Savaş için yapılan sığınak bile yoğun bakım olacak!

Serkan AKSÜYEK
14 Eylül 2020

*** Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamalarda günlük bin 700 civarında açıklanan yeni vaka sayısı, tahminlerin çok üzerinde. Çin’de Koronavirüs’ün ilk görüldüğü şehre atfen “Türkiye’nin Wuhan’ı” denilen Ankara’da, Bilkent Şehir Hastanesi’nde görevli bir doktorun anlattıkları dikkat çekecek cinsten.

*** Sadece başkentte günde en az 2 bin yeni vaka olduğunu söyleyen deneyimli hekim, “Görev yaptığım Ankara Şehir Hastanesi’nin 10’ar katlı MH1 VE MH3 kuleleri tamamıyla Covid+ hastalarına bakıyor. Hastane inşa edilirken yerin metrelerce altında yapılan, savaşta da nükleer saldırı zamanında sahra hastanesi olarak kullanılması için planlanan sığınakta da 400 yataklı yoğun bakım ünitesi için hazırlıklar başladı” dedi.

Türkiye’nin korona virüs ile mücadelesi iyi başladı ama kötüye gidiyor…
1 Haziran’da başlayan normalleşme sürecinde vatandaşların virüs tehlikesini umursamadan pandemi öncesindeymiş gibi hayatına devam etmesi, yeni vaka sayılarının hızla artmasına neden oluyor.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sosyal medya hesabından her akşam paylaştığı günlük vaka sayısı bin 700 civarında… En düşük vaka sayısını 2 Haziran günü 786 vaka ile yakalayan Türkiye’de salgının kontrolden çıktığını söylemek şu an için hatalı olur.
Ancak bakanlığın açıkladığı rakamların sahada karşılık bulmadığı da bir gerçek. Bakan Fahrettin Koca haklı olarak “Maske-Mesafe-Hijyen” uyarısı yapıyor ve kalabalıklardan uzak durulmasını öğütlüyor. Ancak kendi partisinin milletvekillinin bin 500 kişilik çalgılı çengili düğün yapması, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Giresun’da binlerce insanı mitingde toplaması, kalabalığa çay paketleri fırlatması ciddi bir inandırıcılık sorunu yaratıyor. Bu manzaraları gören vatandaşa uyarılarda bulunmak, pratikte bir işe yaramıyor.
Bu hafta hepimizin aklındaki sorulara yanıt arayayım istedim.
Öyle ya, hükümetinin açıkladığı verilerin gerçeği yansıtmadığı adeta “toplumsal bir doğru” olarak algılanırken, sahada görev yapan doktorlarımız ne düşünüyordu?
Resmi açılışı 14 Mart 2019 günü Tıp Bayramı’nda yapılan 3 bin 810 yataklı Ankara Şehir Hastanesi, başkentin içinde adeta kovid-19 başkenti işlevi görüyor. 10 binden fazla sağlık personeli ve destek personelinin çalıştığı, 10’ar katlı altı kuleden oluşan hastanede görev yapan doktorumuz A.B, Ege Telgraf’a çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“Tahmin edebileceğiniz” sebepler yüzünden doktorun açık kimliğini yayınlamıyorum. Ancak dile getirdiği iddialara karşılık Sağlık Bakanlığı’nın bir cevabı olursa sütunlarımızın açık olduğunu da hatırlatmak isterim.
İşte gerçekleri tüm açıklığı ile anlatan doktorun açıklamalarından sütunlarımıza yansıyanlar…

// SIRA SIĞINAĞA GELDİ

Ankara’daki vaka sayılarında ciddi bir artış olduğunu biliyoruz. Görev yaptığınız Ankara Şehir Hastanesi’nde durum nasıl?

