Şengil’in kaleminden edebiyatımızın portreleri

Mazlum VESEK
8 Haziran 2021

Öykü yazarlığından çok yayımcılığıyla tanınan Salim Şengil’in portreleri edebiyat tarihimizin ve bir dönemin Ankara’sının kültür-sanat düzeyini göstermesi açısından bir değer ifade ediyor

Salim Şengil’in “Anılarda Kalan Portreler” kitabının yeni baskısı elime geçtiğinde aklıma Ara Güler geldi. Usta foto-muhabiri (bu onun tabiridir) “100 Yüz” kitabında şöyle der: Eğer ben bu insanların fotoğraflarını çekmese idim, Türk Edebiyatı yüzsüz (100süz) kalacaktı.

Ara Güler’in edebiyat hafızamıza hizmeti öyle büyüktür ki, her fotoğrafın hikayesi bile sayfalar dolusu sürecek güçtedir. Türk edebiyatının zenginliğine her zaman inanmış ve bazı dönemleri incelerken edebiyatımızın heyecanı ve renkliliği karşısında bir o kadar hayranlık duymuşumdur. Özellikle 1950-60 yılları arasındaki canlılık kanaatimce yeteri kadar anılara yansımamıştır. Gazetelerdeki tefrikalar dahi henüz yeteri kadar incelenmemiştir. O nedenle Ara Güler’in senaryo kadar etkili fotoğraflarını olduğu kadar Salim Şengil’in yazın ve yayımcılık hayatı içinde not ettiği portreleri de önemsiyorum. Edebiyatımız adına ne kadar çok anı, belge, fotoğraf, mektup yayımlanırsa edebiyat tarihimiz o denli aydınlanır.

ANILSINLAR BÖLÜMÜ

H2O Yayınları’nın yeniden okuyucuyla buluşturduğu kitap ilk defa 30 yıl önce basılmış. Yeni baskıya “Anılsınlar” başlıklı bir bölüm eklenmiş. Bu bölümde Fethi Giray, Arkadaşım Orhan Kemal, Anılarda İki Çocuk (Nadir Nadi için), Abidin Dino Üzerine başlıklı anma yazıları eklenmiş. Sunuşta bu bölümle ilgili şu notlar yazılı:

Bu yazıları alıp almama konusunda kararsızlığa düştüğümüzü itiraf etmeliyiz. Ne var ki bu eklemeyi yapmazsak da bazı bilgi ve duygular belki de yok olacaktı. Örneğin Nadir Nadi ile Salim Şengil’in Kayaköy’de zaman dışı buluşmasını hiç bilmeyecektik. Nadi’nin çocukluğuna gitmesi için Şengil’in öyküsünü okuması yetmiş ve onunla buluşarak bu duyguları tekrar ve daha derinlemesine yaşamak istemiş, Kayaköy onlar için Proust’un kurabiyeleri işlevini görmüş.”

Şengil’in girişte “kendisiyle” yaptığı ilginç bir söyleşi var. Şengil’in edebiyat dünyasında altı çizilmesi gereken bir çok yazarın kitabını bastığını belirtelim. Anıları geç yazmasının nedenini şöyle anlatıyor:

Aslında ben karşı değilimdir anı yazılmasına. Ne var ki, ne zaman elimi dağarcığıma atsam, yazmaya niyetlensem, elim ateşe değmiş gibi olur. Önce şu ‘otursan’ dedikleri sözcüğün altını çizelim. İşin düğüm noktası burada. Yazın dünyasına girdiğim 1938 yılından bu yana kaçmaktan kovalamaya hiç vakit bulamadım ki!”

Anıların-portelerin bir diğer özelliği genç Cumhuriyet’in yeni başkenti Ankara’ya dair çok bilgi içermesi. Açıkçası, Ankara’nın 1923-1950 arası dönemi ve bu dönemde sanat adına ortaya konulan gayretler daima dikkatimi çekmiştir. Her konuda “başkent” olma asaletini pratikte elinden bırakmak istemeyen İstanbul’a rağmen, Ankaralı yazar ve yayımcılar burada başka bir gayretin içinde olmuşlardır. Bu portrelerde bunu da okuyabilirsiniz. Sadri Ertem, Orhan Veli, Nurullah Ataç, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtklı Tarancı, İlhan Berk, Suat Taşer’le ilgili anılar daha çok bu dönemi kapsar. 1960’lar ve sonrasına dair de Hasan Hüseyin, Yılmaz Güney, Demirtaş Ceyhun gibi isimlerin portreleri öne çıkıyor.

SALİM ŞENGİL KİMDİR?

