Bülent Özgen- Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında 16-17 Nisan'da Atina'da düzenlenecek "Okyanuslarımız Konferansı" sırasında biri Ege Denizi’nde, diğeri İyon Denizi’nde iki yeni Deniz Parkı ilan edeceğini duyurduğuna dikkat çekilerek şunlar kaydedildi:
"Yunanistan’ın, Ege sorunları bağlamında öteden beri hemen her platformdan istifade etme çabası içinde olduğu bilinmektedir. İlişkilerimizde son dönemde görülen yumuşamaya rağmen Yunanistan'ın bu defa da çevreyle ilgili hususları istismar ettiği görülmektedir.

Ege sorunlarını ve egemenliği uluslararası anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş bazı ada, adacık ve kayalıkların statüsüne ilişkin hususları kendi gündemi çerçevesinde kullanmamasını Yunanistan’a tavsiye ederiz"denildi.

Avrupa Birliği (AB) dahil üçüncü taraflara, "Yunanistan'ın çevre programlarına yönelik siyasi hamlelerine" alet olmaması konusunda ikazda bulunulan açıklamada, uluslararası deniz hukukunun, kapalı ya da yarı kapalı denizlerde kıyıdaş devletler arasında çevre konuları dahil işbirliğini teşvik ettiğinin altı çizilerek, Türkiye'nin Ege Denizi'nde Yunanistan'la işbirliğine her zaman hazır olduğu vurgulandı.

DENİZ PARKI NEDİR?

Deniz parkı, ekolojik sürdürülebilirliği sağlamak, deniz bilincini ve anlayışını teşvik etmek, deniz rekreasyon faaliyetlerini mümkün kılmak ve Yerli halklar ve kıyı toplulukları için faydalar sağlamak için ayrılmış bir deniz alanından oluşan belirlenmiş bir parktır.
Konu hakkında değerlendirme yapan Emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı’ da Natura 2000 projesine dikkat çekti. Atina’nın Ege’yi kendi iç denizi olarak kabul ettiğini ancak bunun da uluslararası anlaşmaya aykırı olduğuna dikkat çekti.

ADALAR

Emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı sözlerine; Yunanistan AB.yi kullanarak ada ve adacıklara sahip çıkmak istiyor. AB.nin doğal projesi olan “Natura 2000”’i kendi egemenlik haklarını için kullanıyor. Kendisine devredilmeyen adalara Natura 2000 projesi gerekçesiyle, kuş yuvaları,beslenme noktaları kurmakta ve kendi toprağı olarak işaretlemeye çalışıyor.

Deniz Parkı  denilen mesele buraları doğal koruma alanı ilan etmek, doğal yapıyı bozacak faaliyetleri engellemek, canlıların yetişmesini sağlamak, tabiatı korumak için yapılan bir girişim diyebiliriz. Bu konuya denizleri,okyanusları korumak için sadece  çevreci gözüyle bakmamak gerekir. Kapitalist güçler artık emellerini, çevreci kılıfı altında emperyal bir takım  maksatlar yatmaktadır.
Şimdi bakın Türkiye’de üç tane tuzak/proje vardır. Deniz Parkı üçüncü tuzaktır. Birisi akubams denilen deniz memelerini korumak  alanlarını ilan etme projesi ki bu proje de Avrupa Birliği projesidir. İkincisi Natura 2000.Bu proje kuş türlerini, bitkileri korumak maksatlı bir projedir. Üçüncüsü ise; Okyanus parkları, Deniz Parkı projesidir.
Bakın ilk ikisinde  başımıza neler geldi. Birincisi; Akubams projesi; deniz memeleri kapsamında Yunanistan ve AB adalar denizinde, bir takım alanları “Deniz Memeleri” koruma alanları olarak ilan etti. İlan edilen alanlardan bazıları, Foça’nın ve Saros Körfezi’nin önleridir. Bizim  atış ya da eğitim yaptığı alanlar. Sadece Saros Körfezi’nde yapabiliyoruz. Deniz kuvvetlerimizin eğitim alanlarını , bir başka deyişle deniz üstlerimizin önünü deniz memelerini  koruma alanları olarak ilan ettiler. Buralarda sonar çalıştırılamıyacağını, bununla birlite atış eğitimi yaptırılamıyacağını ilan edildi.
Bu ne demek; 

1. Türk Deniz Kuvvetleri bu alanları kullanamıyacak
2. Sonar çalıştırılmayarak,Yunan denizaltıları tespit edilemiyecek
3. Saros Körfezi’ni dışına Yunan denizaltısı gelse  tespit edemiyeceğiz.
4. Foça ve Saros körfez  bölgesinde eğitim ve atış yapamıyacağız.

