Yenilenebilir enerjide yatırımların yeni adresi hidrojen…

Serkan AKSÜYEK
6 Haziran 2022

Dünya genelinde gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin enerji üretimindeki önceliği yenilenebilir kaynaklar oluyor.
Pandemi sonrasında dünya ekonomilerinin yaşadığı çalkalanma, Rusya ile Ukrayna arasında “enerji” başlığını da içeren savaş ortamı, hidrokarbon kaynaklarının dünyaya geri döndürülemez zararlar vermesi, ülkeleri yerli, yenilenebilir ve temiz kaynaklardan enerji üretimi arayışına itiyor.
Bu kaynaklardan en bilinenleri kuşkusuz rüzgâr ve güneş.
Biyokütle ve jeotermal daha az yaygınlığa sahip olmasına rağmen kurulu gücü hızla artan temiz enerji kaynaklarımız arasında yer alıyor.
Çok daha az bilinen bir diğer kaynak ise hidrojen enerjisi…
Yenilenebilir enerji teknolojisinin gelişmesi ve maliyetlerinin azalmasıyla birlikte, hidrojenin üretimi de yaygınlaşıyor.
Hiç kuşkunuz olmasın, tıpkı elektrikli araçların yaygınlaşması gibi, birkaç sene içinde yollarımızda hidrojen ile çalışan kara taşıtlarını göreceğiz.
Fosil yakıtlara karşılık hidrojen üretiminde kullanılan elektrolizlerde büyük bir potansiyel bulunuyor. Küresel elektroliz pazarının 2030 yılına kadar 14 milyar Euro’ya ulaşacağı ifade ediliyor.
Yenilebilir enerji kaynaklarından üretilen hidrojen için, Ortadoğu ülkeleri büyük avantaj taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneş enerjisi yatırımlarını artırarak hidrojen üretiminde söz sahibi olmak istiyor. Başta Avrupa’nın Yeşil Mutabakat’ı olmak üzere dünya genelinde karbon ayak izinin düşürülecek olması, Körfez ülkelerinin petrol gelirlerini azaltacak olsa da, bu ülkeler oluşacak açığı hidrojenle kapatmayı planlıyor.

DÜNYA GENELİNDE 700 İSTASYON

Dünya çapında 700’ün üzerinde hidrojen yakıt ikmal istasyonu mevcut.
Bu alanda Japonya 142 istasyonla lider konumda iken, Japonya’yı 101 istasyonla Almanya ve 73 istasyonla ABD izliyor.
Kara taşıtlarının yanında hidrojenin diğer ulaşım araçlarında da kullanımı artış gösteriyor.
2018 yılında Alstom tarafından üretilen hidrojenli tren Almanya’da faaliyete geçmişti. Geçen yıl Almanya’da hidrojen ile çalışan tren sayısı 14’e yükseldi. İngiltere ve Hollanda’da aynı şekilde hidrojenli trenler yük ve yolcu taşımacılığı yapıyor.
Ulaşıma ek olarak, evsel ve endüstriyel ısıtma ve doğal gazın kullanıldığı alanlar, düşük karbonlu hidrojen talebini artırabilecek sektörler olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda hidrojen alanının farklı boyutlarını da ele alan özel sektör yatırımları ve teşvikler bulunuyor.
Hidrojenin farklı değer zincirlerini çok sayıda proje yürütülüyor.

ALMANYA’DAKİ ÇALIŞMALAR

Almanya’daki Amprion ve gaz ağı operatörü OGE, 2023 yılında devreye girmesi hedeflenen toplam 150 milyon Euro tutarlı 100 MW’lık bir elektrolizör ve Almanya’nın kuzeybatısındaki özel bir hidrojen boru hattı için yatırım planını sürdürüyor. VNG, Uniper, Terrawatt ve DBI tarafından Almanya’daki bir kimya kompleksinin yakınında, 50 milyar metreküp depolama alanı ve özel bir hidrojen boru hattı dahil olmak üzere, elektrolizörlerle birleştirilmiş 40 megavatlık (MW) bir rüzgâr santrali planlanıyor.
ITM Power ve Linde ile oluşturulan konsorsiyum ile Shell’in Köln yakınlarındaki Wesseling rafinerisinde 10 MW’lık polimer elektrolit membran (PEM) elektrolizörü 2020 yılında devreye aldı. Almanya Araştırma Bakanlığı Ocak 2021’de, büyük elektrolizörlerin üretimine denizüstü rüzgâr santralleri ile hidrojen üretiminin birleştirilmesine ve hidrojenin taşınmasına odaklanan yeşil hidrojen üzerine üç büyük ölçekli araştırma projesine toplam 700 milyon Euro destek verildiğini duyurmuştu.
Japonya’nın Fukushima şehrinde, Toshiba tarafından inşa edilen ve yenilenebilir enerji ile çalışan 10 MW’lık hidrojen üretim ünitesi 2020 yılı Şubat ayında devreye alındı.