Sıdıka Hanım ile makine ustası Recep Şengil’in oğlu olarak 1913 yılında Selânik’te doğdu. Yazar Nezihe Meriç’in eşidir. Ortaokulu İzmir’de okudu, daha sonra Ankara Lisesi’nden (1938) mezun oldu. Banka memurluğu ve Tan gazetesinde muhabirlik (1935-36) yaptı. Ardından Ankara Radyosu’nda tiyatro sanatçısı olarak çalıştı. Eşi Nezihe Meriç’le birlikte Seçilmiş Hikâyeler (1947-1957) ve Dost dergilerini yayımladı. “Toprağa Dönüş” adlı hikâyesi ile 1939’da Halkevlerine mensup genç muharrirler arasında düzenlenen küçük hikâye yarışmasında dereceye giren Şengil; 1944 ve 1945’te Ankara Halkevi Öykü Yarışması’nda birincilik ödülünü, “Komşumuz Bulgaristan” adlı röportajı ile 1972 Türk Dil Kurumu Basın Dil Ödülü’nü kazandı. PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Nâzım Hikmet Vakfı, Dil Derneği ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan yazar, 28 Haziran 2005’te öldü.

Salim Şengil; Yeni Edebiyat, Servet-i Fünun (Uyanış), Ses, Yeni Ses, Oluş, Ülkü, Varlık, Yürüyüş, Büyük Doğu, Pınar, Gün, Yığın gibi dergilerde yayımladığı hikâyeleriyle edebiyat dünyasına adım attı. İlk hikâye kitabı Kafasını Törpüleyen Adam’ı 1943 yılında neşretti. Uzunca bir aradan sonra hikâyelerini Es Be Süleyman Es (1983), Güzel Bir Oyun (1983), Savrulup Gidenler (1987), Penceredeki Işık (1992) kitaplarında bir araya getirdi. M. Sadık Arslankara, Şengil’in hikâyeciliğini şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Öykücülüğünün başlangıcıyla sonraki yılları arasına neredeyse kırk yıla varan bir zaman girmeseydi, herhâlde çok başka bir yerde duruyor olurdu Salim Şengil… Ama şimdi yaşadığınız bu tuhaf aykırılık karşısında şaşakalıyorsunuz. Salim Şengil yaşamıyor belki ama Türk öykücülüğünü parıldatan birkaç yıldızdan biri olarak öylece aydınlatıyor yolumuzu. Ekin yaşamımızın takımadası Alpay Kabacalı, onun için şöyle demiş yıllar önce: ‘Salim Şengil… Öykünün gizli nabzı.’ Bu nabızda atan bütün bir Türk öykücülüğü…” Hikâyelerinde daha çok ustası kabul ettiği Memduh Şevket Esendal’ın etkisinde kalan yazar kendisi ile yapılan bir söyleşide, 1980’lerde hikâyeye yeniden dönüşünü şu cümlelerle açıklamıştır: “Giderek: ‘Ben yazmasam da olur. Yeni, genç öykücülerin ortaya çıkması ne güzel bir çaba… Bana bu yeter’ demeye başlamıştım. Yazmadığım, yazamadığım gerçekten iyi oldu. Uzak durduğumu sandığım anda öykücülüğün yoğunluğu içindeydim. Bu ara veriş olgunlaştırıyor insanı. 1980’lere geldiğimde yazamadığım, belleğimde oluşan öyküler beni tedirgin etmeye başlamıştı. Yeniden başlarken öykü anlayışım geçen zaman içinde değişmişti. ‘Duvarda tüfek varsa o patlamalı’ yargısına ulaşmıştım…”

YAYIMCILIK VE DERGİLER

Bununla birlikte Şengil, hikâyelerinden çok yayıncılığı ile ön plana çıktı, ismi daha çok yayımladığı Seçilmiş Hikâyeler (66 sayı, 1947-1957) ve Dost (102 sayı, 1957-1973) dergileri ile özdeşleşti. Yayıncılığa başladıktan sonra daha az hikâye yazmaya başladı. Ankara’da yayımlanan bu dergilerde, uzun süre yalnız hikâye ve hikâye üzerine yazılara yer verdi; Bilge Karasu, Vüs’at O. Bener, Nezihe Meriç ve Tarık Dursun K. gibi 1950 kuşağı öykücülerinin ortaya çıkmasına olanak sağladı. 1953’ten sonra şiir, deneme, eleştiri, tiyatro ve plastik sanatlara açılan dergi, özel sayılarıyla da dikkat çekti. Dergide sinema, tiyatro, müzik yazılarının yanı sıra İkinci Yeni şairlerine de derginin tutumunu belirleyecek ölçüde yer verdi. Çıkardığı her iki derginin de modern Türk şiiri ve öykücülüğünün gelişmesinde önemli payı vardır.

Bir Rüzgâr Esti (1946) adlı bir tiyatro eserine imza atan yazar, biri Türkçe diğeri Almanca olmak üzere iki hikâye antolojisi hazırlamış, portre-hatıralarını ise 1991 yılında Anılarda Kalan Portreler adı ile kitaplaştırmıştır.

İzmir için BAL vakti

yokten-universite-hastanelerinde-calisan-saglikcilara-ek-odeme-talebi

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil