Nihat AK/EGE TELGRAF- En düşük emekli aylığının 23 bin 552 liraya yükseltilmesine ilişkin başlatılan sürecin kısa zamanda tamamlanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ege Telgraf’a değerlendirmede bulunan emekliler ve sosyal güvenlik uzmanları 3 bin 552 liralık artışın geçim sorununa çare olmayacağını belirtiyor. Uzmanlar, geçici zamlar yerine emekliyi enflasyon karşısında koruyacak, prim gününü gözeten kalıcı ve adil bir maaş sisteminin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
‘LÜTUF, BAĞIŞ, İKRAM DEĞİL!’
Emeklilere ödenen maaşların bir siyasi ikram olmadığını belirten İzmir Kent Konseyi Emek ve Emekli Çalışma Grubu Başkanı Selami Ercan, “Bugün emekli aylıkları olması gereken yerde değildir. Yıllarca çalışan, üreten, vergi veren ve sosyal güvenlik primlerini düzenli biçimde ödeyen insanlar, ülke bütçesine yükmüş gibi gösterilemez. Emekliye ödenen aylık bir yardım, bağış ya da siyasi ikram değil; yıllar boyunca ödenen primlerin ve ortaya konulan emeğin karşılığıdır. Ne yazık ki her zam döneminde aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Son dakikaya bırakılan hesaplamalar, “iyileştirilecek”, “düzenlenecek”, “çalışma yapılacak” şeklindeki gelecek zaman cümleleriyle emekliler oyalanıyor. Kanun teklifi, komisyon, Genel Kurul, kararname ve Resmî Gazete süreçleri anlatılıyor ancak sistemin temel çarpıklığına bir türlü dokunulmuyor” dedi.
‘TÜİK BAZ ALINAMAZ’
TÜİK rakamlarıyla emekli maaşlarının hesaplanamayacağına vurgu yapan Başkan Ercan, “Emekli aylıklarının yalnızca Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı genel enflasyon oranları üzerinden belirlenmesi doğru değildir. Çünkü açıklanan ortalama enflasyon ile emeklinin çarşıda, pazarda, eczanede ve faturalarda yaşadığı enflasyon aynı değildir.
Dar gelirlinin bütçesinde gıda, kira, enerji, ulaşım ve sağlık harcamalarının payı çok daha yüksektir. Bu kalemlerdeki fiyat artışları genel ortalamanın üzerine çıktığında, emeklinin gerçek alım gücü açıklanan resmî orandan çok daha hızlı düşmektedir. Kâğıt üzerindeki enflasyon başka, mutfaktaki yangın başkadır.
“Emekli olunca gider azalır” düşüncesi de gerçeği yansıtmamaktadır. Yaş ilerledikçe sağlık harcamaları, ilaç giderleri, muayene ve katkı payları artmaktadır. Emeklinin ulaşım, barınma, bakım ve beslenme giderleri devam etmekte; bazı harcamalar gençlik döneminden daha ağır hale gelmektedir.Bu nedenle emekli maaşları hesaplanırken yalnızca genel tüketici fiyat endeksi değil, emeklinin gerçek harcama sepeti esas alınmalıdır. Çarşının, pazarın ve eczanenin nabzını tutmayan bir ölçümle adil maaş artışı yapılamaz” diye konuştu.
‘ADALETLİ SİSTEM’
Kalıcı ve adaletli bir emekli aylığı sistemi istediklerinin altını çizen Başkan Ercan, “Emekliler her altı ayda bir geçici zam tartışması yaşamak istemiyor. İstenen şey, günü kurtaran artışlar değil; enflasyon karşısında erimeyen, ekonomik büyümeden pay veren ve çalışma hayatındaki emeği gözeten kalıcı bir maaş sistemidir.
En düşük emekli aylığı açlık sınırının üzerinde belirlenmelidir. Bu rakam herkes için yalnızca bir sosyal taban olmalı; kişinin ödediği prim miktarı, prim gün sayısı ve çalışma süresi bunun üzerine eklenmelidir. Az prim ödeyenle uzun yıllar yüksek prim ödeyen emeklinin aynı aylığı alması sosyal güvenlik sisteminin prim-emek dengesini bozmaktadır.
Bugünkü sistem, daha fazla çalışanı ve daha fazla prim ödeyeni cezalandıran bir yapıya dönüşmemelidir. Emekli aylıkları arasında prim gününe ve prime esas kazanca göre anlamlı bir fark bulunmalıdır. Böylece hem sosyal adalet korunur hem de kayıtlı çalışmanın ve düzenli prim ödemenin değeri yeniden tesis edilir.