RES’LERDEN HİDROJEN ÜRETİMİ

Japonya’nın desteğiyle Avustralya’nın Victoria eyaletinde Hidrojen Enerjisi Tedarik Zinciri (HESC) projesi geliştiriliyor. Proje kapsamında linyitin gazlaştırılarak hidrojene dönüştürülmesi ve üretilen hidrojenin Japonya’ya gönderilmesi amaçlanıyor.
Fransa’da enerjiden gaza dönüştürme projesi LesHauts de France projesi, beş yıllık sürede her biri 100 MW’lık beş hidrojen elektrolizör ünitesi inşa etmeyi hedefliyor. Exxon rafinerisinin yanında kurulacak PortJeröme tesisi, yakıtların kükürt gidermesi veya gübre üretimi için petrokimya endüstrisine hidrojen sağlamayı hedefliyor.
Dünyanın farklı ülkelerinden daha pek çok yatırımı sıralamak mümkün.
“Yenilenebilir enerjiden yenilenebilir enerji üretmek” olarak adlandırabileceğimiz hidrojen stratejilerinde rüzgâr enerjisi santrallerinin önemli bir payı bulunuyor.
Siemens Gamesa ve Siemens Energy, Paris Anlaşması çerçevesinde gelecek dönemde dünyanın yüksek miktarda yeşil hidrojene ihtiyaç duyacağı ve yeşil hidrojen üretimi için gereken enerjinin büyük kısmının rüzgârdan sağlanacağı öngörüsüyle iş birliğine gideceklerini açıkladı.
5 yıl içerisinde Siemens Gamesa’nın 80 milyon Euro, Siemens Energy’nin ise 40 milyon Euro tutarında yatırım yapması planlanıyor.

TÜRKİYE HÂLÂ İLGİSİZ

Okurlarımın, “Bu kadar lâf ettin, şimdi söyle bakalım Türkiye bu işin neresinde” dediğini duyar gibiyim.
Aktif gazetecilik yaşamım sırasında tanışmaktan ve söyleşi yapmaktan büyük keyif aldığım Prof. Nejat Veziroğlu, tüm dünyaya hidrojen enerjisini tanıtan, kendi ülkesinde de farkındalık yaratmaya çalışan dünya ölçeğinde bir bilim adamı idi.
2000’li yılların başında Nejat Hoca’nın itelemesi ile kamunun program ve dokümanlarında kısaca da olsa kendisine yer bulan hidrojen enerjisi, sonraki süreçte enerji politikalarının bir parçası olarak görülmedi.
Ancak bu önemli enerji kaynağının farkında olan Türk şirketleri de yok değil.
Hazır bu konuyu ele almışken bir daveti iletmeyi unutmayalım…

KAPSAMLI EĞİTİM BU HAFTA

İzmir Kalkınma Ajansı ile Enerji Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (ENSİA) paydaşı olduğu BEST For Energy projesi kapsamında, hidrojen enerjisi hakkında, 7-8-9 Haziran tarihlerinde çevrim içi olarak kapsamlı bir eğitim çalışması düzenleniyor.
3 gün boyunca gerçekleşecek olan “Hidrojen Teknolojilerine Giriş Eğitimi’nde yenilenebilir ve çevre dostu bir enerji kaynağı olan hidrojen enerjisi hakkında ülkemizin en yetkin akademisyenleri ve şirket temsilcileri deneyim ve bilgilerini katılımcılarla paylaşacak.
Eğitimin son gününde SOCAR Türkiye, Tüpraş gibi kurum ve şirketlerin hidrojen enerjisi özelinde yaptıkları çalışmalar tanıtılacak.
Eğitime ücretsiz kayıt için https://www.bestforenergy.org/HidrojenEgitimi-i-1952 linkini tıklamak yeterli.
Konuya meraklı olan okurların kaçırmamasını öneriyorum.