A.B: Ankara’da adeta salgının merkez üssü konumundayız. Türkiye’nin en büyük sağlık kompleksi olan hastanemizde 10’ar katlı toplam 6 blok kule bulunuyor ve 10 binin üzerinde sağlık personeli ve idari personel görev yapıyor. MH1 ve MH3 kuleleri olarak adlandırdığımız kuleleri tamamıyla kovid-19 testi pozitif çıkan ve hastalık bulgusu olan hastalara tahsis ettik. Testi pozitif çıkan ancak bulgu ve belirtisi olmayan hastalar ise Beysukent’te bulunan otelde gözetim altında tutuluyor. Hastanenin yükü tahminlerin çok üzerine çıkınca, rezerv alanların yoğun bakıma tahsis edilmesi için çalışmalara başladık. Geçen sene hizmete açılan hastanemiz, Türkiye’nin bir savaşa girmesi ya da nükleer saldırıya maruz kalması halinde bile kesintisiz hizmet verecek şekilde inşa edildi. Bu kapsamda yer seviyesinin metrelerce altında bulunan sığınak ve sağlık hizmeti vermek üzere planlanmış rezerv alanların yoğun bakım ünitesi haline getirilmesi için harekete geçildi. Bu alan 400 yataklı yoğun bakım hizmeti verebilecek büyüklükte. Alanın kullanılması için hazırlıklar tamamlandı. Çok yakında ekipman siparişleri verilecek. Ankara Şehir Hastanesi kompleksi bünyesindeki hastane birimlerinde toplam 700 yoğun bakım yatağımız var. Yeni rezerv alanların devreye girmesi ile yoğun bakım kapasitemizin yüzde 50 artması mümkün.

// ORAN 1/10 OLMASI GEREKİRKEN…

Sayın Sağlık Bakanı’nın açıkladığı verilerde her gün bin 700 civarında vaka sayısı olduğu görülüyor. Ancak basında ve kamuoyunda bu rakamların gerçeği yansıtmadığı görüşü hâkim? Sizce gerçek rakamlar nelerdir?

A.B: Sistem şu şekilde işliyor: Kovid şüphesi ya da bulgusu ile herhangi bir hastaneye başvuran vatandaş hemen hastaneye yatırılmıyor. Test sonucu pozitif ise evinde karantinaya alınıyor ve filyasyon çalışması başlıyor. Dolayısıyla “Türkiye’de günlük vaka sayısı nedir?” sorusunu cevaplarken, evlerde karantina altına aldırılan tüm vatandaşları dikkate almamız lazım. Bir de şöyle bir istatistiki gerçek var: Bakanlığın açıkladığı verilerde “Ağır Hasta” olarak belirtilen sayı bin 300 civarında. Bu sayı ile günlük vaka sayısı arasında oran dünyada on kata yakındır. Yani ağır hasta sayısı, yeni vaka sayısının yüzde 10’u kadardır. Bizde ise oran iki kat bile değil. Açıklanan vaka sayısında biraz düşüş yaşandığı günlerde, nerdeyse başa baş konuma yaklaşıyor. Bunun olabilmesi tıbben ve istatistiki olarak mümkün değil. Ayrıca yeni vaka sayısı ile iyileşen hasta sayısı arasındaki fark giderek açılıyor.

// ANKARA’DA EN AZ 2 BİN VAKA

Bakanın meşhur turkuaz rengi tablosundaki veriler nasıl oluyor da bu kadar düşük olabiliyor?

A.B: Doğrusu bunu biz de bilmiyoruz. Bu durumu “ekonomi iyiye gitmiyor” vs gibi açıklamalarla izah etmek de bana saçma geliyor. Vatandaş neyin ne olduğunu biliyor ve çember giderek daralıyor. Her şeyi bir tarafa bırakın, açın cep telefonunuzu, “Hayat Eve Sığar” aplikasyonundan Ankara’daki pozitif yoğunluk ve risk parametresine bakın. Ankara’nın neredeyse tamamını kırmızı renkte göreceksiniz. Pandeminin ilk döneminde bize uzak olarak gördüğümüz kovid, artık apartman komşumuzda, mahallenin esnafında, çocuğumuzun arkadaşında, akrabamızda görülmeye başlandı. Sahada filyasyon yapan arkadaşlarımızdan gelen haberler de rakamların gerçeği yansıtmadığı yönünde. Ayrıca bu ekiplerinde görev yapan arkadaşlarımızda da vaka sayılarının artması, filyasyon çalışmalarının sekteye uğraması sonucunu doğuruyor. Bu durumda kendi hastanemden örnek verecek olursam; kovid pozitif hastalara ayrılan iki blokta minimum bin 200 hastamız var. Beysukent ile birlikte düşündüğünüzde en az bin 800 hasta yapıyor. Her gün akın akın hasta ye da test yaptırmak isteyen vatandaş geliyor.

