Köy Enstitüleri, Türkiye’nin büyük ütopyalarından biriydi

Mazlum VESEK
17 Nisan 2021

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Bornova Şubesi, kuruluşlarının 81’inci yılında, Cumhuriyet devrimlerini daha derinden anlamak gerektiğini vurguladı

Erken Cumhuriyet döneminin hala en çok tartışılan kurumlarından olan Köy Enstitüleri kuruluşunun 81’inci yılında da konuşulmaya devam ediyor. Enstitülerin değerini ve önemini bugün de anlatmaya çalışan yapılardan biri olan Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) Bornova Şubesi geniş bir açıklama yaptı. Yönetim Kurulu adına açıklamayı yapan Bornova Şube Başkanı Doğan Albayrak, “Köy Enstitüleri, Türkiye’nin büyük ütopyasıydı” dedi.

‘HALKIN ÖZÜ KÖYLÜLÜKTÜ’

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda toplumun sınıfsal niteliğine dikkat çeken Albayrak, “Halkın özü ulusal kurtuluş için kanını döken, canını veren köylüydü. Doğanın, inancın, cehaletin tutsağı köylülere hak ettiği değeri vermek, eğitimde, tarımda, sağlıkta da Cumhuriyet devrimine kavuşturmak gerekiyordu.

İsmail Hakkı Tonguç ‘Ülke ve ulusu kitaplardan okumakla öğrenmeyen, köye gidecek, köyde kalacak’ yeni bir öğretmen tipi yaratacak, enstitü olarak adlandıracağı bir okulla bunu başarmayı düşünüyordu…

Mustafa Kemal Atatürk:  ‘Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok, gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir’  diyerek eğitimde tutulacak ana halkayı belirlemişti” tespitini yaptı.

Enstitülerin toplumsal bağlarının güçlü olduğunun altını çizen Albayrak, “Köy Enstitüleri’nde eğitim, öğretim iş içindeydi. Her enstitü öğrencilerin, öğretmenlerin, usta öğreticilerin alın teri ve emek gücüyle devlete yük olmadan kendisi üreten, kendisi tüketen örnek kurumlar oldu. Köy Enstitüleri imece okullarıydı. Yeterli binaları olan enstitülerin öğrencileri başka enstitülere ekip halinde yardıma giderdi. Binaları temelden çatıya tamamlardı. Köy Enstitüleri öğrenci, öğretmen ve çalışanının yönetime katıldığı demokrasi okullarıydı” ifadesine yer verdi.

Enstitülerde öğrencilerin kendi kendisini yönetmesinin önemli bir özellik olduğunun altını çizen Albayrak, “Sabahın erken saatlerinde uyanan kızlı ve erkekli öğrenciler bir gün beden eğitimi, ertesi gün ulusal oyunlarla güne başlardı. Enstitülerin başka bir özelliği de öğrencilerin kendi kendini yönetmesiydi. Cumartesi günleri öğleden sonra tüm okul toplanır ve yaşanan haftayı tüm boyutlarıyla değerlendirirdi. Okulun haftalık işleyişi tam bir demokratik özgürlükle incelenir, konuşulur, olumlu, olumsuz yönleri üzerinde durulur. Düzeltme çareleri aranırdı. Köy Enstitüleri sevgiyle çalışmak ve üretmek demekti…

GÜÇLÜ ÖĞRETİM KADROSU

Albayrak, enstitülerin kazanımlarında öğretim kadrosunun güçlü ve zengin olmasının önemli bir etken olduğunu vurgulayarak, “ Köy Enstitülerinin özverili ve donanımlı eğitim kadrosu değişik kaynaklardan geliyordu. Öğretmenler de öğrenciler gibi yılda 45 gün izin kullanıyordu. Kalan zamanlarında enstitüde işlerinin, görevlerinin başındaydı. 1946’ya dek Köy Enstitüleri’nde 620 öğretmen çalıştı.  Beden eğitimi, halk oyunu eğitimi, müzik ve diğer sanat alanlarında eğitimci açığı usta öğreticilerle karşılanmıştı: Hasan Çakı Efe, Aşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Kasnak Efe, Mehmet Sadık Efe bunlar arasındaydı” görüşünü aktardı. Köy Enstitüleri’nin özgün sanat eğitimi kurumları belirten Albayrak, şu ifadelere yer verdi:  “Tonguç’un sanat eğitimi düşüncesi, ders saatlerini ve okulun sınırlarını aşarak yaşamın tüm alanlarına ulaşıyordu. Tonguç’a göre güzel sanatlar, öğrenciyi mutlu eder ve kişiliğini geliştirirdi.  Bu nedenle her enstitüde -bugün bile okullarda bulunmayan- pek çok çalgı vardı. Müzik yeteneği olan öğrenciler Yüksek Köy Enstitüsü’ne gönderilerek ilerlemeleri sağlanıyordu… Öğrenciler için gece uykusu dışında boş zaman yoktu. Köy Enstitüleri müzikti, türküydü. Köy Enstitüleri halk kültürünün yüceltildiği eğitim kurumlarıydı. Enstitülerde derlenen sayısız yöresel türkü notalandı, ulusal ölçekte yaygınlaştı, repertuarlara girdi ve radyolarda çalınmaya başlandı.”