SADAT’A GÜLMELİ MİYİZ YOKSA ENDİŞELENMELİ Mİ?

Kısa adı SADAT olan Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kapısına dayanmasından bugüne kamuoyunun gündeminden düşmüyor…
Benim gibi kontrgerilla gerçeğini Talat Turhan gibi muhteşem bir adamın yapıtlarından öğrenen ve onun menevi oğullarından biri olmakla her daim gurur duyan biri için, elbette ilgi çekici bir konu başlığı SADAT…
Bu yılın sonbaharında yapılmasını öngördüğüm seçimlerin sonuçlarını etkileyebilecek çapta bir paramiliter güç müdür?

CEVABI ARANAN SORULAR

Yoksa kendilerine bu gücü vehmeden gülünç insanlar topluluğu mudur?
Yanıtı verilmesi gereken iki temel soru bu galiba…
SADAT’ın internet sitesini detaylıca inceleyenler için, iletişim danışmanlarını ağlatacak acemilikte bir manzara ile karşılaşmak mümkün.
Saçma sapan bilgilerle donatılmış ve ergen bir kız çocuğunun berbat ötesi Türkçesi ile seslendirdiği filmler…
Zincir marketlerden eve domates sipariş eder gibi talep edilen kontrgerilla eğitimi paketleri…
“Anahtar Teslim Çözümler” adı altında, bir ülke ordusunun ancak başa çıkabileceği ölçekte işler…
Sözgelimi…
“SADAT’ın tek erden başlayıp, takım, bölük, tabur, alay, tugay, tümen, kolordu, ordu ve kuvvet seviyesi de dâhil birlikleri a’dan z’ye sıfırdan başlayarak kurma imkân ve kabiliyetine sahip” olduğuna dair iddialı cümleler…
Bu iddiayı yine komik ötesi acemilikte bir animasyon filmi ile anlatma çabası…
“Turşu mu kuruyorsun birader” dedirten, insan aklının sınırlarını zorlayan, “Gel bakalım bize bir kara kuvvetleri komutanlığı kur” desek, kuracağını iddia eden bir yapı…
Uzatmayalım.
Merak edenler sadat.com.tr internet sitesinde kısa bir gezinti yapıp bu yazdıklarımın çok daha fazlasına tanık olabilir.

BU ACEMİLİK GÖSTERMELİK Mİ?

Ancak mesele o değil…
Üzerinde bu kadar yoğun tartışma yapılan bir yapılanmanın, bu derece acemice ve çocukça bir vitrine sahip olması beni de işkillendirmedi değil.
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda 20 seneden fazla süre görev yapmış, Albay rütbesi ile emekli olmuş, SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi ile mesai arkadaşlığı yapmış bir ağabeyim ile bu yapılanmayı enine boyuna konuştuk…
“Ne yapmalıyız, gülmeli miyiz yoksa endişelenmeli mi” diyerek kitabın ortasından girdim mevzuya…
Ve bakın nasıl cümleler işittim:

ESKİ MESAİ ARKADAŞINDAN…

“Sevgili Serkan kardeşim, Adnan Tanrıverdi’yi yakından tanırım. Kendisi ile mesai arkadaşlığı da yaptım. İddia edildiği gibi Silahlı Kuvvetler’den irticai faaliyetleri nedeniyle değil, 1996 senesinde kadrosuzluktan Tuğgeneral rütbesi ile emekliye sevk edilmiş bir subaydır.
Kendisi Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda gayrinizami harp eğitimini veren eğitmen subaylar arasında idi. Bu eğitimi alan kadrolarda bulunmak –ki ben de bu kadrolar arasındaydım- önemlidir ama bu eğitimi veren insanlar arasında olmak daha büyük önem taşır. SADAT’ı ben de senin gibi izliyorum. Benim bakış açım takdir edersin ki yirmi dene Özel Kuvvetler’de görev yapmış, yurt içinde ve Kuzey Irak başta olmak üzere yurt dışında sayısız operasyonda yer almış bir subay olarak biraz daha farklı.
Tanrıverdi’nin başında olduğu bir yapılanmayı asla küçümsememeni öneririm. Ama şunu da bilmeni isterim ki kendisinin ve bu görevleri yaptığını ve eğitimleri verdiklerini söyleyen kadroların yaptıkları Askeri Ceza Kanunu’na göre açık bir suçtur. Bizler gayrinizami harp eğitimini, büyük bir gizlilik içerisinde, ailelerimizin bile bilmediği mekanlarda alırken, bu mutlak gizlilik kurallarına ömrümüzün sonuna kadar uyacağımıza dair yazılı taahhütte bulunduk. Adnan Tanrıverdi de bu taahhütte bulunan subaylar arasındadır. Her devletin ve her ordunun gizli operasyon yapan birlikleri ve elemanları elbette olur. Ülkemizde de var. Ancak bu operasyonlar, bir anonim şirket aracılığı ile değil, başta TSK olmak üzere devlet kurumlarının gözetim ve denetimi altında, hukuki zeminde, hesap verilerek ve hesap sorularak yapılır. Bu yönleri ile bakarsan, ne yaptığı ve hangi kaynaklarla bu faaliyetleri sürdürdüğü belli olmayan bir şirketin, geçmişte Cumhurbaşkanlığı ile başdanışmanlık ilişkisine girmiş bir yapılanmanın bende ciddi bir endişe kaynağı olduğunu söylemem gerekiyor.”

