Memur, emekli, işçi açlıkla boğuşuyor

Abone Ol

Bu ülkede dakikada 25 bin lira harcanıyor. Ama memur, emekli, işçi hala açlık pençesinde.
Resmî bütçe verileri açıklandı. Rakamlar, devletin gelirlerinin nasıl harcandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Saray’ın aylık maliyeti 1 milyar 80 milyon TL. Günlük 36 milyon TL, saat başı 1,5 milyon TL, dakikada 25 bin TL harcanıyor!

Bu paralar kimin cebinden çıkıyor? Halkın… Memurun, emeklinin, işçinin alın terinden, ödenen vergilerden, yapılan kesintilerden. Ama aynı dakikalarda bu ülkenin milyonlarca vatandaşı geçim derdiyle boğuşuyor. Kamu hizmetlerini ayakta tutan memurlar, yıllardır enflasyon karşısında eriyen maaşlarıyla yaşam mücadelesi veriyor. Temmuz’da verilen sözde “zam” daha hesaplara yatmadan enflasyonla yok oldu. Market raflarındaki etiketler, bordrodaki rakamları çoktan geçti.

Elektrik, doğal gaz, kira, ulaşım, eğitim giderleri… Memur maaşı daha ayın ortasında suyunu çekiyor. Çocuğunu okutmak isteyen, ev kirasını ödemek zorunda olan yüz binlerce memur, borç sarmalında çırpınıyor. Üstelik memurlar, sadece düşük maaşlarla değil, liyakatsiz atamalarla, keyfi görevden almalarla, güvencesizleştirme politikalarıyla da karşı karşıya. Saray’ın bir dakikada harcadığı 25 bin TL ile bir memura iki aylık maaş verilebilecekken, memura gelince “kaynak yok” deniyor.

Türkiye’de 16 milyondan fazla emekli var. Büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor. Ortalama emekli maaşı 19 bin TL civarında. Açlık sınırının 27 bin TL, yoksulluk sınırının 87 bin TL olduğu bir ülkede bu maaşla geçinmek mümkün mü? Pazara çıkan emekli, fileyi dolduramadan dönüyor. Kimi torununa harçlık verememenin, kimi ilaç parasını ödeyememenin üzüntüsünü yaşıyor. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, prim ödemiş, vergi vermiş insanlar, bugün ikinci bir iş aramak zorunda kalıyor.

Emeklilerin talebi net: İnsanca yaşayabilecek bir maaş! Ama devletin bütçe tercihlerinde bu talepler yok. Saray’ın bir dakikada harcadığı 25 bin TL ile bir emekliye bir yıllık ilaç desteği sağlanabilecekken, yılda sadece iki kez 5 bin TL bayram ikramiyesi verilmesi, açıkça halkın taleplerinin görmezden gelindiğinin kanıtıdır.

Asgari ücretli bir işçi bugün 22 bin TL maaş alıyor. Ama bu para, artan kira, fatura, gıda ve ulaşım masrafları karşısında daha ayın ilk haftasında eriyor. Yoksulluk sınırının 87 bin TL olduğu bir ülkede 22 bin TL ücret, işçiyi yoksulluğa mahkûm etmekten başka bir şey değildir.

Bankalara olan kredi ve kredi kartı borçları her geçen gün artıyor. İcra dosyaları patladı. İşçiler, çarkı döndürebilmek için ikinci hatta üçüncü işlere yöneliyor. Buna rağmen hâlâ “kaynak yok” deniliyor. Üstelik işçiler, yalnızca düşük ücretlerle değil, iş cinayetleri, sendikasızlaştırma ve taşeronlaşma gibi sorunlarla da boğuşuyor. İnsan hayatı, maliyet hesabının bir kalemine dönüşmüş durumda.

Burada bir gerçeği açıkça görmek zorundayız: Sorun kaynak yetersizliği değil, kaynakların nasıl ve kimler için kullanıldığıdır.

* Aylık 1 milyar 80 milyon TL ile binlerce kreş yapılabilir.
* Günlük 36 milyon TL ile yüz binlerce öğrenciye ücretsiz yemek sağlanabilir.
* Dakikada 25 bin TL ile bir mahalledeki bütün emeklilere insanca maaş verilebilir.
Kaynak var, ama bu kaynak halkın refahı için değil, gösteriş için harcanıyor. Bu durum, sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda bir sosyal adalet sorunudur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi, devleti bir sosyal hukuk devleti olarak tanımlar. Bu ilke, devletin vatandaşına insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlaması gerektiğini söyler.

Anayasa’nın 55. maddesi, “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların insanca yaşamasını ve emeğin karşılığını almasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” der.
Ayrıca 73. madde vergi adaletini düzenler: “Herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Vergiler halktan toplanır ve halkın ortak yararı için harcanmalıdır. Ancak bütçe uygulamaları, bu anayasal ilkelere aykırı bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Buradan hükümete, Meclis’e ve tüm yetkililere sesleniyoruz:

* Memur, emekli ve işçiler için acil ek zam yapılmalıdır.
*Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, insanca yaşanabilecek seviyeye çıkarılmalıdır.
* Vergi adaleti sağlanmalı, bütçe kaynakları halkın refahı için kullanılmalıdır.
* Sosyal devlet ilkesi gereği, devlet, yurttaşının onurlu yaşam hakkını güvence altına almak zorundadır.

Bu talepler bir lütuf değil, Anayasa’nın güvencesi altındaki haklarımızdır!