"Kurallar millete, imtiyazlar milletvekillerine mi?"

Abone Ol

Bir seçim dönemine daha yaklaşırken, hafızalarımızı tazelemenin tam zamanı...

Sandık meydanlarında ne diyorlar?
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
"Halkın hizmetkârıyız."
"Vatandaşla aynı şartlarda yaşıyoruz."

Peki gerçekten öyle mi? Hayır... Milletin temsilcisi olmak için yola çıkanların, zaman içinde milletin üstünde bir sınıfa dönüştürüldüğünü gösteren yeni bir ayrıcalık daha sessiz sedasız hayatımıza girdi. Bu kez konu trafik cezaları...
Üstelik mesele birkaç bin liralık radar cezası değil. Mesele adalet... Mesele eşitlik... Mesele bu ülkenin Anayasası'nın "kanun önünde herkes eşittir" hükmünün kimin için geçerli olduğu... Yeni düzenlemeye göre artık sadece görevdeki milletvekilleri değil, eski milletvekilleri de ömür boyu trafik cezası muafiyetine sahip. Radar mı? Kırmızı ışık mı? Hız sınırı mı? Sorun değil...
Ceza yazılıyor ama faturası milletvekiline değil, TBMM bütçesine, yani bu ülkenin vergisini ödeyen milyonlarca vatandaşın cebine gidiyor. Vatandaş kırmızı ışıkta geçerse... Binlerce lira ceza. Birkaç gün geciktirirse faiz. Ödemezse haciz. Ama aynı ihlali yapan eski milletvekili... Cüzdanına bile dokunmuyor. Çünkü cezasını millet ödüyor. İşin daha düşündürücü tarafı ise zamanlama... Vatandaşa yönelik trafik cezaları tarihin en yüksek seviyesine çıkarılıyor. Radar toleransları kaldırılıyor. Her gün yeni denetimler yapılıyor.
"Kurallara uymayan bedelini ödeyecek" deniliyor. Tam da bu dönemde milletvekilleri için bambaşka bir kapı açılıyor. Vatandaşa kemer sıkma...
Milletvekiline kolaylık... İşte toplumun vicdanını yaralayan nokta tam da burası.
Milletvekilliği elbette önemli bir görevdir. Kimsenin buna itirazı yok. Ancak görev sona erdikten sonra neden ömür boyu ayrıcalık devam ediyor? Dokunulmazlık... Yeşil pasaport... Özel emeklilik hakları... Protokoller... Ve şimdi de trafik cezaları... Bitmeyen bir imtiyaz zinciri... Oysa gerçek demokrasilerde temsil makamı, ayrıcalık değil sorumluluk makamıdır.
Çünkü milletvekili halktan üstün değildir. Halk adına görev yapar.
En acı tarafı ise bütün bunların ekonomik krizin en ağır yaşandığı günlerde yapılmasıdır. Emekli geçinemiyor. Asgari ücretli ay sonunu getiremiyor.
Gençler iş arıyor. Esnaf kepenk kapatıyor. Çiftçi maliyet altında eziliyor.
Vatandaş, birkaç kilometre hız sınırını geçti diye yüksek cezalar ödemek zorunda kalıyor. Sonra aynı vatandaşa deniliyor ki;
"Eski milletvekilinin trafik cezasını da sen ödeyeceksin."
İşte vicdan tam burada isyan ediyor. Bu düzenlemeye yalnızca vatandaş değil, bazı eski milletvekilleri de tepki gösterdi.
"Bu doğru değil."

"Toplumsal vicdanı yaralar." "Kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı" diyen siyasetçiler çıktı. Muhalefet partileri TBMM'de itiraz etti. Ancak sonuç değişmedi. Yasa geçti. Ayrıcalık kalıcı hale geldi. Sorulması gereken soru çok basit... Bu ülkede kırmızı ışık herkese aynı kırmızı değil mi? Radar cihazı milletvekilini görünce farklı mı çalışıyor? Trafik kuralları sadece vatandaşa mı yazıldı? Eğer kanunlar herkesi bağlamıyorsa... O zaman "eşitlik" kelimesinin anlamı nedir? Bugün mesele trafik cezası olabilir. Yarın başka bir ayrıcalık gelir. Sonra bir yenisi... Derken vatandaş ile yönetici arasında görünmez ama kalın bir duvar örülür. İşte demokrasiyi zedeleyen de tam olarak budur.
Çünkü demokrasi, yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafenin büyümesi değil, azalmasıdır. Sandık yeniden kurulacak. Meydanlar yine dolacak. Yine "milletin adamıyız" denilecek. Yine "eşitlik" denilecek. Yine "adalet" denilecek.

O gün geldiğinde vatandaşın hafızası güçlü olmalı. Unutulmamalı ki seçim meydanlarında verilen sözlerle, Meclis'te çıkarılan yasalar aynı terazide tartılır.
Ve vatandaşın sormaya hakkı vardır: Madem trafik kuralları hepimiz için var...
Neden cezalar hepimiz için aynı değil? Çünkü gerçek demokrasi, ayrıcalıkların çoğaldığı değil, eşitliğin güçlendiği rejimdir. Sandığa giderken bunu da unutmayın millet... Çünkü bir ülkede en tehlikeli şey, trafik cezaları değil; adalet duygusunun kırmızı ışıkta bekletilmesidir.