Bu büyük bir tuzaktır.

İkincisine gelince; Natura 2000 projesi. Aman AB projesidir destek verelim, bizde katılalım diyerek bu projeye imza vererek bizde katıldık. Yunanistan eski Cumhurbaşkanı Natura 2000 projesi ikide bir  bizim milli güvenlik açısından çok önemli dedi ama bizimkilerden ses çıkmadı.
Egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş 152 adaya kuş yuvaları yaptılar.  Kuşları, endemik bitkileri koruyacak diyerek, kendilerini oralarda gösterebilmek için, bu alanların  kendilerine ait olduğu gösterecek faaliyetlerde, markalamalarda bulundular.
Sadece Türkiye ve adalar denizi ile sınırlı kalsa iyi. Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti de bu tuzağa düştü. Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti AB projesidir diyerek onlarda katıldılar. Karpaz Burnu, neredeyse Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin  üçte bir alan alan yerleşime kapatıldı. Nature 2000 nedeniyle Doğa Koruma alanı ilan edildi. Kıbrıs Türkleri’nin yerleşime engel olmak için yapıldı.

152 ADA

Şimdi de Okyanus Parkı, Deniz Parkı projesi. Kimbilir hangi kapatıma girişiminde bulunacak, Yunanistan eski Cumhurbaşkanın dediği gibi Yunanistan’ın Adalar ve Ege  Denizi’nde hükümdarlığını pekiştirecek. Bu sorgulanması gereken bir durum.
Peki biz ne yapıyoruz? Biz tek taraflı olmaz diyerek  itiraz ediyoruz. Madem Natura 2000’e imza attık. Egeylaklara(152 ada) biz kuş yuvası koyalım.Yunanistan’ı seyretmiyelim. Bu çok önemli bir durumdur. Biz de Natura 2000’den istifade edelim.Tek taraflı itirazla olmaz. Biz de Pire limanın önünü,Yunan deniz üslerinin önünü ilan edelim. Mesela Girit’in önünü ilan edelim.

Yunanistan bu ilanlarla, adalar denizini bir Yunan Gölü olarak gördüğünü tescil ettirmeye uğraşıyor. Yani buradaki alanları ben ilan edebilirim diyor. Bunlar canlı varlıkların korunması. Buradaki en büyük tehlike şudur. Bunun gündem yapılması lazım.
Yunanistan Münhasır Ekonomik Bölge hakkını kullanmak istiyor. Bir başka deyişle MEB ilan ettiğini gösteriyor. Buralarda, sadece biz varız diyor. Canlı varlıkları koruma hakkı Münhasır Ekonomik Bölge hakkı olan devlete aittir. Bu durumun sorgulanması lazım. Türkiye’nin MEB hakkını bu bölgede kullanamazsın demesi gerekmektedir. Sadece Yunanistan’a değil AB ve BM’ye  de tepki göstermek lazımdır. Benim Mavi Vatan haritasında MEB. gösterilmektedir denmesi gerekmektedir. Türkiye bu oyunu bozmalıdır.

MEB NEDİR?

Emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı; Bir ülke kıyılarından 200 deniz mili kadar alanda yani 350 kilometrelik bir alanda petrol ve doğal gaz aramak, deniz canlılarını ekonomik açıdan değerlendirmek için tanınan egemenlik haklarını ihtiva ediyor.

7 Aralık 2023 de yüksek düzeyde istişare toplantısı Atina’da yapıldı. Atina Bildirgesi imzalandı. Daha üç gün geçtikten sonra Yunanistan Milli Savunma Bakanı “Türkler üç şeyden vazgeçmesi lazım”dedi.