Ankara Şehir Hastanesi bu yükü kaldırabilecek kapasitede mi?

A.B: Pandemi döneminde Ankara Şehir Hastanesi’nin hizmet veriyor olması büyük şans. Çünkü hasta odalarımız en fazla iki kişi olacak şekilde planlanmış durumda. Ancak Ankara’da Zekai Tahir Burak, GATA, Keçiören, Etimesgut ve Sincan gibi devlet hastanelerimizde de yoğun şekilde test yapılıyor ve hasta kabul ediliyor. Bu hastanelerde görev yapan arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiler de iç açıcı değil. Hastanelerin test kapasiteleri de düşünüldüğünde sadece Ankara’da en iyimser tahminle 2 bin yeni vaka tespit edildiğini söylemem mümkün. Ankara’nın özellikle organize sanayi bölgelerinden kafileler halinde pozitif vaka geliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki vaka artışlarını da düşünürseniz, ülkedeki toplam yeni vaka sayısı ile açıklanan rakamlar arasında adeta uçurum var. Vatandaşlarımızdan ricamız, rahatsızlıkları aciliyet taşımıyorsa lütfen poliklinik muayenelerini bir süre ertelesinler. Hastanelere gelerek hem sağlık personeli üzerindeki iş yükü hem de virüs bulaşma riskleri artıyor.

// KAPANANLAR AÇILACAK

Ankara’da hastanelerin yetersiz kaldığı ve daha önce kapatılan hastanelerin yeniden açılacağı iddiaları var. Bu yönde bir hazırlık var mı?

A.B: Evet var. Ankara Şehir Hastanesi açıldıktan sonra kapatılan Numune Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi ve Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sadece kovid pozitif hastalara hizmet verecek şekilde yeniden açılması düşünülüyor. Ancak bu kısa sürede olacak bir iş değil. Mesela kapatılan Numune’de çoğunlukla hasta odaları 6 kişilikti. Siz altı kovidli hastayı aynı odada tedavi edemezsiniz. Mutlaka binanın fiziki yapısında da düzenleme yapılması lazım. Hadi bunları da yaptık diyelim, bu hastanelere tahsis edilecek sağlık personeli; doktoru, hemşiresi, hastabakıcısı var mı? Bu konuda ciddi sıkıntı var.

// O HEMŞİRELER YENİDEN GÖREVE

Basında, son dönemde sağlık personellerinden istifa edenlerin ya da tükenmişlik sendromuna girenlerin sayısında artış olduğu yazılıp çiziliyor? Doğru mu bu haberler?

A.B: Kısmen doğru. Evet, son altı aydır tüm sağlık ordumuz insan üstü bir performans sergiliyor. Tatili geçtim, haftalık iznimizi bile doğru dürüst yapamıyoruz. Çoğumuz artık ayaklarımızın üzerine basamaz noktadayız. Pandeminin ilk döneminde çok zorunlu olan haller dışında sağlık personelinin istifa etmeleri yasaklanmıştı. Şimdi öyle bir durum yok ama istifa furyası yaşanıyor da diyemem. Benim hastanemde üroloji, beyin ve sinir ile dahiliye servislerinde üç doktor arkadaşımız, geçen ay istifalarını verdi. Sıkıntı, meslekten soğuma değil, aşırı çalışma şartlarında. Mesela benim görev yaptığım hastane kompleksinde; çocuk, kadın doğum, nöroloji, onkoloji, yüksek güvenlikli adli psikayatri gibi ayrı ayrı hastaneler var. Bizim bölümün 16 olan yoğun bakım yatak sayısı 24’e çıkardık. Ama aynı kadro ile hizmet vermeye devam ediyoruz. Üç kişinin yapabileceği işi bir kişi yapıyor. Bu nedenle hepimiz zaman zaman tükenmişlik durumuna düşebiliyoruz. Çalıştığımız ortamlar hem enfeksiyon riski yüksek hem akın akın hasta gelen hem de insanların bizden müdahale beklediği alanlar. Sayıca yetersiz kalıyoruz. Bakanlık yaşanan sıkıntıyı elle tutulur şekilde hissedince diğer alanlarda görevlendirilen hemşireleri de saha hizmetinde görevlendirmeye başladı.

