“Mizah yaşadığımız hayatı sorgulamalı”

mizah-yasadigimiz-hayati-sorgulamali
Mazlum VESEK
16 Ocak 2020

Türk mizahının önemli kalemlerinden Yeşil, mizahın toplumlara göre farklılık gösterebileceğini söyleyerek, güldürdüğü gibi sorgulamaya sevk etmesi gerektiğini de söyledi

İzmirli mizah yazarı Ahmet Zeki Yeşil ile ‘Mizah’ı konuştuk. Mizah, nereye gidiyor? Mizahın içinde bulunduğu durum nedir? Yeşil, mizah yolculuğuyla birlikte sorularımızı yanıtladı. Keyifli ve faydalı bir söyleşi oldu.   Yeşil, mizahın muhalif yönüne dikkat çekerek, “Mizah, ekonomik-sosyal-politik problemlere dikkat çeker. Günlük hayatımızdaki çarpıklıkları ve aksaklıkları gösterir. Düşünme biçimi sağlarken yaşadığımız hayatı sorgulatır” dedi.

 -.-Günümüzde, komik olan her şeye ‘Mizah’ deniliyor. Sizce, bu doğru mu? Eğer doğruysa, bizi güldüren herkes mizahçı mı? Bir mizah yazarı olarak görüşünüz nedir? 

         Öncelikle belirtmem gerekir ki, komik olan her şey mizah değildir. Güldüğümüz her şeyi mizah kapsamında değerlendiremeyiz. Dolayısıyla, bizi güldüren/gülümseten herkes de mizahçı değil. Peki, mizah nedir? Mizah toplumlara, sınıflara ve uluslara göre farklılık gösterdiği için pek çok tanımı yapılabilir. Ben, “Mizah, insanları güldürürken düşündürme sanatıdır” diyorum. Burada amaç düşündürmek, araç güldürmektir. Amaç güldürmek olsaydı, insanları güldüren her şeyi mizah kapsamında değerlendirmek gerekirdi. Sonuç olarak, gülmeyi sadece tüketim malzemesi olarak görmek doğru değildir. Gülmeyi işe yarar hale getirmek gerekir.

Mizah, ekonomik-sosyal-politik problemlere dikkat çeker. Günlük hayatımızdaki çarpıklıkları ve aksaklıkları gösterir. Düşünme biçimi sağlarken yaşadığımız hayatı sorgulatır. Mizah, zeka gerektirir. En önemli özelliği, muhalif kimliğidir. Daima haklının ve güçsüzün yanındadır. Bu nedenle, “Mizah, zayıfın güçlüye karşı kullandığı bir savunma silahıdır” denilebilir.

Mizahın ustaları, mizah hakkında şunları söylemişler:

Aziz Nesin, “Mizah, bir kızgınlık eseridir. Mizah deyince halk yararına işlevi olan görevci mizahı anlıyorum.”

Rıfat Ilgaz: “Mizah bir tavırdır, bir tutumdur, bir davranıştır. Topluma, doğaya bakma biçimidir.”

Muzaffer İzgü: “Gülmece, sınıfsaldır, sınıfını bilmeyen gülmece başka yere hizmet ediyor demektir.”

Oğuz Aral: “Mizah öyle bir şeydir ki, adamın fiyakasını bozar.”

Bahsetmekten çekindiğimiz ölüm, hastalık, cinayet, doğal afetler, savaş ve akıl sağlığı gibi konuları ele alan mizaha “Kara mizah” diyoruz. Kara mizahta acılık ve burukluk vardır. Bu nedenle, incelik ister. Mizahçı buna dikkat etmezse yanlış anlaşılabilir. Bilindiği gibi mizah, sadece yazıyla yapılmıyor. Karikatür, fotoğraf, heykel, tiyatro ve sinema ile de yapılabilir. Ben, mizahın yazılı kısmıyla ilgileniyorum. Az önce tanımını yaptığım mizahı benimsemeyenleri, yani gülmeyi sadece tüketim malzemesi olarak görenleri mizahçı olarak adlandırmıyorum. Tabii, farklı düşünenler olabilir.