1. Yunanistan kara sularının artırılmaması için T.B.M.M.de 1995 yılında alınan  kararı iptal etmemiz

2. Libya Anlaşması’ndan

3. Mavi Vatan’dan vazgeçmeliler demişti.

Bodrum açıklarında 72 düzensiz göçmen kurtarıldı Bodrum açıklarında 72 düzensiz göçmen kurtarıldı

Karşımızdaki devletin istediği üç talepten ikisinin sorumluğu  bana aittir. Bu konu da mütevazı olamayacağım.

Peki bu Atina mutabakatı ne oldu? Yunan Dışişleri Bakanı Zürafa Adası bizimdir dedi. Bu açıklamayı  30 Kasım da yapmıştı. Bizimkilerden bugüne kadar hiçbir ses çıkmadı. Devletler arası uygulama da  itiraz etmezsen sen  bu durumu kabul etmiş sayılıyorsun.

Türkiye’nin de Natura 2000 nedeniyle ilan edeceği Deniz Parkları’nı tanımayacaksın. Oralarda deniz tatbikatı yapacaksın.Yapılacak anlaşmalarda çok dikkatli olmamız lazım. Anlaşmanın sonuna bir dip not olarak da yazılabilinir. Buna dikkat etmezsek otomatikman bu durumu kabullenmiş oluruz. Yunanistan iyi niyetli olmadığını bir kere daha göstermiştir. Kendisini takım adaları devleti olarak lanse etmeye çalışıyor. Türkiye’nin haklarını yok saydığını bir kez daha göstermiştir.
7 Aralık Atina Bildirisi’nden sonra bir sürü olay olmuştur. Yunanistan’ın Türkiye aleyhine bir süre beyanları olmuştur. Türkiye ise Deniz Parkı açıklamasına kadar hiçbir şekilde cevap vermemiştir. O zaman da söylemiştim. Yunanistan ile nasıl geçiniyoruz ki dostluk havası estirilen bu anlaşmayı imzaladık. Bazıları Türkiye’ye yakın 10  adalara kapıda vize uygulaması sağladık diye cevap vermişlerdi. Zaten fakir olan bu adaların geçimi  Türkiye’ye bağlıdır. Mikanos’a niye vize vermiyorsun, niye anakarana vermiyorsun. Çünkü buralarda Türkleri istemiyorlar. Kısacası Yunanistan’ın kendi faydası olduğu için kapıda vize uygulaması yapıyorlar.

Yunanlılar ise Türkiye’ye bırakın vizeyi, pasaportu kimlik ile giriyorlar. Tehlikenin büyüklüğüne bakar mısınız? Türkiye’de FETÖ yeniden faaliyete geçti. Bazı FETÖ’cüler Türkiye’ye girerken yakalandı diye  haber çıkıyor. Türkiye’den kaçan FETÖ’cüler herhangi bir ülkenin pasaportu veya başka bir kimlik ile girseler biz onları tespit edeceğiz.

Yunanistan ile masaya oturan veya tokalaşan kişi  değil ellerini, kollarını kontrol etmek zorunda. Neden dersiniz. Hatırlarsanız bundan sonra “it dalaşı” olmayacak denilmişti. Ben de it dalaşı nasıl olmayacak diye endişemi belirtmiştim. İt dalaşı nasıl oluyordu. Yunanistan’nın karasuları 6 mil, uluslararası hukuka göre de hava sahası da 6 mildir. Yunanistan hava sahasını 10 mil olarak uyguluyor. Bizim uçaklarımız da uluslararası hukuka uygun olarak 6 mil olan hava sahasına girmiyorlardı. Yunanistan 6 mil ile 10 mil arasını uluslararası hukuka aykırı ihlal olarak görünce  it dalaşı da otomatikman  oluyor.
Bakanlıklar kendi mevzuatları ile ilgili  uluslarası anlaşmalara imza atıyor. Bu durum Deniz Kuvvetleri’nin hareket sahasını kısıtlıyor. Ama denizciliğe verilen önem Genel Müdürlük seviyesinde kalıyor. Türkiye’deki çok başlılık koordineli hareketi önlüyor. Deniz stratejisi ve politikaları tek elden yönetilmelidir. Denizde kıyısı olmayan ancak ihracatı denize bağlı devletler Denizcilik Bakanlığı kurmuşlardır. Türkiye’de böyle bir yapı yok.

Kaynak : Emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı

Kaynak: Bülten