Kim bu hemşireler?

A.B: Bu hemşireler, kadrosu bizim hastanelerimizde olduğu halde geçici görevle Ankara’daki bakanlık ve kamu kurumlarında çalışan ve adeta memurluk yapan hemşire arkadaşlarımız. İktidar partisi ile doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olan ve bu görevlendirmeleri sağlayabilen arkadaşlar bunlar. Bakanlık bu arkadaşları yeniden hastanelerde ya da filyasyon ekiplerinde taze kan olarak görevlendirmeye başladı.

// ÇOCUKLARIMIZLA SINAMAYIN

Yetkililer ve siyasi iktidardan en önemli beklentinizi öğrenebilir miyim?

A.B: Doktor, hemşire ve diğer sağlık personelinin en önemli ve hepsinin ortak sorunu çocuklarımız. Hemşire arkadaşlarımızın pek çoğunun eşi de kamu görevlisi. Eşleri asker ve polis olanlar da var. Bizlerin yaşadığı strese, çocuklarımızı bırakacağımız yer stresi de ekleniyor. Testi pozitif çıkan ve evine gidemeyen arkadaşlarımız var. Çocuklarımıza bakacak bakıcılar, anne ya da babanın sağlık personeli olduğunu duyunca konuşmak bile istemiyor. Kreşler kapanmasın diye adeta dua ediyoruz. Yetkililerden ricamız, bizi evlatlarımızla sınamasınlar. Bu sıkıntımızı giderecek çözümlerin üretilmesini talep ediyoruz.

BİR KEZ DAHA TEKRARLIYORUM! BELEDİYELER VEFAT SAYILARINI AÇIKLASIN

Bir devlet için en kötü durum, açıklanan verilere vatandaşının inanmaması, hatta gülüp geçmesidir. Bu durumda çözüme ulaşmak sandığımızdan da zor demektir.
Korona belasıyla ilk tanıştığımız günlerde de bakanlığın vefat ve yeni vaka sayılarının gerçeği yansıtmadığı yoğun şekilde tartışılıyordu. Bu sütunlarda bir öneride bulunmuş ve belediyelerin vefat sayılarını acil olarak açıklaması gerektiğini belirtmiştim (Bknz, Ege Telgraf, 20.4.2020).
Bu noktada başta İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere mezarlıklardan sorumlu tüm belediyeleri önemli bir görev bekliyor. Belediyelerin vaka ve test sayıları hakkında bilgi sahibi olması elbette mümkün değil. O konu Sağlık Bakanlığı’nın tasarrufunda. Ancak il ve ilçelerdeki mezarlık ve defin hizmetleri belediyeler tarafından yerine getiriliyor.
Kovid-19 tanısıyla vefat edenlerin normal cenazelerden çok farklı şekilde toprağa verildiklerini de biliyoruz. Bu naaşlar özel giysili elemanlar tarafından kefenle değil tabutla gömülüyor. Ailesinden sadece birkaç kişinin cenazeye katılmalarına izin veriliyor. Hatta mezarlık görevlileri tarafından cenaze sahiplerine “Altı ay sonra cenazenizi alıp başka bir kabristana defnedebilirsiniz” denildiği de biliniyor.
İşte bu kayıtların şeffaf şekilde kamuoyu ile gün gün açıklaması gerekiyor.
İzmir’de o gün kaç kişinin vefat ettiği, bu cenazelerden kaçının normal şekilde toprağa verildiği, kaçının Kovid-19 kaynaklı özel şekilde gömülen cenaze olduğu, kaçının şehir dışına gönderildiği kamuoyu ile paylaşılmalı.Bu durumda Sağlık Bakanlığı verilerinin sağlamasını kolaylıkla yapabilmemiz mümkün hâle gelecek.

Türk edebiyatının karanlık 33 yılı-12

elon-musk-neuralinki-anlatti

Elon Musk gibi düşünmek