Mizah yolculuğunuz nasıl başladı?

Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü’yü okuyarak büyüdüm, diyebilirim. Ancak sorunuza daha net bir yanıt verebilmek amacıyla, ortaokul yıllarına dönmek istiyorum… Günaydın Gazetesi, “Ustura” adlı haftalık bir mizah eki (1969-71) veriyordu. Aziz Nesin’in öykülerini, ilk olarak bu dergide okudum. Sonradan öğrendiğime göre, dergiyi hazırlayan da kendisiymiş. Lise yıllarımda ise, dönemin efsane mizah dergisi Gırgır’ın sıkı bir takipçisiydim. Çünkü ben de bir şeyler karalamaya başlamıştım. İlk mizah yazımın lisedeyken bu dergide yayımlanması beni çok cesaretlendirdi. Bu cesaretle, sonraki yıllarda yazmaya devam ettim. Hatta 1980 yılı başlarında, mizah öykülerimden oluşan bir dosyayla Muzaffer İzgü’ye gittim. Dosyama hemen bakacak durumda değildi. Daha sonra, çok kez uğradım kendisine. Ancak dosyama bakma fırsatı olmamıştı.  Dosyamı uzunca bir süre sonra aldığımda, artık benim için konunun heyecanı kalmadı. Zaten öykülerim dergilerde yer bulmaya başlamıştı. Dergileri hep önemsemişimdir. Çünkü o tarihlerde edebiyat dergileri birer okul gibiydi.

Sizce, nasıl mizahçı olunur? Mizah, öğrenilir mi?

Mizah içten gelen bir duygu, doğuştan gelen bir özelliktir. İnsanın mizacından geldiği için bilgi değildir, edinilemez. Ancak bu yetenek varsa zamanla geliştirilebilir. İyi bir mizahçı olmak için mizah ustalarını çok okumak, çok çaba göstermek gerekir. Bilgi birikimini arttırmak şarttır. Destek verenlerin ve yüreklendirenlerin katkısını da önemsemeliyiz. Mizahçı için edebiyat eğitimi önemlidir; ama tek başına yeterli değildir.

Değişmeyen tek şey, değişmektir. Mizahta ne değişti, nasıl değişti?       

       Evet, her şey değişiyor…  Mizahtaki değişimi anlatmak için gençlik yıllarıma, yani 80’li yıllara dönmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin anti-demokratik uygulamaları, toplumun geniş kesimine büyük mağduriyetler yaşattı. Doğal olarak, mizah bundan olumsuz etkilendi. Bu dönemde mizahçılar, siyasi konuları işleyemedi. Gündelik konulara yönelince magazinleşme olgusu ortaya çıktı.     

 1983 yılında, yani Anavatan Partisi’nin iktidar olmasıyla birlikte mizahta kıpırdanma başladı. Siyasi mizah ürünleri arttı. Ülkedeki sosyal sorunlar (örneğin işsizlik) ele alınırken liderlere dayanan espriler yapılmaya başlandı. İnsan ilişkileri ve kısa yoldan köşeyi dönenler konu edildi. Bu dönemde adını duyuran mizahçılar arasında Sadık Şendil, Kandemir Konduk ve Muzaffer İzgü  bulunmaktadır.

1990’larda, siyasi göndermelerin yanında absürt konular ve cinsellikle ilgili espriler sıkça karşımıza çıktı. Süreç içerisinde cinsel içerikli mizah yaygınlaştı.

2000’li yıllarda ise Cem Yılmaz, cinsellik üstüne diyaloglarıyla dikkat çekti. Bu dönem, sosyal konulara giren; ancak politik konulardan uzak duran bir mizah anlayışı oluştu. Argo ve küfür de, mizahın içinde yerini aldı. Geyik esprilerle güldürme peşinde olan bu mizah anlayışında bir karşı duruş olmadı.

2020’li yıllara girerken… Mizahçıların, siyasi mizah yapma konusunda kendilerini özgür hissettiklerini söyleyemeyiz. Mizahta bir çoraklaşma yaşanıyor. Hayatın hızlı akışı ve internetin yaygın olarak kullanılmasıyla çabuk tüketilen günlük bir mizah anlayışı ortaya çıktı. Estetik anlayıştan uzak, halktan kopuk, sahici olmayan bir mizah… Mizahçıların önemli bir kısmı bel altı şakalardan besleniyor. Argo ve küfür olmazsa olmazı. Bir dünya görüşü de yok. İnsanlar uzun metinlerden kaçar oldu. Bakıp geçiyor, gülüp geçiyor. Düşünecek zaman yok, akılda kalan bir şey yok. Her şeyde olduğu gibi mizahta da kolaycılığa kaçılıyor. Dönemin yeni akımı capsler (tek kareye veya art arda sıralanmış fotoğraf ve resimlere düşülen notlar) buna bir örnektir. Capslar, karikatür okuma alışkanlığımız için bir tehdit oluşturuyor. Paylaşarak ilerleyen şaka tarzıyla, milyonlarca insanın üretimi söz konusu.  Pek çok sektörde olduğu gibi mizahta da bir sınıf atlama derdi var. Suya sabuna dokunmadan, etliye sütlüye karışmadan yapılan mizah, ister istemez güçlü olanın tarafında yerini alıyor. Bu da, egemen sınıfın amaçladığı bir gülmece. Acı ama gerçek, genel olarak baktığımızda mizahın geldiği nokta bu!

Günümüzde, “Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü’nün mizah anlayışıyla mizah yapılmıyor” diyenler haklı. Halk yararına işlevi olan mizahı benimseyen mizahçı sayısı az. Adını andığımız mizah ustalarının ortak özelliği, bir dünya görüşlerinin olması ve konularını halkın içinden seçmeleridir. Ben de kendimi, bu anlayışla yazan az sayıdaki mizahçılardan biri olarak kabul ediyorum.

Sizce, mizah edebiyat içerisinde yeterince yer buluyor mu?

Mizah, edebiyat içerisinde yeterince yer bulmuyor. ‘Mizah ürünü, edebiyat kapsamı alanına girmez’ şeklinde bir algı var. Ancak bu durum, yeni değil. Geçmişte, Aziz Nesin de aynı konuya değinmişti. Edebiyat dergilerinin mizaha ayırdığı yere bakın, anlarsınız. Ben, elimden geldiğince edebiyat dergilerinde öykülerimle görünmeye çalışıyorum. Yani, bu algının değişmesi için çaba gösteriyorum. Öykülerim önce dergilerde yayımlanıyor, sonra kitap haline geliyor.

Kitaplarınızdan ve mizahınızdan söz eder misiniz?

İlk kitabım mizah kitabı olacaktı, şiir kitabı oldu. Çünkü, bazı şiirlerim sosyal medyada başkalarının adıyla paylaşılmıştı. Yayınevi sahibi öncelikle şiir kitabımın basılmasını önerince kabul ettim. Mizah kitaplarım, ‘Erguvan Zamanı’ adlı şiir kitabımdan sonra geldi. “Memleket-i Harika” ile “Hunili Kral” öykülerden oluşuyor. Öykülerimin tamamı dergilerde yayımlandı sonra kitap oldu. Mizah denemelerimi, “Senkronu Kaçmış Gülüşler” başlıklı kitabımda topladım. Deneme, çok okunan bir tür olmadığı için bu kitabım yeterince anlaşılamadı. Son kitabım “Nasrettin Hoca Aramızda”, adından da anlaşılacağı üzere fıkralardan oluşuyor. Nasrettin Hoca günümüzde yaşasaydı karşılaştığı olaylara ve kişilere ne tepki verirdi ne söylerdi? Bu sorunun yanıtı kitapta.