60’IN ÜZERİNDE YAZAR

Köy Enstitüleri’nin edebiyata katkılarını da anlatan Albayrak, şu açıklamayı yaptı:

“Köy Enstitülerinden yetişen yazar ve şairler, Türk edebiyatında büyük bir kültür devrimini gerçekleştirdiler. Köyden yetişen, halkın içinden çıkan Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Pakize Türkoğlu, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin, Ali Yüce gibi daha nice Köy Enstitülü yazar ve şair yoksul köylünün, emekçinin dertlerini, acılarını ve umutlarını edebiyata taşıdılar. Bir araştırmaya göre, Köy Enstitüleri Türk edebiyatına 60’ın üzerinde yazar kazandırmıştır.

ENSTİTÜLER VE HALK SAĞLIĞI

Köy Enstitüleri’nin halk sağlığı konusunda yaptıklarına da değinen Albayrak, “Anadolu’da sıtma ve verem hastalığı yaygın ölümlere yol açıyordu. Yeni doğan her yüz çocuktan sekseni ölüyordu. Barınma, beslenme yöntemleri ilkel, yetersizdi. Köy Enstitüleri aydın köy öğretmeni yanında, kapatılmasına dek 1599 Köy Sağlık Memuru ve Köy Ebesi yetiştirdi. Onlar binlerce köy çocuğu, köylünün sağlığa kavuşmasını sağladı. Köy Enstitülerinin sağlık alanında getirdiği büyük yenilik ‘Bölge Dispanserleri’ tasarısıdır.  Köy Enstitüleri’nin aydınlanma bilim ve akıl yolunda önemli kazanımlar sağladığını kaydeden Albayrak,  “Köy Enstitüleri’nde sınıf kitaplıkları, geniş çaplı okul kitaplıkları vardı ve kitaplıklar kütüphane koluna seçilen öğrencilerce yönetilirdi. Günlük çalışma çizelgesine göre öğrenciler sınıflarda özgür okuma yapardı. Okumalar ders dışı kitaplar üzerinde yoğunlaşırdı. Kitaplıklar arı kovanını andırırdı. Her öğrencinin yılda en az 20-25 kitap okuması istenirdi. Hasan-Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olduğu aynı dönemde çevirttiği 500 dolayında dünyadan seçme klasikler en çok okunanlar arasındaydı.  Öğrencilerin şiirleri, yazıları yayın kolunun çıkardığı duvar gazetesi, enstitü dergi ve gazetesinde yayınlanırdı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde ‘Köy Enstitüleri Dergisi’ yayım kalitesiyle öne çıkmıştı” ifadelerine yer verdi.

TÜRKİYE’NİN GEÇMİŞİNDEKİ YARIN

Albayrak, enstitülerin Türkiye’nin geçmişindeki yarın olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Köy Enstitüleri Türk eğitiminde bir çığır, unutulmayan bir aydınlanma devrimidir. Altı yıl süren kısa yaşamında çağdaş uygarlığın gerektirdiği eğitim konularına eğilmiş, iş içinde öğretim yöntemi ile yurt dışında da tanınmıştı. Binlerce köy, milyonlarca köy çocuğu okula, eğitmene, öğretmene kavuştu… 81. kuruluş yıldönümünü kutlarken, insanı özgürleştiren, yaşama sevinci veren, üretici, dayanışmacı, laik, demokratik ve karma eğitim kurumu olarak Köy Enstitülerinin, günümüzde ve gelecekte adı ne olursa olsun mutlaka çocuklarımız için yeniden eğitim cenneti olarak bu topraklarda boy göstereceğine yürekten inanıyoruz.   Köy Enstitüleri yoksul halkın korkuyu yenmesi yolunda atılan en önemli adımdı. Köy Enstitüleri destanını yazan İsmail Hakkı Tonguç, dünya pedagogları arasında Asya Kıtası’nın en büyük eğitimcisi seçilmiştir. Cumhuriyet eğitim devrimini yaratan Mustafa Kemal Atatürk, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Âli Yücel ve burada adlarını tek tek veremediğimiz Köy Enstitülü eğitim kahramanlarının anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

18

Bir solukta rahatla…

Leylek’in niyeti belli!