“Yeni dönemde romanımız Kurtuluş Savaşı’nı ele almıyor”

Mazlum VESEK
2 Ekim 2020

Yazar Alper Akçam’la yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümüne yayımlıyoruz. Akçam, Apaydın, Kocagöz ve Bilbaşar’ın Kurtuluş Savaşı’nı ele alışlarını anlattı

Akçam, Kurtuluş Savaşı’yla ilgili belgesel boyutlu kitapların farklı bir kategoride ele alınması gerektiğini ifade etti. Kocagöz’ün romanlarının Ege coğrafyası için önemli bir anlatı içerdiğini de ifade eden Akçam, “Samim Kocagöz yapıtlarında ve diğer romanlarda, emperyalistlerle ve onların Anadolu ayağı levanten burjuvaziyle belli sorunları ve çıkar çatışmaları olan “milli” burjuvazinin bakış açısını bulabilmek mümkündür” dedi. Akçam, son çeyrek yüzyılda Kurtuluş Savaşı’nı ele alan romana rastlamadığını da söyledi

-Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü ve hemen ertesi yıllarında romanımız bu konuyu ele almış mıdır? Ben sadece Halide Edip’in “Türk’ün Ateşle İmtihanı” romanının 1928’de yayımlandığını biliyorum….

Konuya ilişkin çok sayıda roman var… Benim eleştirimi dile getirdiğim Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki yazıda bu kitaplardan hemen tümünden söz edilmiş, yalnızca Talip Apaydın’ın üçlemesinin adı anılmamıştı. En başta söz edilmesi gerekirdi.

Bu romanların bir kısmı, savaş gerilimi içinde, kendilerince (ki nesnel olarak da öyledir), haklı taraftan olaya bakarak, milliyetçi yaklaşımları önde tutarak yaklaşırlar… Talip Apaydın’ın yapıtı böyle bir ön yargıyla yola çıkmıyor… Kurtuluş Savaşı gerçekliğine ve dönemin yaşam biçimine, tarihi ortama en yakın roman bu üçlemedir. Bunlar çok önemli savlar…

Diğerleri üzerine uzun boylu bir yorum yapmak istemem.

-Bu sorudan devamla örneğin Hasan İzzettin Dinamo 1922’den neredeyse yarım asır sonra “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” gibi önemli eserleri kaleme alıyor. Dinamo’nun eski TKP’li olduğunu da unutmadan bu romanı Kurtuluş Savaşı’nın edebi birikimi içinde nasıl ele almak lazım?

Hasan İzzettin Dinamo’nun yapıtlarını birer edebiyat yapıtı saymak ne kadar doğru olur, bilemem. Konumuz “Kurtuluş Savaşı ve Edebiyat” olunca işin rengi değişiyor. Edebiyatı bir söz ve yazı sanatı olarak, dilin kendi içine dönüklüğüyle, şiirsel biçemiyle de değerlendirmek gerekir. Araştırma kitapları, belgesel boyutlu anlatılan farklı kategoriler içinde değerlendirilmeli.

Ayrıca yazarın siyasal kimliğinin yapıtın edebi gücü ya da edebi değeri için bir hareket noktası olarak ele alınmasını da doğru bulmuyorum.

– Samim Kocagöz”ün dışında Kurtuluş Savaşı’nı Ege merkezli anlatan pek az yazara rastlıyorum. Bununla beraber “Mustafa Kemal Paşa’nın Yunan’ı denize dökmesi” toplumsal hafızamızda ciddi bir yer tutar. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Talip Apaydın üçlemesinde Kurtuluş Savaşı yıllarında halkın yüzde seksenini oluşturan köylülük üzerinden bir bakış açısı ve değerlendirme olanağı buluruz. Orada da Akhisar ve çevresi, Ege bölgesi yoğun olarak temada yer alır. Daha çok halk çoğunluğunun yaşadığı köy boyutundan bölgeyi tanırız…

Samim Kocagöz, şehir ve kasaba aydını bakış açısıyla, istilaya uğramış topraklarını kurtarmaya çalışan aydınlar cephesinden sorgular zamanın gerçekliğini ve savaşı. Oysa ki, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra halkın yaşamında çok önemli bir değişim olmamıştır. Talip Apaydın üçlemesi, bu bakımdan da eleştiri hakkını kullanmaktan kaçınmamış bir edebiyat yapıtı olarak okunmalıdır.

Samim Kocagöz yapıtlarında ve diğer romanlarda, emperyalistlerle ve onların Anadolu ayağı levanten burjuvaziyle belli sorunları ve çıkar çatışmaları olan “milli” burjuvazinin bakış açısını bulabilmek mümkündür. Kurtuluş Savaşı başarıyla tamamlanmış ve bu romanlar kahramanca bir coşkuyla kapaklarını kapatmışlardır. Talip Apaydın’ı okuduktan sonra, savaş sonrasını sorgulamayı sürdürürsünüz. Kendini tamamlanmış saymayan bir yapıt gerçek bir edebiyat yapıtıdır… Bu nokta da çok önemli…

-Samim Kocagöz’den devam edecek olursak “İzmir’in İçinde” romanında Kurtuluş Savaşı’nı ve 27 Mayıs Darbesi’ni karakterler aracılığıyla aynı tarihsel izlek içinde ele aldığını okuyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Doğrudur… Tarihsel dizgelem içinde ülkemiz geçmişi belli bir bakış açısından romanda can bulur. Kendi mantığı ve bakış açısı içinde önemli bir tarihi roman olarak ele alınabilir. Bir karşılaştırma yapmak istemiyorum. Yeniden itiraz noktama dönersek, Kurtuluş Savaşı yıllarında toplumsal koşulları ve farklı bakış açılarını bir arada görebileceğimiz en önemli yapıt Talip Apaydın’ın o üçlemesidir. İşi 27 Mayıs’a kadar getirdiğimizde tartışma kendi çizgisinden çıkıyor. Samim Kocagöz de severek okuduğum bir yazardır, burada hemen vurgulamak isterim.

Söz Ege’den açılmışken, Kemal Bilbaşar’ı da anmak isterim. Onun Cemo ve Memo adlı yapıtları bütün çalakalem yazılmış kanısı veren dağınıklığa ve özensizliğe karşın Dersim olayına tam da has bir edebiyat ışığı düşürmeyi başarmış yapıtlardır. Sorun hakkında kafası bulanık olanlara okumalarını öneririm.

-Edebiyatımızın son çeyrek yüzyılında Kurtuluş Savaşı ne şekilde yer buluyor. Takip ettiğiniz kadarıyla paylaşır mısınız?

Son çeyrek yüzyılda okuduğum onca edebiyat yapıtı içinde Kurtuluş Savaşı’nı teması içinde ele alan bir roman ya da öyküye rastlamadığımı söylemeliyim… Belki de var ama ben bilmiyorum.

-Sizi özellikle eklemek istediğiniz bir şey varsa seve seve yer veririz. Teşekkür ederim.

Sizin bu söyleşi için hareket noktası kıldığınız, sözünü ettiğiniz o günkü yazımda neyi anlatmak istediğimi şimdi daha iyi açıklayabilme olanağı buldum. Ben teşekkür ederim.

aykut-yeniceden-korona-acikamasi

Masterchef çıktı mertlik bozuldu

izmir-valisi-herkesin-basina-polis-koyamayiz-herkes-kendi-tedbirini-alsin

Vali dediğin böyle olmalı