“Magna Charta Libertatum”: Janusz Korczak

korchzak
Hayrettin FİLİZ
3 Aralık 2022

 

Kuru göz yaşlarını icat etti

ve bunu bulan kişi aslında,

dünyada sonun başlangıcını keşfetti

kırgınlığı, yıkımı ve insanlığın bitişini…” (Yehuda Amihay’ın şiirinden /Çev: Tilda Levi)

Janusz Korczak, asıl adı Henryk Goldszmit olan (22 Temmuz 1878 – Ağustos 1942) Polonyalı , Yahudi bir yazar, çocuk doktoru ve pedagogdur . 1908 yılında Korczak, Wilczyńska Yetimleri Derneği Yardım Kuruluşu’na katılmış ve 1911-1912 yılında kurduğu “Dom Sierot”da; yani Varşova’daki Yahudi çocuklar için kendi tasarımı olan yetimhanesinde, çocuk parlamentosu, çocuk mahkemesi ve çocukların yayınladığı gazete ile çocuklar için bir tür cumhuriyet kurmasıyla pedagoji tarihine geçmiş bir insanlık anıtıdır. 1926 yılında Korczak, günlük Polonyalı -Yahudi gazetesi Nasz Przeglad’ın (Bizim İnceleme) haftalık ekinde ve diğer bir gazete “çocuklar için çocukların yayınladığı Mały Przeglad”da (Küçük İnceleme) yazılar yazmaya başlar. 1914-1918 yıllarında, Avrupa’da patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nda Janusz Korszak 36 yaşındadır ve savaşa doktor olarak katılan bir subaydır. Bizi ilgilendiren tarafsa, savaşın o vahşi günlerinde, onun çadırında gece oturup, ilk kitabını o günlerde yazmış olmasıdır. Adı yazıldığı Almanca adıyla, “Wie ein Kind Adamın Lieben Soll” olan ve Türkçe’ye “Bir Çocuk Nasıl Sevilmeli “adıyla çevrilen kitap bu koşullarda yazılmıştır. Korczak kitabında, insanlığın savaş gibi toplumsal dramlardan korunmak için öncelikle bir çocuğun bağımsız bireyler olarak tanıması ve her çocuğun ihtiyaçlarına saygı duyularak, onların dünya insanı olarak yetiştirilmesinde, ebeveynlerin görevleri hakkında fikirlerini kaleme almıştır. Ardından, 1922 yılında, onu tüm dünyaya tanıtan ve artık çocuk edebiyatında bir klasik kabul edilen “Çocuk Kral Matt “ (Lehçe: Król Macius Pierwszy) kitabını yazar. Polonya’da çağdaş ve tarihsel olayların üstü örtülü bir alegorisidir bu kitap… Polonya’daki anti-semitizm büyüyüp çalışmaları iptal edilene kadar, yani 1930’ların ortalarına kadar kendisinin hazırladığı radyo programında çocuklarla ilgili çalışmalarını sürdürür. (Hatta İkinci Dünya Savaşı patlamazdan az önce, çocuklar için yaptığı çalışmalar nedeniyle, 1933 yılında Polonya Restituta Gümüş Haçı ile ödüllendirilmiştir.)

Korczak, çocuklara karşı yetişkinlerin devrim niteliğinde tutum değiştirmesi gerektiğini öne süren ilk pedagoglardan biridir. Onun genel kuramı, bir çocuğun saygı hakkını tanımaktır; herhangi bir çocuğun hemen doğum sonrasında kendi yolunu bulması yetişkinler tarafından desteklenmelidir. Bir yetişkinin rolü, çocuğun diğer yaşamsal hedeflerine ulaşmasında ona deneyim önderi olmasıdır. Ancak çocukların kendi hedeflerine ulaşmaları için yetişkinin geleneksel ve dogmatik vurgudan kaçınmaları gerektiğini unutmamak koşuluyla…

Bir Çocuk Nasıl Sevilmeli” kitabı şu cümle ile başlar:

Diyorsunuz ki: “Çocuklar rahatsız edici.” Size açıklık getireyim: “Her zaman kendi algılarınıza göre bakıyorsunuz da ondan rahatsız oluyorsunuz… Hatalısınız. Aslında çocukların kendi algıları ve idealleri vardır ve ona kulak vermeyen siz yetişkinler hatalısınız belki de?”

