati toplamak için 1930 yılında Kızılhaç’a bağışlanır. 1930’da sadece 54 bin adet satan kitap, 1931′ de 50.808, 1932′ de 90.351, 1933′ de 854.127 adet satar. Naziler’in istediği olur ve kitabı körler bile okumaya başlar. 1936 yılında, kitabın Braille alfabesinde bir versiyonu yayımlanır. O yıldan itibaren iki cildin ucuz baskısı tek kitap halinde birleştirilir. 1945’e kadar kitap 10 milyonun üzerinde satar, ayrıca on altı dile çevrilir. Önceleri, Kavgam sadece parti üyeleri için zorunlu okunması gereken bir kitapken, evlenen çiftlere ve partililerin liseyi bitiren çocuklarına da verilen bir hediye olduktan sonra, muhteşem bir örgütlenme silahına dönüşür.

Winston Churchill’in, “eğer Kavgam’ı yeterince ciddiye alsaydık 2. Dünya Savaşı’nın çıkışını engelleyebilirdik” dediği kitabın , 2. Dünya Savaşı’dan sonra Almanya’da yayını ve satışı yasaklanır.

Kitabın tamamında 3.045 kez “ ich” (ben) ve, “mein” (benim) sözcüğü geçen ve yayımlanmadan önceki kopyası Londra’da yapılan bir açık artırmada 24 bin euro’ya satılmış olan Kavgam kitabıyla ilgili ilginç araştırmalar yapılmış. Örneğin, Norman Cousins adlı bir incelemeci, kitaptaki her kelime başına 125 kişinin, her sayfa başına 4700 kişinin ve her bölüm başına 1.200.000 kişinin öldüğünü bildirir bir raporunda… Hitler’de, yazdığı kitapla ilgili bir araştırma yaptırmış toplama kamplarında. Çıkan sonuca göre, toplama kampına getirilenlerin sadece yüzde 5’inin Kavgam’ı okuduğu çıkmış ortaya.

2005 yılında,ülkemizde en çok satan üçüncü kitap olan ve aynı günlerde BBC News gibi dünyaca saygın bir gazetede “endişeli bir durum” başlığıyla haber olduğumuz Kavgam kitabı; ülkemizde ilk kez, 1939 yılında, Hüseyin Cahit Yalçın’ın çevirisiyle, İstanbul, Muallim Ahmet Halit Kitapevi tarafından, 444 sayfa olarak yayımlanır. Kavgam’ın, 1970’lerde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin kendi yayınevini kurup bastığı Marx, Engels, Lenin çevirilerine misilleme olsun diye olsa gerek, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurduğu Milli Hareket Yayınevi tarafindan Goebbels’in Savaş Günlükleri’yle birlikte tekrar basıldığını da biliyoruz.

push

Kapanma butonu

financial-times-turkiyede-esnaf-iflasa-surukleniyor

Çevreyi oluşturan etmenlerden biri: Esnaflık