 

YEKTA G. ÖZDEN 90 YAŞINDA!

Anayasa Mahkemesi’nin önceki başkanlarından Yekta Güngör Özden, tanımaktan onur duyduğum, namus abidesi hukukçuların başında gelir.
Onunla ilk tanışmamız 90’lı yılların başına rastlar.
Sonraki yıllarda dostluğumuz ve düşünce sevdamız, bizleri kesintisiz süren keyifli ve muhabbet dolu bir ilişkinin içinde kavurdu.
Yüksek Mahkeme’nin Başkanı olarak, Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarına bakan, etkisi yıllarca sürecek kararların altında duraksamadan imza atan bir hukukçuydu Yekta Bey.
10 Kasım 1953 günü Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’nden alınarak ebedi istirahatgâhı Anıtkabir’e nakli sırasında, Ulu Önder’in yüzünü görebilme şansı yakalayan birkaç kişiden biri de Yekta Güngör Özden’di.
O yıllarda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 21 yaşında genç bir öğrencisi olan Özden, Türk gençliğini temsilen orada bulunuyordu.
Atatürk’e ve Cumhuriyet devriminin ideallerine yürekten inanan, yürekten savunan bir aydınlanma bilgesi olan Yekta Güngör Özden, dün 90’ıncı yaşına girdi.
Sevgili oğlumun manevi dedesi de olan Yekta Bey, 5 Haziran 1932’de Tokat’ta dünyaya geldi.
Öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin zorluklar içinde büyüttüğü çocuklarının en büyüğü olan Yekta Bey, pandemi döneminde çok sevdiği kardeşi Süreyya Yücel Özden’i ve eşi Necla hanımı kaybetti.
Bugün Ankara – Çankaya’daki mütevazı apartman dairesinde üretmeye, düşünmeye, yazmaya devam ediyor.
Kendisine uzun ve sağlıklı daha nice yıllar diliyorum.
Doğum gününüz kutlu olsun Yekta Bey…

 

ÇETİN EMEÇ’TEKİ MUHTEŞEM SERGİYİ SAKIN KAÇIRMAYIN

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çetin Emeç Sanat Galerisi’nde “Geçmişten Bugüne Kemik Üzerine Minyatür ve Resim Sergisi”ne ev sahipliği yapıyor.
Bu muhteşem sergideki eserlerin sahibi, emekli Resim Öğretmeni Ayşe Nesibe Sözen.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Egemenlik Evi Çetin Emeç Sanat Galerisi’nde 19 Haziran’a kadar gezilebilecek sergide işlevsiz kalmış deve, dana ve koyun kemiklerini temizleyerek minyatür sanatı ile buluşturmuş Nesibe hocamız.
Adeta bir cana, yeniden can verilmiş hissine kapıldığınız bu muhteşem sergiyi tüm okurlarımın gezip görmesini salık veriyorum.
Emekle yoğurulan sanatın, hayatımıza nasıl güzellikler sunduğunu duyumsamak için eşsiz bir fırsat sunmuş Nesibe hocamız.
Eline ve yüreğine sağlık diyoruz…

 

HAFTANIN SÖZÜ

İnsan sonradan anlar, göze hitap edenle gönüle hitap edenin çok farklı olduğunu…
Sadi Şirazi

Hangi ‘nations’ daha önemli?

Babama ve anneme mektup yazsam?