Talebimiz açlık sınırının üzerinde bir taban aylık, bunun üzerine prim gününü ve ödenen primi yansıtan adil bir hesaplama, gerçek enflasyona karşı otomatik koruma ve ekonomik büyümeden emekliye refah payı. Emekli sadaka değil, yıllarca biriktirdiği hakkın adil karşılığını istiyor” şeklinde konuştu.
‘HAYAT KABUL ETMİYOR’
TBMM’nin kabul ettiği en düşük emekli maaşını hayat şartlarının kabul etmediğini savunan emekli aktivist İbrahim Yılmaz, “En düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira olma yolunda ilerliyor. Açlık sınırı 35 bin lirayı aşmışken AK Parti’nin, en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükseltilmesine ilişkin düzenleme önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi plan ve bütçe komisyonunda kabul edildi. Ancak bu ülkeyi yönetenlerin, milletin vekillerinin ve TBMM’nin kabul ettiği hesabı hayat kabul etmiyor. Emekliye 23 bin 552 lira verip “geçin” demek, dört işlemle mucize istemektir. Kirasını öderse mutfağı boş kalıyor, ilacını alırsa faturası birikiyor, sofrasını kurarsa ay sonunu göremiyor. Emeklilik artık yılların yorgunluğunu dinlendiren bir dönem değil; yetmiş yaşında yeniden iş aramanın adı haline geldi. Bu ülkenin fabrikasını, tarlasını, tezgâhını ve ekonomisini bugünün emeklileri ayakta tuttu. Yıllarca prim ödeyen, vergi veren ve üreten insanlar bugün bütçeye yükmüş gibi gösterilemez. Patrona teşvik, rantiyeye faiz, ayrıcalıklı kesimlere kaynak bulunurken emekliye “para yok” denilmesi ekonomik bir zorunluluk değil, siyasi bir tercihtir. En düşük emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalı; millî gelir artışından ve ülkenin büyümesinden emekliye hak ettiği pay verilmelidir. Emekli sadaka istemiyor. Geçmişte ödediği primin, döktüğü alın terinin ve bu ülkeye kattığı değerin karşılığını istiyor. Çünkü emekli bütçenin yükü değil, bu ülkenin birikmiş emeğidir” dedi.
‘KALICI İYİLEŞTİRME!’
Sosyal güvenlikte gelir-gider dengesi kurulmadan emekli maşlarında kalıcı bir iyileştirmenin yapılamayacağını belirten Sosyal Güvenlik Uzmanı Necati Çetiner, “Sosyal Güvenlik Kurumunun mali yapısı ne kadar güçlü olursa, emeklilere sunacağı sosyal güvence de o kadar güçlü olur. Ancak bugün prim tahsilatındaki sorunlar, kayıt dışı istihdam, düşük prime esas kazançlar, ödenmeyen borçlar ve sık sık değiştirilen uygulamalar nedeniyle gelir-gider dengesinin istenilen düzeyde kurulamadığı açıkça görülmektedir. SGK yalnızca emekli aylığı ödeyen bir kurum değildir; sağlık hizmetlerinden dul ve yetim aylıklarına, malullük ödemelerinden çeşitli sosyal haklara kadar çok geniş bir yükümlülük alanına sahiptir. Bu nedenle sistemin sürdürülebilirliği için primlerin düzenli ve gerçek ücretler üzerinden yatırılması, kayıt dışılığın azaltılması ve kurum kaynaklarının günübirlik kararlarla değil, uzun vadeli bir mali planlamayla yönetilmesi gerekir. Sağlam bir gelir-gider dengesi kurulmadan, emekli aylıklarında kalıcı ve gerçek bir iyileşme sağlamak mümkün değildir” diye konuştu.
TABAN VE TAVAN FARKI
Taban aylıkların insanca yaşamaya, diğer aylıkların ise ödenen prime göre belirlenmesi gereğine işaret eden Çetiner, “En düşük emekli aylığı, insan onuruna yakışır yaşam koşulları ve emeklinin gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu rakam açlık sınırının altında kalmamalı; emeklinin barınma, beslenme, sağlık ve temel yaşam giderlerini karşılayabilecek bir sosyal güvence tabanı oluşturmalıdır. Ancak taban aylık bütün emeklileri aynı seviyeye eşitleyen bir sisteme dönüşmemelidir. Daha uzun süre çalışan, daha fazla prim günü bulunan ve daha yüksek prim ödeyen emeklinin aylığı da buna göre farklılaşmalıdır. Az prim ödeyenle çok prim ödeyenin aynı maaşa mahkûm edilmesi hakkaniyetli değildir. İhtiyaç duyulan şey, her zam döneminde Meclisten çıkacak son dakika düzenlemelerini bekleyen bir yapı değil; taban aylığı insan onuruna göre, diğer aylıkları ise prim günü ve prime esas kazanca göre belirleyen kalıcı, şeffaf ve adaletli bir emeklilik sistemidir” ifadelerini kullandı.