Asık suratı, az konuşan mizacıyla, çocuklara hayatını adamak için bir aileye sahip olmayı reddeden ve hiç evlenmeyen Janusz Korczak kısa tiyatro oyunları ve denemeler yazmaya başlar. Bu denemeler sosyalist dergi “Glos” (Ses) gibi büyük Polonya dergilerinde düzenli olarak yayınlanır. Korczak, kendi benzersiz yorumlarını ekleyerek, İsviçreli eğitim reformcusu Johann Pestelozzi ve Alman pedagog Friedrich Fröbel tarafından geliştirilen çocuk yetiştirme yöntemlerini kimsesiz çocuklar için uygular. Çocuğun yaratıcı hayal gücünün gelişmesi için onun tüm baskı unsurlarından korunması temelinden hareket alan bu uygulamaları izleyen Korczak’ın asistanlarından Hanna Mortkowicz-Olczakowa, Korczak ve yöntemini günlüğüne şöyle kayıtlar;

Kalbinde sadece aşk dolu olan bir baba gibi, kriz anında bir güneş gibi görünür ve hemen bir yolunu bulup sorunu çözerdi.”

Korczak; umutsuz, yoksul ve istismar edilmiş bir kökenden gelen yetim çocukların özellikle davranışlarına yansıyan sağlık sorunlarını dikkatle izlemiş ve aynı zamanda onların, girişken, hayattan korkmayan, özgüvenleri yüksek insanlar olmaları için çaba harcamıştır en çok. Çocuklarının, disiplini korku tehdidini kullanmadan işleten liderlerine (“Mister Doktor”) lakabını takmış olmaları boşuna değildir.

Bu düşüncelerini, “Magna Charta Libertatum” (Çocuk Yasaları) adıyla işletmeye koyar Doktor Korczak. (Daha sonra Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi adıyla anacağımız ortak deklarasyonun özüdür bu girişim) Sadece 3 maddeden oluşur yasalar. Çocuğun kendi ölümüne karar verme hakkı, çocuğun kendi günlük yaşantısını düzenleme hakkı ve çocuğun kendi gibi olma hakkı, çocuk olma hakkı!

İlk madde çocuğun öğrenme için gerçekleştireceği tüm deneyimleri sınırsızca yapma hakkının verilmesini içerir. Doktorluk yaptığı yıllarda çokça karşılaştığı bir olgu olan, aşırı korumacı ve buna bağlı olarak yetişkinlerin çocuklara birçok alanı yasaklamasını bu maddenin ortaya çıkmasına neden olarak gösterir Korczak. “Çocukların hastalanmaması için beyaza boyalı odalar, özenle seçilmiş oyuncaklar… Tüm bunlar çocukların iyiliği için alınan ama çocukların yaratıcılığını yerle bir eden önlemlerdir” diye yazar notlarına Doktor.

İkinci madde, bir çocuğun neye ihtiyacı olduğunu en iyi kendisinin bileceği temelinden hareket alır. Kimse dışarıdan çocuğa neye ihtiyacı olduğunu komutlamamalıdır. Çocuğun kendi sorumluluğunu alamaması ve kendine özgüven geliştirememesi, yetişkinlerin böylesi müdahalelerinden kaynaklanmaktadır Korczak’a göre. “Bu tıpkı bir devletin halkına üstten bir algı ile ihtiyaçlarını emretmesine ve dayatmasına benzer” der Doktor.

Üçüncü maddeyse, çocuk eğitiminde kullanılan metodların çoğunun, çocuğu baskı, yasaklama ve kısıtlamayı içerdiğine dair bir maddedir… Bu durumda çocuğun gelişimi tam olarak gerçekleşmemiş olur. Çünkü deneyimleme yoluyla öğrenmek yerine, sürekli başkalarının öngörüleri ve kuralları çerçevesinde öğrenmek zorunda kalır çocuk. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, eğitimcinin her bir çocuğu ihtiyacı, bireysel özellikleri, ilgi alanları çerçevesinde bire bir teşvik etmesi ve yönlendirmesi olmalıdır Korczak’a göre.

