Ustalarımdan Cihan İşisağ

Mazlum VESEK
21 Ocak 2020

İlkhaber gazetesinin tatlı sohbet anlarından birindeyiz. Sabit (Özkeser) ağabey, hararet ve hüzün karışımı bir sesle dünyada ideolojilerin bittiğini anlatıyor. Murat (Yıldız) ağabey çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi klavyeyle kavga ediyor; ama gözlüklerindeki yansımadan oyun oynadığı görülüyor(!). Ama lafa dahil olmaktan da geri kalmıyor. Düşünceden kopuk gazeteciliğin geldiği halden dert yanıyor. Bu arada haber merkezine Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürümüz Cihan (İşisağ) ağabey giriyor ve ben, “Hoş geldin, Cihan ağabey” diyorum. Yalnız, benim “Hoş geldin”im burada bitmiyor. Ezberimde Nazım Hikmet’in “Hoş geldin” şiiri var ve baştan sona hepsini okuyorum. Bütün gazete ahalisi için gazeteye adım atmanın seremonisine dönüşmüş. Cihan ağabey, gülümseyerek bana doğru geldi ve başımı okşadı. O da sohbeti başka bir yerden açtı ve Nazım Hikmet’i gençliğinin ilk yıllarında ne kadar çok okuduğunu anlatmaya başladı. Tabii, Nazım Hikmet’in ne denli yurtsever bir şair olduğunu da söyledi.
İlkhaber gazetesinde tanıdığım mesleğimdeki ilk ustalarım hayatımdaki en büyük şansım oldu diyebilirim. Ama bu ustalar içinde Cihan İşisağ’ı ayrı bir yere koymak gerekir.
Yıl 2005 ve meslekte çok yeniyim. Gazetecilik anılarını anlatan her meslek büyüğüm, ilk yıllarından ne kadar hırpalandıklarını anlatırlar. Yazı işleri ve şeflerin acı sözleri ancak uzak hatıra olduğunda tebessümle anlattıkları anlardır. Gel gelelim ben İlkhaber gazetesi ortamında bu anlamda incitici bir şey yaşamadım. Ustalarım, sevecen ve öğretmeye gayretliydiler. Bütün beceriksizliklerim onlar için en fazla şu sözle ifade edilirdi: “Olsun, düzeltiriz, bir şey olmaz”.
Böyle bir ortamda motivasyonum hiçbir zaman düşmedi.
Cihan ağabey de bana aynen böyle davrandı. Ancak, bunlardan fazlası onun bana özellikle sabah saatlerinde anlattıkları olurdu. Cihan ağabey, gazeteye herkesten önce gelirdi. Yerel ve yaygın bütün gazeteleri önüne çeker, sayfa atlamaksızın okurdu. O günlerde, rutin veya özel fark etmeksizin bütün haberlere imza atma hevesindeydim. Cihan ağabey, bir sabah, “Oğlum, bu gazetede her sabah senin iki-üç haberde imzanı görünce doğrusu gurur duyuyorum” dedi. Hem mutlu olmuştum hem şaşırmıştım. Çoğu Adana kent haberi olan bu haberler ne kadar önem taşıyordu ki, Cihan İşisağ gibi deneyimli bir gazeteci bunu önemsiyordu.
Cevabını ileriki günlerde bir yemek masasında verdi.
Yaz tatili bitiyordu ve Erzurum’a okula dönecektim. Cihan, Murat ve Sabit ağabey beni aralarına katarak Adana Garı’ndaki Devlet Demir Yolları tesisine yemeğe götürdüler. Uzun bir sohbet oldu ve Cihan ağabey, “Evladım, gerçekten çalışkan bir gençsin. Hiç yorulmadan bir günde birkaç habere gittiğini ve onları yetiştirdiğini de gördüm. İmzanı şimdi rutin haberde bile önemsiyorsun, ileride bu sana yeterli gelmeyecek. Onun için bu gayretinle gurur duyuyorum” dedi.
Sadece bunlar söylemedi: “Kitap okumayı seviyorsun. Bu iyi. Ama her türden insanın sohbetine dahil ol. Onları dinleme konusunda sabırlı ol…”
Cihan ağabeyin İlkhaber gazetesiyle yolu yer yer ayrıldı yer yer kesişti. Durum ne olursa olsun, bağımız kopmadı. Ben Çukurova’dan ayrılıp İzmir’e yerleştiğimde de telefonla görüşmeye devam ettik. Dertleştiğimiz de oldu memleket meselelerini konuştuğumuz da…
Her seferinde Cihan ağabeyin, o merhametli ve sevgi dolu yanını gördüm. Çok karizmatik bir ses tonuyla konuşur ve sözünü sonuna kadar dinletir. Boşa giden bir sözü yoktur. Gerek meslekte gerek kendi hayatındaki tecrübeleri gençlere aktarmakta samimidir.
Bu arada çok güzel evlatlar yetiştirmiştir. Oğlu Soner Deniz’le dost olduğumuz kadar kardeşçe bir dayanışma içinde de olduk. Çocuklarından İrfan ve İnanç’ı da hatırlıyorum. Sanki birini eksik bıraktım; ama Cihan ağabeyim bu kadarcık hafıza kaybını hoş görür sanırım.
Bu köşedeki fotoğrafı da 2005 yazında Erzurum’a gideceğim günlere yakın çekilmiştik. O günlerden bugünlere iyi ki saklamışım.
Yolumu aydınlatan, özverisini esirgemeyen Cihan ağabeyime ve ailesine sağlıklı bir hayat diliyorum…

12, 15, 27, 32, 137

Ah şu Suriyeliler