Öykülerimde, hayatın yükünü taşıyan insanların sorunlarını anlatıyorum. Acıyla kahkahanın yan yana olması için çaba gösteriyorum. Öykülerimi, kişilerden hareketle değil, olaylardan hareketle yazıyorum. Şahıslar üzerinden günümüze göndermeler yapmıyorum. Bugün eleştirdiğiniz insanlar, 20 yıl sonra olmayabilir. Belden aşağı esprilere kesinlikle yer vermem. İnsanların özeline ve kutsalına bulaşmam. Eleştiri her zaman var. Argo ve küfre karşıyım. Eğer öyküdeki karakter açısından gerekliyse, o zaman bunu kabalaşmadan/öyküdeki estetiği bozmadan yapmaya çalışıyorum. Çünkü kitaplarıma büyüklerden çok çocuklar ilgi gösteriyor. Bazı okurlarım öykülerimi, Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü’nün öykülerine benzetiyor. Bu da beni mutlu ediyor.

Mizahın iyileştirici gücü var mı? Bu konuyu açar mısınız?

Çoğumuz, mizahın iyileştirici gücünün farkında değiliz. Mizahta umut var, yaşama sevinci var. Gülmenin ve espri yapmanın spor yapmak kadar vücudumuza olumlu etkisi olduğu biliniyor. Mizah, bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor, kalp ve damar sağlını iyileştiriyor. Kasları gererek kas gerginliğini azaltıyor. Beynimizin her iki tarafını harekete geçirerek yaratıcılığımızı ve problem çözme yeteneğimizi artırıyor. Gülme/kahkaha ile insan beyninde doğal morfin yerine geçen endorfin üretildiği söyleniyor. Endorfin ise, morfinden çok daha güçlü ağrı kesici.

         Kitap fuarlarına ilişkin ilginç anılarınız olmuştur. Kısaca anlatır mısınız? 

        Kitap fuarlarında, okurlarımla aramda ilginç diyaloglar geçiyor. Kimi komik, kimi düşündürücü. Bunları unutmamak için not alıyorum. İşte iki örnek:

Elimde kalem, küçük okurlarımdan birine kitabımı imzalıyorum. “Dur! Karalama” deyince şaşırdım. Duraksayınca çocuk konuşmasına devam etti: “Karalanmış kitap almam.”

Çocuklar, bulunduğum standın önünde kitaplarımı karıştırırken gülüyorlar. İçlerinden biri, onlardan ayrı, bir kenarda sessizce bekliyor. Ona, “Sen de bakabilirsin” dedim. “Abi ben gülmek istemiyorum” dedi. “Neden?” diye sordum. Karnını tutarak, “Ameliyatlıyım…” şeklinde yanıt verdi.

 Söyleşinin sonuna geldik. Okurlarınız adına soruyorum, yeni bir kitap projeniz var mı? Son olarak, hem bu konuda hem de genel olarak ne söylemek istersiniz?

Evet, yeni bir mizah öyküleri dosyası  var. Ancak ekonomik nedenlerden dolayı, yayın dünyasının durumu iç açıcı değil. Bu nedenle, biraz ağırdan alıyorum.  Sonuç olarak, geç de olsa okurla buluşacak tabii.

Son olarak söyleyeceğim şu… Gerçek mizahçılar, mizahı tüketim malzemesi olarak gören anlayışa karşı direnmeli. Kendi değerleriyle barışık daha çok ürün vermeli. Ben şahsen, mizahın geleceğinden umutsuz değilim. Çünkü okura düzgün ve kaliteli ürünler sunduğunuzda ilgi gösteriyor. Bunu, kitap fuarlarında açıkça görüyorum.

 

 

İZMİRSPOR

Bir gemi kalkar bu limandan

Deve güreşi saçmalığı