Metin Oktay’ı kendi kaleminden okuyun

metin-oktayi-kendi-kaleminden-okuyun
Mazlum VESEK
5 Şubat 2020

Metin Oktay’ın ardından bıraktığı tek kitaba ulaşmam zor oldu. Oktay’ın satırlarını okuduğumda usta bir kalemin satırlarını okur gibi oldum. İşte “Top ve Ben” kitabı

TOP VE BEN- METİN OKTAY

Gelelim Metin’in kendi kaleminden çıkan kitaba. Doğrusu kitabın ‘künye’ bilgileri konusunda çok sıkıntılıyım. Öncelikle, yıllardır kitabı aradığımı belirtmeliyim. Türkiye’deki 25 büyük kütüphanede ve 50’den fazla sahafta yaptığım araştırmadan sonra hiçbir sonuca varamadım. Yoktu. Yazık ki, Metin Oktay’ın kaleminden çıkan tek kitap yoktu. Galatasaray Müzesi’nden bir türlü destek alamadım. İzmir’den İstanbul’a kulüple bağlantı kurup derdini anlatmak büyük mesele oldu. Telefonlarda ilgili birime bağlanmak için 15 dakika bekletildiğim oldu. Tekrar aramalarda sonuç yoktu. Nihayet, Spor Yazarı Ahmet Çakır’a ulaştım ve bütün mahcubiyetimle destek istedim. Çakır’a minnet borçluyum. Kitabı bana ulaştırdı ve artık arşivimde var.
Kitapta, bir yayınevi adı yok. Basım tarihi yok. Sadece Ergun Gürsoy’un verdiği destek ile ilgili bir not var.
Kitabı okuyup bitirdiğimde Metin Oktay’ın yazarlığı mecburi ihmal etmiş güçlü bir kalem olduğunu gördüm. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, Hakan Dilek, Metin Oktay’ın dost sohbetlerinde Can Yücel’den ve Nazım Hikmet’ten şiirler okuduğunu yazmıştı. Şimdilerde kitap okuyan futbolcuya rastlamak zor iken, yazınımızın güçlü isimlerini okuyan bir Metin Oktay vardı bir zamanlar. Kitabın girişi onun ne denli güçlü bir anlatıcı olduğunun ispatıdır:
“Top ve ben… Biz ikimiz, çocukla oyuncağı değildik. Hikayemiz öyle başladı ama yıllar geçtikçe ‘oyun’dan müsabakaya, ‘maç’lardan ‘şampiyonalar’a yöneldi. Önce oyundu, sonra ‘iş’ oldu. Birlikte çok güzel şeyler ürettik adı ‘gol’dü. (…) TOP VE BEN, seyirci dediğimiz o muhteşem sevdalılar topluluğuna hiçbir zaman ödenemeyecek manevi borçların da bir anlamda minnetle, sevgiyle teyit edilmesidir.”
Oktay, masal tadında ama gerçek olduğunu unutturmadan, bir tamirci çırağı edasıyla anlatıyor, top ile olan macerasını:
“Ben vururum, o gider…
O gider, ben giderim…
O ilk vuruşla birlikte yolum da değişti, hayatım da…
(…)
Çaresiz, kader bağlamıştı bizi.”

Metin Oktay, asıl anlatıya geçmeden önce hayat ile ilgili felsefesini aktarıyor. Felsefe yapmak için değil şüphesiz. Yürekten kopup gelen sözler; ama bilgelik ve insanlık dolu:
“İnsan Ömrü dediğiniz nedir ki?
Bir ömür boyu kavga…
Yaşama kavgası, ekmek kavgası, kısacası var olma kavgası. Bazen düşünürüm, bir ömür boyu kavgaya değer mi, diye…
Bazen de kutuplardaki, kızak köpekleri arasındaki rekabeti, onların arasındaki büyük kavgaları düşünürüm….O büyük doğa savaşında, o kızak köpeklerinin mücadelesini bilir misiniz?
Kutuplardaki kızaklarda kuraldır. En kuvvetli, en dirayetli, en dayanıklı köpek kızağın önüne geçer. Kırbacı ise arkadaki köpekler yer. (…)
Kutup köpeği, kızak esiri Big’e benzeyen insanları düşünüyorum. Düşündükçe beynim yumak yumak oluyor. Sanki hiç çözülemeyecek bir yumak…
Hadi köpekler neyse… Peki, insanlar niye kavga ederler bu güzelim dünyada?”
Yoksul insanların mutluluğu
Tam da yoksul insanların mutluluğunu anlatır Metin. Yokluğa rağmen çocukluk güzeldir. Margarin yağlı ekmeğin üzerine serpilen toz şeker, yemeğin salçasına batırılan ekmek çocuk Metin’i mutlu etmek için yeterlidir. İlkokul yıllarından itibaren Sait Altınordu hayranıdır. Ama güzel bir topu bile yoktur. En çok da buna üzülür. O zamanlar yaşadığı hayatı, yorgun bir küfenin dibindeymişçesine düşünüyor.
Çok ilginçtir ama; Metin Oktay’ın hayatındaki kırılma noktasının bir otomobilin üzerine sıçrattığı çamurdan sonra olduğunu görüyoruz. Öfkeli ve saygısız otomobilin ardından bakarak, “Sen de kirlet bakalım, n’olacak” der.
Bu anısını İslam Çupi’ye anlatan Metin Oktay’ın karşısına şöyle bir yazı ile çıkacaktı:
“Halbuki o üstü başı berbat edilen delikanlı 7 yıl sonra Türk futbolunun bir numaralı Metin Oktay’ı olmuştu. O zamanın Metin’i ile İstiklal Caddesi’nin şimdiki Metin’i arasında, insanı mukayese çılgını yapacak bir uçurum vardı. Ama o rıhtımın kabuğuna çekik delikanlısı sözünde durmuş ve bir zaman sonra Türkiye’nin en çok tanınan ilk beş adamı arasına girmeye muvaffak olmuştu…”
Fuarın ay ışığı altında bir topçu
Metin Oktay, şöhretin ve krallığın tozlu, zorlu, dolambaçlı yollarına girmeyi şüphesiz İzmir’e borçludur. Öyle ki, onun futbol yaşamının başlangıcı olan 1951 yılında her gece herkesten gizli fuara yamalı bir topla girip çalışır. Metin’i bu tekli antrenmanlarda, bir adam keşfeder. Adeta büyülü bir andır Metin için. Hayranı olduğu, çocukluğunun kahramanı Sait Altınordu 8 numaralı formayı giymişti, hep, metin, 1951 yılında Damlacık Spor’da 8 numaralı formayı giyerek sahalara çıkar.
İlk kazandığı parayı Arif Hantal’dan alır. Alaçatı ile yapılan özel maçta iki gol atan Metin’e Arif Hoca, kırmızı bir iki buçukluk verir. Bu onun kazandığı ilk paradır.
Hayat, sanki ona ille de Galatasaraylı olacaksın, demiştir. Öyle ki, öncesinde Beşiktaş’la yolları kesişir. Beş yıl karşılığında 6 bin lirayı isteyen Metin’e, Beşiktaş yöneticisi Sadri Usuoğlu adeta kükrer: “Ben o parayı Recep’e vermedim be! Sen kim oluyorsun? Bir Recep Adanır mısın yani?”
Gerçi Galatasaray da ilkin bu parayı vermez. Ama Metin’ böyle kötü davranmamışlardır.
İzmirspor’a transfer olan Metin’i Galatasaraylılar seyretmeye geldiğinde İzmir’in en önemli gündem maddelerinden biri olur. İzmirliler Metin’in gitmesini istemiyordur. Burada uzun uzadıya bu olayı aktarmayacağım ama; Metin’in transferi yine fazla pahalı bulunur. O günün Galatasaray yöneticisi Necdet Çobanlı, bu para mevzuu için 31 yıl sonra bir yazısında, “Affet beni kral” diye yazar.
Beş yıl karşılığında Galatasaraylı olduğunda transfer ücreti 1949 model mavi renkli bir taksidir. Metin, bu aracın ticari plakalı olmasını ister. Çünkü çalıştırıp ailesini geçindirmek, katkı koymak zorundadır.
Ağları parçalayan bazuka
Metin’in hayatı, futbolcuya kız verilmeyen yılların bir parçacı hikayesidir. Ama sonunda zafer ve başarı olan hikayedir.
Metin’in kendini tarif edişi bir parça da dışarıdandır. Kendisini övmeyi sevmediği ortadadır; ama bir gol var ki, kim olsa övünür. 10 Haziran 1959’da Fenerbahçe ağlarını yırtan gol yüz binlerce Galatasaraylı için efsane olur; ama bir o kadar Fenerbahçeli’yi de ağlatır. Metin Oktay o golü, “Ağları parçalayan bazuka” olarak tarif eder.
Metin Oktay’ın Galatasaray sevdası denince de şüphesiz, Galatasaray’ı evliliğe tercih etmesidir. İleride ele alacağımız “Taçsız Kral” filmindeki o meşhur diyalogu kim unutabilir:
-Karar ver artık ben mi Galatasaray mı?
-Galatasaray, çünkü o daha vefalı…
Anlattıklarımızın daha fazlası şüphesiz kitap var. Metin’in sevgi ve vefa dolu satırlarını okuyun…
Yarın:
-Taçlı Kral Metin Oktay-Ahmet Çakır
– Atıf Yılmaz’ın Taçsız Kral Filmi

Efsaneler ölmez Metin Oktay 84 yaşında

chpnin-ocak-kongreleri-yarin-basliyor

Tiyatroda son perde!