(Meraklısına Not: 20 Kasım günü Dünya Çocuk Hakları Günü olarak anılmaktadır. İlk metin 1924 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’dir. Bu bildirge, 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi olarak güncellenmiş ve 20 Kasım 1989 tarihinde daha geniş olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile değiştirilmiştir. 54 maddeden ve bu maddelerin fıkralarından oluşan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, günümüzde çocukların haklarını korumak için en geniş kapsamlı hukukî metin durumundadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de altına imza attığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre her birey 18 yaşına kadar çocuktur. Bunun çiğnenmesini mazur gösterecek herhangi bir açıklamanın geçerliliği yoktur!… Bunun dışında çocukların; yaşama ve gelişme hakkı, bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişim hakkı, insana yakışır bir yaşam standardına erişim ve istismar ve ihmalden korunma hakkı, ekonomik sömürüden ve her türlü uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı, eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı gibi onlarca hakkı vardır.)

Zavallı Korczak; o da, fikir üreten her devrimcinin başına gelen oportünist saldırılardan kurtulamamıştır… Antiseministler ve komünistler onun kurumları ve uygulamaları için “yeterince komünist değildi” derken, aynı zamanda Yahudi olan Korzcak için siyonistler “Filistin’de yeni bir hayata karşı çocukları yönlendirmemekle” onu eleştirmişlerdir. Dindar Yahudilerse, “asimilasyonist Yahudilerin çok fazla olduğunu” söyleyerek Korczak’ın yetimhanelerinde “yeterli din yoktur” eleştirisiyle, bu insanı yücelten adamı desteklemezler… Janusz Korczak, savaşın, insan onurunu ayaklar altına aldığı bu günlerde, bütün “yukarıdan” gelen düşünceleri reddediyordu. “Yahudi cenneti” düşüncelerini reddettiği gibi, bir sınıfın egemenliği anlamına gelen “Aryan cenneti” de reddediyordu… Onun çocuklarda aradığı, ideal demokratik bir sistem içinde, evrensel bir kardeşlik düşünün gerçekleşebileceği umuduydu.

İşte bu düşünceyle 1923 yılında yazdığı ünlü çocuk kitabı “König Hanschen”(Çocuk Kral adıyla dilimize çevrilmiştir. Milliyet Çocuk Yayınları, Çev: Cemal Demirer, İstanbul, 1975) bu düşüncelerini savunmak için çocuk edebiyatı tarihine, -belki de- burjuva kültürüne karşı en dik duran çocuk kitaplarından biri olarak kayıtlanmıştır. Kitapta, çocuk yaşta kral olan bir çocuğun devlet aygıtının hantallığını görmesi ve saraydan kaçıp, süren savaşın çirkin yüzüyle karşılaşması konu edilir. Aslında uzmanlar kitabın Polonya tarihinin allegorik bir eleştirisi olduğu fikrinde birleşirler.

1939 yılında İkinci Dünya Savaşı patlak verince, Korczak, Dom Sierot’sundaki, Nazi Almanyası’nın kan damlayan dişlerinden çocuklarını korumak için daha fazla şeyler yapmak zorunda hisseder kendini. Naziler 1940 yılında Varşova Gettosu’nu yarattığı zaman, onun yetimhanesi gettonun içinde kalır… Bir süre vahşetten uzak kalmayı başaran Dom Sierot ve Korczak, insanlığın büyük bir utanç yaşadığı bu günlerde daha fazla korunamaz savaşın vahşetinden…

5 Ağustos 1942 günü, 192 yetim çocuk (196 diyen kaynaklar da vardır) ve yaklaşık bir düzine personeli Treblinka imha kampına götürmek için Dom Sierot’ya Alman askerleri gelir. Dom Sierot binasının sağlam kalan ve komuta merkezi yapılmaya uygun olduğu için boşaltılmasını istedikleri yalanıyla… Korczak’a, hem doktor olması, hem de “sicilinin temiz olması” adına aryan tarafında olduğu ve ülkeyi terk ederse ona dokunulmayacağı söylenir. Yani kendisine yaşama fırsatı sunulur. Korczak hayatını adadığı çocuklarını terk edemeyeceğini söyleyerek bu teklifi reddeder…

Ani baskın karşısında Korczak ve asistanı Stefania Wilczynska, çocukları sakinleştirmeye çalışır. Gettonun Yahudi güvenlik görevlilerinden çocukların toplanması için süre isteyen Korczak, sadece 15 dakika alabilir.

