Nihat AK/EGE TELGRAF- Ege Telgraf’a değerlendirmelerde bulunan İzmir Sosyoloji Derneği Başkanı Sadık Aktaş ile uzman psikolog Özlem Gülder Altuner, hızla değişen gündem karşısında kayıtsız görünen toplumun aslında duyarsız değil; yorgun, güvensiz ve sonuç alamamaktan tükenmiş olduğunu söyledi ve uyardı: “Kanıksanan kötülük, zamanla kuralsızlığı büyütür; toplumsal sessizlik ise daha ağır krizlerin önünü açar.”

DOĞAL BİR SAVUNMA
Hızlı gündem değişimlerinin kanıksandığı yönündeki görüşlerin aslında gerçeği yansıtmadığını belirten İzmir Sosyoloji Derneği Başkanı Sadık Aktaş, “Öncelikle kritik bir ayrım yapmak gerekir. Vatandaşın sessizliği her zaman duyarsızlık anlamına gelmez. Türkiye’de görülen tepkisizlik; ekonomik sıkışmışlık, bilgi bombardımanı, güvensizlik, korku, sonuç alamamanın birleşiminden doğan bir savunma davranışıdır. Geçmişte ekonomik kriz, siyasi kriz, doğal afet veya toplumsal şiddet belirli dönemlerde gündeme hâkim olurdu. Bugün ise bunların birçoğu eş zamanlı yaşanıyor. Bir orman yangını sürerken ekonomik veri açıklanıyor; kadın cinayeti tartışılırken siyasi operasyon gündeme geliyor; çocuklara yönelik şiddet konuşulurken futbol, bahis veya uyuşturucu soruşturmaları ortaya çıkıyor. Gündem aslında değişmiyor; üst üste yığılıyor.
Sosyal medya platformları bir olayın çözülmesini değil, dikkat çekmesini ödüllendiriyor. En yeni, en sert, en öfkeli ve en şaşırtıcı içerik daha fazla etkileşim alıyor. Böylece toplum bir konunun sonucunu beklemeden diğerine geçiriliyor” dedi.
‘EŞİK SÜREKLİ YÜKSELİYOR’
İnsan zihninin sürekli yüksek alarma dayanamadığına vurgu yapan Başkan Aktaş, “Her gün olağanüstü olaylarla karşılaşınca başlangıçta anormal görülen durumlar zamanla gündelik hayatın parçası haline gelir. Sosyolojide ve örgütsel araştırmalarda kullanılan “sapmanın normalleşmesi” kavramı, tekrar eden yanlışlıkların veya tehlikelerin zamanla olağan kabul edilmeye başlanmasını anlatır. Sürekli tekrar, insanlarda duyarsızlaşma ve kabullenme üretebilir. Büyük olay toplumu sarsar. Beşincisi öfkelendirir. Ellincisi ise sadece birkaç saniyelik telefon görüntüsüne dönüşebilir. Tepki var, fakat tepki parçalanıyor. Türkiye’de insanların hiç tepki vermediğini söylemek doğru değildir. Vatandaşlar sosyal medyada yazıyor, yardım topluyor, boykot çağrısı yapıyor, yürüyüşe katılıyor veya yakın çevresinde tartışıyor. Ancak bu tepkiler çoğu zaman kısa süreli, birbirinden kopuk, belirli bir kurumsal hedefe yönelmeyen, sonuçları takip edilmeyen tepkiler olarak kalıyor” diye konuştu.

HABERDEN KAÇINARAK KORUNMA
Üst üste gelen haber bombardımanı sırasında hangisi doğru hangisi yanlış, hangisi güvenilir olarak düşünmek yerine inşaların önemli bölümünün haberden kaçınmayı bir korunma yöntemi olarak seçtiğini dile getiren Başkan Aktaş, “İnsan, sürekli kendisini çaresiz, öfkeli veya korkmuş hissettiren içerikten uzaklaşarak ruhsal dengesini korumaya çalışır. Araştırmalar bilgi fazlalığının haber yorgunluğu, haberden kaçınma ve bilgiyi değerlendirme güçlüğüyle ilişkili olduğunu gösteriyor. “Bir şey değişmez” düşüncesi yerleşiyor. İnsanlar defalarca tepki verip sonuç göremezse zamanla kendi etkilerine olan inançlarını kaybederler. İktidarlar, kurumlar, şirketler ve suç örgütleri açısından en rahat ortam öfkeli toplum değil; etkisiz olduğuna inanmış toplumdur” şeklinde konuştu.
KRİZİ BİRİKTİRİR
Tepkisizliğin yaygınlaşmasının, cezasızlığı ve kuralsızlığı sıradanlaştırabileceğinin altını çizen Başkan Aktaş, “Şiddet, çevre tahribatı ve görev ihmali zamanla sistemin parçasına dönüşür. Yurttaş sandıktan, meslek örgütlerinden, sendikalardan ve sivil toplumdan uzaklaştıkça karar süreçleri güçlü ve örgütlü kesimlerin denetimine girer. Devlete, medyaya, adalete ve birbirine güven azaldığında dayanışma çözülür, bireyler yalnızlaşır. Bastırılan öfke ailede, trafikte, sporda, mahallede ve sosyal medyada şiddet olarak patlayabilir. Gençler liyakatsizlik ve eşitsizlik karşısında gelecek inancını kaybederek kamusal hayattan çekilir. Hızlı ulusal gündem ise İzmir’in deprem, su, yoksulluk, orman, barınma, ulaşım ve sanayi dönüşümü gibi kalıcı sorunlarını görünmez kılar. Böylece uzun sessizlik, toplumsal huzur değil, büyüyen bir çözülme ve birikmiş kriz üretir” ifadelerini kullandı.

