MASAK acaba Dilan Hanım’ın “Enerci”sini alabilecek mi?

Abone Ol

Türkiye garip bir ülke…
Türkiye Cumhuriyeti daha da garip bir devlet.
Ekonomide neredeyse yarım yüzyıldır ısrarla yapılan hataların bedeli, toplumun en az gelir seviyesine sahip kesimlerine ödetilirken, bir türlü onarılamayan vergi adaletsizliği servet-sefalet uçurumunu derinleştiriyor. 
Kayıt dışı kazançların yarattığı devasa ekonomi, devletin istediği bir durum mu yoksa mücadele ettiği bir sorun mu emin değilim… 
Yıllar önceydi. 
AKP iktidarı öncesinde (bugün yerinde yeller esen) Hazine Müsteşarlığı’nda ve BDDK’da üst düzey görevler alan emekli bir bürokrat, kayıt dışı ekonomi üzerine laflarken, hâlâ zihnimde mıh gibi çakılı olan şu analizi yapmıştı:

“KAYIT DIŞI İYİDİR”

“Siz bakmayın ekonomi bakanlarının ve yüksek bürokrasinin kayıt dışı ekonomiden şikayet ettiğine. Devlet bu konuda çoğu kez ‘Tavşana kaç tazıya tut’ der. Türkiye gibi ekonomisi krizlerden krizlere savrulan bir ülkede siyaset kurumu en az yüzde 40 oranında kayıt dışı ekonomi olması gerektiğini düşünür. İşin doğrusu bu kadar yüksek kayıt dışı ekonomi olmasaydı, Türkiye ekonomik krizlerden bu kadar hızlı çıkamazdı. Kayıt dışı ekonomi, evet vergi kayıplarına ve haksız rekabete sebep olur. Ancak sistemin çevikliğini de artıran bir unsurdur. Siyasetçi de ekonomi yönetimi de bu durumu bilir. Dolayısıyla kümesteki kazlar olarak gördüğü kayıt altındakilere abanır.”
Lafı uzattım biliyorum, gelmek istediğim nokta, kamuoyunu son günlerde fazlaca ilgilendiren Dilan-Engin Polat çifti ekseninde yaşananlar…

Henüz birkaç sene öncesine kadar doğum fotoğrafçılığı yapan bir kadın ile eğitimi, donanımı, deneyimi ne olduğu bilinmeyen eşi, kısa sürede yüz milyonlarca liralık servete ulaşabiliyor. 
Sosyal medyada milyonlarca insanın gözünün içine sokulan lüks tutkusu…
Bigudilere sarılan Euro banknotlar…
Hangi lüks arabaya bileceğini bilemediği için ağlayan bir çocuk…
Mandabatmaz  kahveyi altın ekleyerek içmeler… 
“Enerciiiiii” nakaratıyla kulaklara çalınan söylenen deli zırvası şarkılar…
Yüksek enflasyon ile her geçen gün yoksullaşan milyonların gözünün içine baka baka günlük harcamasının  750 bin TL olduğunu söyleyen bir kadın…
Gül demetlerinin arasına sıkıştırılmış altın ve dövizler…
İyi bir kariyer sahibi olmak ve elinin ekmek tutması için eğitim görmenin, emek sarf etmenin, kendini donatmanın beş paralık öneminin olmadığını anlatan manzaralar….
İlkokul ve ortaokula giden evlatlarının öğle yemeğini (bizzat Sayın Cumhurbaşkanı söz verdiği halde) veremeyen, kara delik olan projelere milyarlarca doları akıtırken öğlen yemeğini “masraf” olarak gören devlet baba, bu kişilerin peşine düşmemiş bugüne kadar. 
Bu servetin kaynağının ne olduğunu, güzellik malzemesi satılarak böyle bir servetin elde edilemeyeceğini adı gibi bilen maliyecilerimiz, mızrak çuvala sığmayınca anlamışlar bu rezaleti.
Kamuoyunda oluşan tepkiler ve basının bu görüntüleri diline dolaması sonrasında lütfen harekete geçen Mali Suçları Araştırma Kurumu (MASAK), hiçbirimizin şaşırmadığı sonuçlara ulaşmakta gecikmemiş.