Korczak’ın hiçbir çocuğu saklamak gibi bir niyeti yoktur. Çünkü daha önceki günlerde, dolaplarda ya da gizli duvarların ardından saklananların yakalanınca getto sokaklarında vurulduğunu görmüştür. Çocukları sakince sıraya girmesini sağlar. Bilinmeze doğru yapılan yolculukta, çocuklarının yanında onlarla en sevdikleri kitaplar ya da oyuncaklar hakkında konuşmaya devam eder Doktor Korczak. Çocuk topluluğu, tüm gettoyu yürüyerek geçerken, bu insanlık vahşetine tanık olan kaldırımlardakiler, onurlu bir ölüme gidişi, göz yaşları içinde ve insanın içini parçalayan bir duyguyla izlemektedirler.

Korczak, yetimlerini grup halinde ve tarihe geçen bir yürüyüşle Umschlagplatz’a (ölüm kamplarına giden trenlerin kalktığı alan) ulaştırır… Umschlagplatz’da görevli bir SS subayı onu, en sevdiği çocuk kitaplarının yazarı olarak tanır ve kaçması için yardım teklif eder. Subay, Nazi yetkililerinin bile reddedemeyeceği kadar birikimli biri olan Korczak için “özel bir muamele” yapabileceğini bildirir Korczak’a… Ona son derece saygılı ve resmi davranır. Ancak, Korczak yapılan teklifi yine reddeder. O çocuklarıyla birlikte Treblinka Toplama Kampı’na gidecek olan trenlerden birine biner ve bir daha ne kendisinden ne de çocuklarından haber alınamaz.

O gün yola çıkan 192 çocuk ve on öğretmenden hiç kimse kurtulamaz. Başlarında Korczak’ın olduğu gurup, Treblinka’da bir gece bile geçirmeden, gaz odalarında hayatını kaybeder. Savaşın ardından, Polonya, İsrail, Almanya ve diğer birçok ülkede Janusz Korczak’ın adını yaşatmak ve öğretilerini yaymak için kurumlar kurulur. Korczak, UNESCO tarafından ‘yılın insanı’ seçilir.

Bu dramatik hikâyenin kahramanı ve çocuklar için yazmayı yaşam amacı sayan Korczak için, yıllar sonra asistanlarının birinin tuttuğu not defterlerinde, benim içimi sonsuza kadar sızlatacak bir küçücük not bulunur. Notta şunlar yazılıdır. Biri Korczak’la, onun yazarlığıyla ilgili bir soru sorar.

Son zamanlarda bir şey yazmıyor mu Mister Doktor?” Yanıt çok kısadır.”Bombalar altında yaralanmış ve sadece hayatta tutmaya çalıştığı insanlar için bulamayacaklarını herkesin bildiği halde, sırf o insanlara moral katmak için sadece reçeteler yazıyor şimdilerde” …

Belki çok önemli bulunmayabilir ama bir küçük ayrıntıdan daha söz etmek isterim. Naziler Varşova Gettosu’ndaki Yahudileri yakalarına ya da kollarına bir “Yahudi yıldızı” takmaya zorlamıştı. Bu dayatmayı kabul etmeyen Korczak ve çocukları, 1923’te yazılan “Çocuk Kral” kitabındaki aykırı Kral Matt’ın kendisine bayrak olarak kabul ettiğinin aynısını, Dom Sierot’da kendilerinin imal ettikleri bir büyük mavi bayrak yaptılar. Mavi, özgürlüğün rengidir onlar için. Bayrağın bir tarafında Çocuk Kral ve onun krallığını temsil eden çiçekler, diğer tarafında da Davud’un büyük yıldızı vardır. Treblinka’ya kalkan trenlere bu bayrağın peşinden gittiler. Büyük bir gururla… O tarihi yürüyüş için “caddenin taşları bile ağlıyordu” diye yazdı yıllar sonra tarihçi Yehoshue Perle…

Türkiye’de pek tanınmayan bu inanç yüklü insanı daha yakından tanımak isteyenler için Andrzej Wajda’nın, 1990 tarihli ve 1 saat 50 dakika süren “ Korczak” isimli filmini izlemelerini öneririm…

Yazımızı Korczak’ın en güzel sözlerinden biriyle bitirelim; ”Çocuklar ve yetişkinler diye bir ayrım yoktur…Sadece insanlar vardır.”

Empati

Çevremiz ve sağlığımız