DUYMAKLA YETİNİLMEMELİ
Bilinçli yurttaşlığın her bildirime yetişmek olmadığına vurgu yapan Başkan Aktaş, “Bilinçli yurttaşlık güvenilir kaynaklardan düzenli bilgi edinip belirli sorunları sonuçlanıncaya kadar izlemektir. Vatandaş öfkesini muhatabı, talebi ve takip tarihi belli somut taleplere dönüştürmeli; bireysel tepkisini meslek örgütleri, sendikalar, dernekler ve yerel girişimlerle güçlendirmelidir. Gazetecilik de olayları duyurmakla yetinmemeli; soruşturmaları, verilen sözleri, mağdurların durumunu ve alınan önlemleri aylar sonra yeniden sorgulamalı ve kamuoyuna sonuçları açıkça ısrarla aktarmalıdır” dedi.
TOLERANS YÜKSELMESİ
Peş peşe gelen büyük gelişmelere karşı insanların toleransının yükseldiğini belirten Uzman Psikolog Özlem Gülder Altuner, “Her geçen gün kayıplar, yaralanmalar, suçlar, siyasi tutuklamalar ve başka ağır gelişmeler duyuyoruz. Bu sürekli olumsuzluk akışı, insanlarda haber karşısındaki duyarlılığı aşındırıyor. Bağımlılıktaki tolerans kavramına benzer biçimde, başlangıçta sarsıcı olan olaylar zamanla sıradanlaşıyor; aynı etkiyi yaratmak için daha büyük bir felaket gerekiyor. Zihin, kendisini koruyabilmek için tekrar eden sarsıntılar karşısında giderek duygusal mesafe geliştiriyor. Böylece toplum, eskiden güçlü tepki vereceği olaylara alışıyor, şaşırmıyor ve günlük hayatına dönüyor. Gündemin ilgi çekmemesi, çoğu zaman ilgisizlikten değil, acıya karşı yükselen psikolojik toleranstan kaynaklanıyor” diye konuştu.

TOPLUMSAL DOKUYU ZAYIFLATIR
Büyük olaylara tepki verilmemesinin toplumsal dokuyu da zayıflattığını vurgulayan Uzman Psikolog Altuner, “İnsan olmanın, bir gruba ait olmanın ve ortak yaşamın gereği olan itiraz etme, karşı çıkma ve hak savunma becerileri geriler. Kötülük normalleşir, mağdurun yalnızlığı büyür, haksızlık yapanların cesareti artar. Duyarsızlık yaygınlaştıkça insanlar birbirlerinin acısına yabancılaşır, dayanışma azalır ve toplumsal güven çözülür. Sessizlik, yanlış davranışların bedelini düşürerek kuralsızlığın ve cezasızlığın toplumsal yaşamda yerleşmesini kolaylaştırır. Uzun vadede bu durum, daha büyük adaletsizliklere, şiddete ve ortak değerlerin kaybına zemin hazırlayabilir” şeklinde konuştu.
DUYARLILIK İNSANLIĞIN TEMELİDİR
Olaylara karşı öncelikle şaşırmama halinin sorgulanması gerektiğini belirten Altuner, “Kötülüğü kanıksamamak, normal görmemek ve başkasının acısını uzak bir mesele saymamak temel başlangıçtır. Bireysel olarak bilgi edinmek, tepki vermek, hakkı savunmak ve sessiz kalmamak gerekir. Toplumsal olarak ise ortak tepki örgütlemek, dayanışma kurmak ve sorunların takipçisi olmak önemlidir. Çünkü duyarlılık, insanlığın ve birlikte yaşamanın her zaman temel koşullarından biridir. Asıl ihtiyaç, her olaya alışmak değil; neden artık şaşırmadığımıza şaşırmak ve duyarlılığı yeniden güçlendirmektir” dedi.




