Kısa günün karı…

Semra ÖNDER
16 Ekim 2020

Yağmur yağıyor; şakır şakır şakır…
Yarabbi şükür şükür! Yarabbi şükür şükür!
Yağmur yağıyor; içim kıpır kıpır…
Yarabbi şükür şükür! Yarabbi şükür şükür!
Kış geldi, kış geldi a dostlar! Havalar bulutlanmaya başladı, İzmir gri geceliğine büründü. Artık şehr-i şahane için kıpır kıpır olma, oradan oraya koşuşturma zamanı… Malum, bizde yazlar hep karpuzlu sakız tadında geçer… Kabuğu denize düştü mü, hop atlarız arabalara doğru yazlıklara. Gerçi bu sene planlar biraz bozguna uğradı ama olsun… Genel itibariyle yazın yatmayı seven ağustos böcekleriyiz biz… Ama hele bir kış gelsin… Herkes işlerinin başına döner. Hır, gür, hararet… Koşuşturmaca… İnsanların enerjisi yansır bulutlara… Ben güzel şehrime kışı çok yakıştırırım… Meltemine karşı sıcak nefesimi üfler, tren gibi buhar çıkarırım… Körfez’i ayrı deli… İnsanı ayrı divane…
“İzmir ve yağmur” diye internet tarayıcınızdan aratın… El ele tutuşan çiftler… Kot şortuyla rüzgara saçlarını teslim etmiş kızlarımız… Saat Kulesi’nin mağrur güzelliği…
Hepsi beni heyecanlandırıyor…
Kurak bir mevsimin ardından yeniden canlanmak adına; zararsız, kazasız, belasız… Yağ yağmur!
***
“Geceleri mışıl mışıl uyuduğunuzu düşünürken yüzünüzde milyonlarca böceğin kamp yaptığını biliyor muydunuz?”
Okuduğum yazıları sizlerle paylaşmayı çok seviyorum. Sonuçta duyanlar duymayanlarla paylaşmalı, değil mi? Bu yazıda da şunlar söyleniyor:
“Bunca zamandır, cildimizi yüzyıllardır evi bellemiş mikroskobik akarlarla paylaşıyoruz desek sizleri bir miktar korkutabiliriz. Ancak bundan daha korkunç olanı, bu böceklerin doğduğumuz andan itibaren yüzümüzde yuva yapması olabilir.
Cildimizde yaşayan 2 tür akar vardır ve bunlardan biri yüzümüzde yaşar. Örümceklerle ilişkili olan akarlar, cildin yağlı kısımlarında yaşayarak yağlardan ve hücrelerden beslenirler. Ve genellikle gece çiftleştikten sonra cildin gözeneklerine veya saç köklerine yumurta bırakıyorlar. Yüzümüzde yaşayan akarlar zararsızdır ancak sayıları arttığında yüzün belirli kısımlarında kızarıklığa sebep olabilirler. Genellikle varlığından haberiniz bile olmayan akarlar, cildinizdeki ölü deriyi temizleme konusunda sizlere yardımcı olabilir.”
Okur okumaz insanın kendini çitileyesi gelmiyor mu?
Kısa günün karı… Ahir ömrümüzde bir şey daha öğrenmiş olduk…
***
Bu arada… Mevsim geçişine de dikkati çekmeden bitirmek istemiyorum. Yağmurla başladık, hastalıkla bitirmeyelim. Bu süreçte biraz daha bağışıklık sistemimizi güçlendirmekte yarar var! Ben bunca yıllık deneyimlerimden yola çıkarak hırkalarımı kendime yoldaş, kuru karanfili, zencefilli çayları ve C vitaminlerini destekçim belliyorum!
Meyve ile aramız çok iyi olmasa da mevsimliklerden kendime depo yapıyorum.
Sonuçta, her şeyin başı sağlık anacığım…
Nebahatlar, Ayşeler, güzel gözlü Serpiller…
Güzel bir hafta geçirin…
Son olarak;
Bir kitap: Farabbi- Mutluluğun Kazanılması
Bir çiçek: Ağlayan Gelin Çiçeği
Ağlayan gelin (Fritillaria imperiaris) ülkemizde doğal olarak Hakkari ve Adıyaman’da yetişir. Çiçeği ters laleye benzer. Endemik bir türdür. Sonbaharda dikilen soğanları şubat sonu, mart başında açar. Soğuk iklim bitkisidir. Dayanıklıdır. Formu, kan kırmızı, göz kamaştırıcı rengi ve kadife hassaslığındaki çiçeğiyle estetik bir görüntüye sahiptir.
Bir müzik: Andy Grammer- I’m yours

Ermeni Profesör’den Ermenistan’a kapak

uretici-kadinlardan-torbali-belediyesine-tepki-yaziklar-olsun

Kadın, tarım ve Dağtekke!