4 AYRI SORUŞTURMA 
 
Dilan – Engin Polat çifti hakkında an itibarıyla “Suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “Suç örgütüne üye olmak”, “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” olmak üzere 4 ayrı suçtan soruşturma yürütülüyor.
MASAK'ın mercek altına aldığı isimler arasında, Dilan Polat, Polat'ın eşi Engin Polat, Engin Polat'ın babası Sezgin Polat, kardeşi Alper Kürşat Polat, anneannesi Zehra Yılmaz, dayısının eşi Nilgül Yılmaz, Dilan Polat'ın kardeşleri Can Doğu ve Sinem Sıla Doğu olmak üzere 8 kişi yer alıyor.
Tüm mal varlıklarına el konulduğu söylenen çiftin hakkında her gün yeni iddialar ortaya çıkıyor.

657 MİLYON TL ÇEKİLMİŞ

Konuyu Türkiye’de ilk gündeme getiren gazeteci meslektaşımız Seher Sultan Yaşayacak, soruşturmanın başlamasından itibaren banka hesaplarından çıkış yapılan şaibeli işlem miktarının 657 milyon TL’ye kadar yükseldiğini belirtiyor. 
Çiftin, Dubai’de de şirketleri olduğu bilinirken, adeta kara para aklama merkezi gibi çalışan bu ülkedeki bir mücevherat şirketi üzerinden de şaibeli işlemler olabileceği MASAK soruşturmasının odağında yer alan konu başlıkları arasında. 
İnternetten yapılan makyaj malzemesi satışlarının aslında gerçek bir makyaj olduğu, bu büyük servetin altında, hemen hepinizin tahmin edebileceği kaynakların olduğu da MASAK soruşturması kapsamında yer alıyor. 

BUGÜNE KADAR NEREDEYDİ? 

Ezcümle…
Dilan Hanım’ın o zihni sinir şarkılarında bahsettiği “Enerciiiiii”sini MASAK uzmanlarının alması an meselesi gibi bir şey.
Pekâlâ asıl sorun ne? 
Alın teri ile çalışarak, vergisini vererek, onca sıkıntı arasında istihdamını ve üretimini korumaya çalışan sanayicimiz, tüccarımız, esnafımızın üstüne sürekli abanan devlet, bu iki vatandaşın gözümüzün içine soktuğu suç örgütüne nasıl bu kadar uzun süre göz yumabiliyor? 
İlgi bakanlık ve kamu kurumlarının bu konuda da sıkı bir soruşturma başlatması ve varsa ihmali olanların Polat ikilisi gibi millete hesap vermesi gerekiyor…

+++++

GALATASARAY’A DA FENERBAHÇE’YE DE YAZIKLAR OLSUN!

Çocukluğundan beri Galatasaray’ı seven, Kadıköy ilçesinin en azgın Fenerbahçe taraftarlarının olduğu bir semtinde büyüdüğü halde Galatasaray aşkı hiç sönmeyen biriyim. 
Geçen sezon bileğimizin hakkıyla kazandığımız şampiyonluk sonrasında, Ziraat Türkiye Kupası’nı kazanan Fenerbahçe ile oynayacağımız Süper Kupa finalinin Suudi Arabistan’da oynanacağını öğrenince adeta beynimden vurulmuşa döndüm. 
Son yıllarda dünyanın en gözde futbolcularını transfer ederek dikkatleri üzerine çeken Suudi Arabistan ile bizim  bazı siyasetçilerimizin tek taraflı bir aşkı olduğunu biliyoruz. 
Meteliğe kurşun atan Merkez Bankamızın bilançosunda emanet döviz görünsün diye bu ülkeye el açtığımızı da biliyoruz. 

“STRATEJİK” İLİŞKİ…

Ve hepsinden ilginci, Suudi Arabistan Futbol Federasyonu Başkanı Yasser Al Misehal’in yaptığı açıklamada, iki ülke futbol federasyonları arasında “stratejik bir ilişki” olduğunu da öğreniyoruz. 
Bizim Futbol Federasyonu’ndan yapılan açıklamada ise Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki 2023 Turkcell Süper Kupa maçının, “KULÜPLERİN BİLGİSİ DAHİLİNDE” 30 Aralık 2023 Cumartesi günü saat 20.00'de Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bulunan Al-Awwal Park (Kral Suud Üniversitesi) Stadyumu'nda oynanacağı belirtiliyor. 
Ve bize de şu can yakıcı soruları sormak düşüyor: 
İki ezeli rakibin bu keyifli müsabakası neden ülkemizin herhangi bir kentinde (Sözgelimi İzmir’de) en yüksek kapasiteli stadyumlarımızdan birinde oynanmıyor? 
Her iki kulübü ve TFF’yi, binlerce kilometre ötede futbol kültürü de çölleşmiş bir Arap ülkesinde müsabaka oynatmaya iten motivasyon (!) nedir? 

YAZIKLAR OLSUN…

Ülkemizin iki köklü kulübünün bu önemli karşılaşması, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına yakışan bir atmosferde ve centilmenlikte kendi vatanımızda seyredilemiyor? 
Bu müsabakanın Suudi Arabistan’da oynanması karşılığında Türkiye hangi angajmanların içerisinde yer aldı ya da alacak? 
Ve son sözüm Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimlerine… 
Siyasetin burnunu soktuğu futbol endüstrisinde uluslararası başarı skalamız meydanda. 
Hal böyle iken kendi ülkesinin insanından müsabaka kaçıran tüm yöneticilere “yazıklar olsun” demekle yetiniyorum. 

+++++

İZMİR BASININDA YAPRAK DÖKÜMÜNÜN SON HALKASI “KAZATE”

Bu sütunlarda basın kuruluşlarının yaşadıkları zorlukları sıklıkla ele alıyoruz. 
Gazetecilik mesleği elbette yok olmuyor. 
Ancak binbir emekle üretilen, bana göre hepsi bir sanat eseri olan basılı gazeteler birer birer yok oluyor. 
Yetmiyor…
Kağıda basılı halde okurlarına ulaşmaktan vazgeçmiş, haber portalı olarak hizmet veren gazeteler dahi kapanıyor. 

KAZETE’YE VEDA…

Bu duruma son örnek, İzmir’de 26 yıldır başarıyla yayın yapan KAZETE oldu..
Kadın hakları sitesi KAZETE.COM.TR yayın hayatını sonlandırdı.
Türkiye'nin en uzun süreli kadın hakları gazetesi olan KAZETE 2016 Ekim'inde yayımladığı son sayısıyla basılı yayınına son verirken dijital ortamda (www.kazete.com.tr) yayınını sürdürüyordu. Ancak Kazete’nin internet sitesi de ekonomik koşullar nedeniyle geçen hafta yayın hayatından çekilmek zorunda kaldı.
KAZETE'nin kurucusu ve imtiyaz sahibi Berrin Gürçay Dilekçi, kuruluşundan beri ulusal ve uluslararası kadın aktivistleri, kadın örgütleri ve kadın platformlarıyla dayanışma ve iş birliği içerisinde www.kazete.com.tr 'yi yaşatmaya çalıştıklarını belirtiyor. 
KAZETE'nin gerek yazılı basının gerekse haber sitesinin kuruluşundan beri laik demokratik cumhuriyet ilkelerinden ödün vermediğini, kadın ve insan haklarının ve özgürlüklerinin genişletilmesinden, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlından, her türlü ayrımcılığa, şiddete ve emek sömürüsüne karşı mücadeleden yana tavır koyduğunu hatırlatan Dilekçi, iktidara karşı demokratik muhalefetin zayıflaması ve bir çıkış yolu bulamamasının Kazete'nin yalnızlaşmasında etken olduğunu kaydediyor. 

DİLEKÇİ’LERE TEŞEKKÜRLER

Tam da Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını kutlayacağımız ay, Cumhuriyeti ayakta tutan kadınlarımızın sesi olan bir basın kuruluşunun kapanması dramatik bir durum.
Bu önemli gazeteyi ısrarla okurlarına ulaştıran gazeteci büyüklerimiz Berrin Gürçay Dilekçi ve Ahmet Dilekçi’ye emekleri için sonsuz teşekkür ederken, gazete mezarlığında uykuya yatan KAZETE için üzüntülerimi kayıtlara geçirmek istiyorum. 
+++++

HAFTANIN SÖZÜ 

Dolu dolu yaşa hayatı, 
Dilini keşkeler sarmasın. 
Ve öyle birini sev ki; 
gündüz güneşe, 
gece yıldıza ihtiyaç kalmasın. 
Can Yücel